icime agliyorum.
bagiramamak, insanin omzunu koyacagi birinin olmamasi ne kadar kotu. omzumu koydugum kisi icin agliyorum. onun omzunun yerini kimseninki tutmuyor.
bir yandan unutursa korkuyorum, ya unutursam diye, gulusunu beynime ve kalbime kazidim. sesini bazen unuturum diye korkuyorum. sanki unutacakmisim gibi. yillar gecse de sizisi gecmiyor. butun cocuklugum "o" cunku.
sabah kalktigimda uzgundum. bu gun aklimda bile yoktu ama nedenini bilmedigim bir sekilde uzgundum. sonra bugun ayin kaci acaba diye takvime baktigimda farkettim, o lanet gun yine gelmis. aci icime islemis artik. yasamayi ogreniyorsun ne olursa olsun devam ediyorsun ama hep sizliyor. hep mi sizlar ki? hic mi gecmeyecek? yasayamadiklarimin ve yasadiklarimin ozlemi icimi acitiyor. seneler gecti, hala bogazimda cozulmeyen dugum 'baba' derken. gülümsüyorum. gülümsüyorum ki agladigim belli olmasin. icime icime agliyorum. yanimda bir omuz yok. guvenebilecegim, kendimi serbest birakabilcegim, o aptal gururumu bir yana birakmami saglayip gucsuz olabilecegim biri yok.
3/7/15
6/19/12
Ne buldum bak. Dur ama ilk önce giriş yapayım bir. Bu blogger ben girmeyeli değişmiş mi ne? Neyse.. Eskiden, yani ben çocukken, Çağlan'ın değişiyle; ''çocukken küçükken'' bir şeyler saçmalar, yazar sonra da yakardım. Neden yakardım bilmiyorum. Şiir, yazı vs hep yakardım. Sanırım o zamanlardan başlamış benim şu hastalıklı gururum. ''Kimse görmesin'' ve hatta ''ben bile görmeyeyim sonradan.'' Çünkü ne zaman görsem eski yazdıklarımı, utanırdım kendimden. Yazdıklarımı atmıyorum bile, yakıyorum düşün bak psikopatlığımı. Bir bohem havalar falan. Yok ya ondan diil. Buradan psikolocikimsi tespit yumakları yaparak, eskiden ''kimseye güvenmeyen'' aslında güvenmeyen değil de, hooop haydi buradan da yapalım bir tespit; ''tırsık bir çocuk''muş-tum şeysilerini çıkarabiliriz. ''Rezil olurum'' endişelerini çok büyük yaşlarda üzerimden atıp, kendimi yendim zaten ben. İçimden kendi kendimi telkin ederdim: Utanma, heyecanlanma. Bak bu normal bir durum. Nefesini tut Özge.. Şimdi de bu endişeden yersiz ve arsızca yer eden heyecanlarımdan tamamen kurtulabildiğimi söyleyemem gerçi. ''Cool'' bir edayla, kalbim pırpır hıphızlı atarken, olması gerekenden fazlaca soğuk durma pozunda çözdüm bulayı. Öyle bir maske ki, buz gibiyim dışardan. Ha tabii sonrasında, o buz gittikçe eriyor. Süresini ayarlamayı henüz keşfedemedik ne yazık ki. =) Şimdi ben bunu önceden koymuş da olabilirim ama iki saat blogumda arama yapmak da istemeyecek kadar tembel biriyim. Blogumda öyle aman aman bir yazı miktarı olmadığını varsayarsak tembelliğimin ne derece fazla olduğunu görebiliriz. Amaaaaan yine uzattım. Ergenken (dalga geçerseniz diye şeettim, gardımı aldım, hemen ekledim) yazdığım (niye böyle bişi yazmışım, ne hissetmişim falan bilmiyorum hiç) şiyyyyirim. Buldum bunu. Al:
Ağır günler , daha da ağır günler
Sessizlikten bir şey anlamayan sesler
Yaşlandıkça yorar kalbi fer fer
En sonunda susarız tamamen , ve şeytan bizi dinler
Ağır ağır başlar ve geçer günler ,
Kulağımı tırmalayan sensizliğin sesleri...
( sessizliğin sesleri )
Ruhsuzluk adeta resimsiz televizyon gibi
( ya da boş bir teneke )
Elbette yaşayacak hiç yere
( benim gibi sızlanarak )
Veya yaşayacak benim haricimde
( sonu belli perdesiz geleceğim gibi )
Ölümün ıslaklığını süzen meçhul azrail gibi...
Tek ihtiyacım olan sen ve sen iken yıldız ,
hayallerdesin sadece ,
( her zamanki gibi ) birlikteyiz ve yalnız...
Not: Ay yine utandım. Şaka gibin. Bu ne abiiiiiiiiğğğğğ?
Ağır günler , daha da ağır günler
Sessizlikten bir şey anlamayan sesler
Yaşlandıkça yorar kalbi fer fer
En sonunda susarız tamamen , ve şeytan bizi dinler
Ağır ağır başlar ve geçer günler ,
Kulağımı tırmalayan sensizliğin sesleri...
( sessizliğin sesleri )
Ruhsuzluk adeta resimsiz televizyon gibi
( ya da boş bir teneke )
Elbette yaşayacak hiç yere
( benim gibi sızlanarak )
Veya yaşayacak benim haricimde
( sonu belli perdesiz geleceğim gibi )
Ölümün ıslaklığını süzen meçhul azrail gibi...
Tek ihtiyacım olan sen ve sen iken yıldız ,
hayallerdesin sadece ,
( her zamanki gibi ) birlikteyiz ve yalnız...
Not: Ay yine utandım. Şaka gibin. Bu ne abiiiiiiiiğğğğğ?
4/1/12
İnsanlığımız dizilere kalmış
Suskunlar diye bir dizi yayınlanmaya başladı. Oyuncu kadrosundaki insanlar, çoğunlukla ekranda gördüğümüz, halka kendisini sevdiren tanıdık, populer diyebileceğimiz isimlerden oluşuyor.
Dizinin konusu (3bölüm boyunca izlediğim kadarıyla) Küçükken ıslah evine düşmüş olan 4 çocuğun ıslah evinde gardiyanlar ve diğer mahkumlar tarafından uğradığı cinsel ve fiziksel şiddet sonucunda, büyüdüklerinde içlerindeki öc alma duygusu, hayata karşı nefretleri, güvensizlikleri ve tekrar suca dahil olmaları süreci. Bu çok tanıdık bir konu aslında. Dizi yayımlanmaya başlamadan bir iki ay önce polatlı ceza evinde olan olayları biliyorsunuz.. Bilmiyorsanız bir önceki yazıma bakmanız yeterli olacaktır.. (Hatta şimdi ben bir önceki yazıma baktım da, orada eski bir davadan alıntılayarak yazdığım ''tecavüz'' konusunu görünce kendimden, yaşadığım dahil olduğum topluluktan utandım. Hiç bir şey değişmemiş. Hiç bir şey değişmiyor.)
Bu meydana gelen iğrenç olaya, insanların tepkisi sanırım beni en çok üzendi. ''Onlar da taş atmasalardı'' Onlar da.. Onlar da.. Türkiye'de nerden baksan, nereye baksan çıkmaz yol. Gerçekten artık benim ümidim falan kalmadı, tükendi. Hukuk, hak, adalet desen yok. Halkın vicdanı yok zaten. Beyin desen o hiç ama hiç yok aramayın kardeşim. Arkadaşım bir suçlu (ha suçu bile yok o ayrı, o da hak adalet kısmıyla ilgili işin) işlediği suçtan dolayı içerdedir. (Ya da diildir; adalet) İşlediği, cezasını çektiği sucunu mazeret göstererek başkasının ona yaptığı bir suçu, adaletsizliği meşrulaştıramazsın. Hele devletinkini HİÇ. ''Onlar da taş atmayaydılar'' demek; kalbi, vicdanı geçtim beyin fonksiyonlarının çalışmadığını gösterir. Ha işin adalet kısmını geçiyorum. Zira adalet kısmıyla ilgili zaten dilimde tüy bitti. Adaletsizliği anlatsam bana insanlar zaten yine onlar da bunlar da bıdıbıdı diyecekler.
Konumuza geri dönelim. Suskunlar dizisi. Canlandırılan rollerin etnik kökeni belirtilmiyor dizide (3 bölümde.) Bir tür diiller nitekim onlar. Onlar insanlar. Türk, kürt, ermeni, müslüman, yahudi, aslan, kaplan diil, insanlar. İki ay önce yukarıda bahsettiğim tepkileri veren insanların şu andaki suskunlar fanatikliği, Ahmet Kaya fanlığı, aktivistlikleri, azınlık hakları koruyucu tavırlarını görünce sevineyim mi sevinmeyim mi karar veremedim. Afalladım bi' ilk. Dedim 'laaaaan demek buymuş olay.'
Sonra düşündüm. Hürrem var Hürrem. Şimdilerde herkes turuncu oldu, moda oldu. Hürrem diyorlar. Hürrem iyi biri aslında. O çok haksızlığa maruz kalmış. Ondan hep bu şeysileri, kötülükleri falan. O kendisini koruyor ya. Hürrem kendisini koruyor. Suskunlar dizisindeki karakterler çok acı çekmişler, tecavüz, taciz kimsenin kaldıramadığı şeyleri yaşamışlar. Bırakın kötülük yapsınlar falan hakları. Ay yazık onlara.
Bizim gerçek polatlı cezaevindekilerin suçu nedir acaba? Onlar bırak kendisini savunmayı, seslerini bile duyuramıyorlar.
Ama bir müjdem var içerdeki çocuklara, suçsuzlara, şiddete maruz kalan insanlara: Merak etmeyin şimdi Suskunlar diye bir dizi var. Herkes Facebook'unda Ahmet Kaya paylaşıyor. Herkes sizi savunuyor. Ha dizi bitince iki ay sonra, içerdeki çocuklar tarafından haince, tacize uğrayan, ailesi öldürülen, gaz bombasıyla coplarla şiddet gören gardiyanlarla, polislerle ilgili bir dizi çıkınca n'olur bilemem.
Galiba sevinmemeliyim.
3/29/12
sacmalamamamaca
bakıyorum taslaklara. bir sürü yazı. kimisi sadece iki kelimeden oluşuyor, kimisi de iki sayfadan. yarım kalmışlar, tamamlanıp da gönderilmemişler. bir çoğu isyan. bir çoğu boş laf. düşüncelerim, gelgitlerim, güçsüzlüklerim. kafamda birbiriyle savaş veren düşüncelerim. kaos ve karmaşa. beynimi yiyip bitiren, vicdanımı sömüren düşüncelerim sanki en üst sıraya çıkmak için birbirleriyle yarışıyor. acımı akıtmışım. akıtınca gider mi? gitmez. söyleyince geçer mi, kurtulur muyum ki acaba? kurtulamıyorum. o zaman neden yazıyorum? ya da niye içim rahatlıyor yazınca? yazarken üzülüp, mutlu olduğum için belkide. ağlayınca açılmak gibi tıpkı. yazarken ağlayıp açılmak. bir saat boyunca şiddetli bir biçimde olan bitene ya da olmayıp bitmeyene üzülüp, ağlayıp kendime acıyorum. sonra geçiyor. geçiyor dediğim yani hafifliyor. insan kimsenin acımasını istemiyor kendisine ama nedense kendisinin kendisine acımasını öyle cok istiyor ki. kendimi kendime acındırarak acılarımdan mutlu mu oluyorum? kendimi mutsuz etmeyi neden seveyim? vardır ya hani öyle tipler. gerçekten varlar. ben de onlardan mıyım acaba, depresifliğimden mi mutlu oluyorum, düşünüyorum bazen. belki de korktuğum, korktukları içindir. mutlu olmak değilde mutlu olmayı kabul etmek çok zor bir şey sanırım. biz korkaklar, kaçaklar kolay yolu seçiyoruz. çünkü güçsüzüz. diğerleri gibi güçlü değiliz demekki. mutlu olmayı kabul etmek demek, mutluyken bir anda mutsuz olduğunda, mutsuzlugu savusturabilmek, kovabilmek demek. halbuki mutsuz olmak oyle mi? mutlulugu kabul etmemek en basiti. mutsuz oldugun zaman, gelen mutsuzluk seni digeri kadar sarsmaz. 'ya daha da kötüsü olursa?' durumu vardır ya hani. şey gibi yani. hep kötüsünü, en kötü ihtimalleri düsünmek. simdiden sevinmeyelim gibi. simdiden sevinirsek daha cok sarsılırız. aman kendimizi koruyalım. bütün hayatımızı mutsuzlukla geçirelim. halbuki mutlu olmayı kabul etsek mutlu oluruz. sonucunda cok sarsılırsın belki, daha zor olur ama mutlu olursun. tüm hayatın boyunca mutsuz olmaktan bu daha kolay bir şey aslında.
ne diyordum ben? bilmem ki. aslında bos. ne kadar bos seyler düsünüyormusum. yazılı düsününce beynimi ne kadar yordugumu, kendimi nasıl tükettigimi anladım. böyle tüketiyormusum demek ki kendimi. düsünmeyeyim bunları, kendimi tüketmeyeyim. ama nasıl? uykum oldugundan değil de; uyusam geçer belki diye uyuyorum ben.
ne diyordum ben? bilmem ki. aslında bos. ne kadar bos seyler düsünüyormusum. yazılı düsününce beynimi ne kadar yordugumu, kendimi nasıl tükettigimi anladım. böyle tüketiyormusum demek ki kendimi. düsünmeyeyim bunları, kendimi tüketmeyeyim. ama nasıl? uykum oldugundan değil de; uyusam geçer belki diye uyuyorum ben.
2/25/12
Onlar da..
''Medyada "taş atan çocuklar" olarak adlandırılan ve toplumsal olaylar gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklanan Kürt çocukları, cezaevlerinde yaşadıklarını anlattı. Cezaevinde adli tutukluların koğuşlarına konulan çocukların cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldıkları iddia edildi. Pozantı Cezaevi'nde 4 ay kalan H.K. (15) adlı çocuk, "Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil" dedi. Çocukların anlattıkları Yılmaz Güney'in 1983 yapımı Duvar filminde anlatılanların, 2012 yılında halen bir Türkiye gerçeği olarak yaşanmaya devam ettiğini yeniden ortaya koydu.
Daha önce de, çocuklara yönelik antidemokratik uygulamalarla gündeme gelen Adana Pozantı Cezaevi'nde şimdi de çocuklara cinsel istismar iddiaları var. Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocukların, adli mahkumlarla aynı koğuşa konulduğu, cezaevinde çocuklara adli mahkumlar tarafından cinsel istismarda bulunulduğu, şiddet uygulandığı ve ırkçı uygulamalara maruz bırakıldıkları iddia ediliyor. H.K. (15), yakın zamanda 4 ay Pozantı Cezaevi'nde kaldığını belirterek, B-4 koğuşuna yollandığını ve burada bulunan tüm tutukluların adli olduğunu ifade etti. Yanlarında kalan çocukların birçoğunun cinayet, hırsızlık ve uyuşturucu kullanmaktan tutuklu bulunduklarını vurgulayan H.K., söz konusu cezaevinde defalarca tecavüz ve taciz olaylarına tanıklık ettiklerini belirtti. H.K., "Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil" şeklinde iddialarda bulundu...''
Yazının devamı için
Zamanında siyasi tutuklularla adli tutukluların aynı koğuşa konduğunu dedik isyan ettik de kimse sallamadı. Neden? Kürt oldukları için. Daha doğrusu Türk olmadıkları için..
Çok olmadı, yine içeri giren bir çocuk koğuşunun değiştirilmesini istemişti lâkin kimse oralı olmamıştı. Kendisinden en son kalan şey ailesine yazdığı mektuptu. Bir de ailesine telefon görüşmelerinde söylediği ''Koğuşumu değiştirmek istiyorum ama kimse bu isteğime duyarlı değil, çok zor durumdayım'' isyanlarıydı. Ailesine kalan son anı bu. Beklenen oldu çünkü. Koğuşu değiştirilmediği için yani içeride maruz kaldığı şeylere artık dayanamadığı için kendisini asmıştı. Yine sus pus herkes.
Orada sesimi duyan, bu zavallıların seslerini duyan birileri var mı hey? Ses yok..
Birilerinin dinlemesi için Hürriyetin, Milliyet'in, Star'ın, Posta'nın onun bunun zıkkımın haber yapması gerekiyor. Gerçi yine diyecek 3 kuruş aklı olmayan beyinsiz insanlar: ''Onlar da taş atmasalardı.'' Türkiye'deki adalet ve vicdan bu kadar işte. Ellerinde hiç bir kanıt yokken Ahmet'leri, Nedim'leri içerde tutuyorlar, tüm dünya 'bilader n'apıyorsun sen''diyip,kıçıyla bile gülme aşamasını geçmiş durumda artık. Taş attı diye çocuklara 3 yıl hapis veriyorlar. Öte yandan tüm köy kücük bir kıza tecavüz ediyor, Uludere'de onlarca insanı devlet kendi elleriyle öldürüyor, katiller sokaklarda kol kola geziyor ceza meza ya da Türkiye'de tık yok. Hâlâ ''Onlar da taş atmasalardı.''
Örtbas da etmiyor ki kimse artık. Her ota boka ''onlar da taş atmasalardı'' diyen insancıkları yarattılar, gerek yok örtbasa falan. Bir kadının karakolda iğrenç bir şekilde şiddete maruz kalmasını haklı göstermek ya da hafifletmek için pavyonda calısması 'nedeni' yeterli. Hem devletin adaletinde, hem de halkın adaletinde bu yeterli. Bir kadının tecavüze uğramasından, oral sekse zorlanmasından sonra bunları yapan sapığın avukatının yaptığu ''kadın dişiyle ısırsaydı'' savunmasını hakim haklı buluyor. Ben ne diyeyim daha.. ''Dişiyle ısırsaydı ya,'' ''Onlar da taş atmasalardı.''
Daha önce de, çocuklara yönelik antidemokratik uygulamalarla gündeme gelen Adana Pozantı Cezaevi'nde şimdi de çocuklara cinsel istismar iddiaları var. Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocukların, adli mahkumlarla aynı koğuşa konulduğu, cezaevinde çocuklara adli mahkumlar tarafından cinsel istismarda bulunulduğu, şiddet uygulandığı ve ırkçı uygulamalara maruz bırakıldıkları iddia ediliyor. H.K. (15), yakın zamanda 4 ay Pozantı Cezaevi'nde kaldığını belirterek, B-4 koğuşuna yollandığını ve burada bulunan tüm tutukluların adli olduğunu ifade etti. Yanlarında kalan çocukların birçoğunun cinayet, hırsızlık ve uyuşturucu kullanmaktan tutuklu bulunduklarını vurgulayan H.K., söz konusu cezaevinde defalarca tecavüz ve taciz olaylarına tanıklık ettiklerini belirtti. H.K., "Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil" şeklinde iddialarda bulundu...''
Yazının devamı için
Zamanında siyasi tutuklularla adli tutukluların aynı koğuşa konduğunu dedik isyan ettik de kimse sallamadı. Neden? Kürt oldukları için. Daha doğrusu Türk olmadıkları için..
Çok olmadı, yine içeri giren bir çocuk koğuşunun değiştirilmesini istemişti lâkin kimse oralı olmamıştı. Kendisinden en son kalan şey ailesine yazdığı mektuptu. Bir de ailesine telefon görüşmelerinde söylediği ''Koğuşumu değiştirmek istiyorum ama kimse bu isteğime duyarlı değil, çok zor durumdayım'' isyanlarıydı. Ailesine kalan son anı bu. Beklenen oldu çünkü. Koğuşu değiştirilmediği için yani içeride maruz kaldığı şeylere artık dayanamadığı için kendisini asmıştı. Yine sus pus herkes.
Orada sesimi duyan, bu zavallıların seslerini duyan birileri var mı hey? Ses yok..
Birilerinin dinlemesi için Hürriyetin, Milliyet'in, Star'ın, Posta'nın onun bunun zıkkımın haber yapması gerekiyor. Gerçi yine diyecek 3 kuruş aklı olmayan beyinsiz insanlar: ''Onlar da taş atmasalardı.'' Türkiye'deki adalet ve vicdan bu kadar işte. Ellerinde hiç bir kanıt yokken Ahmet'leri, Nedim'leri içerde tutuyorlar, tüm dünya 'bilader n'apıyorsun sen''diyip,kıçıyla bile gülme aşamasını geçmiş durumda artık. Taş attı diye çocuklara 3 yıl hapis veriyorlar. Öte yandan tüm köy kücük bir kıza tecavüz ediyor, Uludere'de onlarca insanı devlet kendi elleriyle öldürüyor, katiller sokaklarda kol kola geziyor ceza meza ya da Türkiye'de tık yok. Hâlâ ''Onlar da taş atmasalardı.''
Örtbas da etmiyor ki kimse artık. Her ota boka ''onlar da taş atmasalardı'' diyen insancıkları yarattılar, gerek yok örtbasa falan. Bir kadının karakolda iğrenç bir şekilde şiddete maruz kalmasını haklı göstermek ya da hafifletmek için pavyonda calısması 'nedeni' yeterli. Hem devletin adaletinde, hem de halkın adaletinde bu yeterli. Bir kadının tecavüze uğramasından, oral sekse zorlanmasından sonra bunları yapan sapığın avukatının yaptığu ''kadın dişiyle ısırsaydı'' savunmasını hakim haklı buluyor. Ben ne diyeyim daha.. ''Dişiyle ısırsaydı ya,'' ''Onlar da taş atmasalardı.''
7/23/11
burnum sızlıyor
''bilmem ki sen renkli balonlara da benziyosun, akıllı laflar eden dergilere de. hem harf gibisin, hem sayı gibisin, hem de kriptolu sembol gibisin. böyle uygun parametrelerde tam sen olacaksın, çiçek açacaksın gibi geliyo bana hep. gerçi hep çiçek açınksın, güpgüzelsin de, ondan başk, için de çiçek çiçek olcak diye..
...ama sen dünya güzeli, dünya akıllısı, dünya bitanesisin. valla içimde varsa az bir şey neşe, heyecan, keyif falan hepsi sana geçsin. sen mutlu olunca ben mutlu oluorum. kardeşmişiz de , sen üzgünken burnum sızlıyomuş gibi oluyorum''
banu
(dünyanın en bi' güzel lafları )
...ama sen dünya güzeli, dünya akıllısı, dünya bitanesisin. valla içimde varsa az bir şey neşe, heyecan, keyif falan hepsi sana geçsin. sen mutlu olunca ben mutlu oluorum. kardeşmişiz de , sen üzgünken burnum sızlıyomuş gibi oluyorum''
banu
(dünyanın en bi' güzel lafları )
7/16/11
İnan'dan Başbakan'a İkinci Mektup
"23 Temmuz 2001 yılından bu yana ısrarla ve inatla asker edilmek isteniyorum. Oysa ben 3 çocuk babası, inşaat işçisi, kimsenin tavuğuna kış, kimsenin de kedisine pisi pisi etmemiş, bilerek ince belli karakarıncayı incitmemiş, hep güçsüzden, hep kaybedenden yana olmuş (futbolda bile hep küme düşme tehlikesinde olan takımları tutmuş, asla kimseye hükmetme derdinde olmayan, aynı zamanda kimsenin de emrine girmeyen, yalnız doğmuş, yalnız gömüleceğini bilen, buna göre yaşamak isteyen biriyim."''Sayın başbakan Daha evvel yazdığım mektubuma cevap vermediniz ise de bir kez daha yazacağım. Ben kimmiyim evet ben kimim? Adım: İnan yaşama insan olarak devam edip etmeyeceğim henüz netleşmediği
günlerde babam koymuş. İnan demişler adıma. Değil ben henüz babam bile babasının oğlu değilken dedem seçmiş soy adımı. Suver demişler. Anamın karnında döllenmemek için 5 yıl dirensemde Tarihi Katliamların, soykırımların, acıların, ağıtlarını
günlerde babam koymuş. İnan demişler adıma. Değil ben henüz babam bile babasının oğlu değilken dedem seçmiş soy adımı. Suver demişler. Anamın karnında döllenmemek için 5 yıl dirensemde Tarihi Katliamların, soykırımların, acıların, ağıtlarını
izini taşıyan başı dik, boynu bükük. Rüzgarla kol kola verip türküler yakan dağlarının gözyaşlarıyla suladığı insan iskeletlerini çocukluğumuzun oyuncağı hediyesi aldığımız topraklarda yağmurlu karanlık bir günde gelmişim anamın karnından insan denmiş ikin, sonra erkek, sonra da İnan yani kısacası Adım: İnan SUVER. Anam besleyip yaşattığı, abamsa koruyup büyüttüğü için ilk onlar sahiplenmişler. Oğlumuz demişler. Oğlumuzu büyüteceğiz yaşlandığımızda bize baksın yaşlılığımızı sırtlansın demişler.
Bunlada kalmamış babamın pazılarının anamın pazılarından daha güçlü olduğundan olsa gerek babamın babasının seçmiş olduğu soy adım ve Aşiretten sayılmış, yüz yıllar öncesinde dedelerimin dedelerinin'de dedelerinin kürt olmasından ötürü banada kürt denmiş. Keşke bu yavrunun başına gelenler bu kadar ile kalsa. Zalimlerin zalimi dişleri çelikten beton olan devlet canavarı çıkmış demişki, hop demiş gel buraya neredeydin bunca yıl? anamın erkeği olan babam başlamış karılaşmaya. demişki: aman beyim size bir an evvel gelmeyi bu yavruya vereceğiniz nüfus cüzdanı denen zulüm ve kölelik belgesini almayı çok istiyordum. Fakat aç idim, gecem gündümüzüm açlıkla bir diğersi gün karnımı nasıl doyuracağımı düşünmekten, karın tokluğuna geceler boyu dağlarda kaçakçılık yapmaktan pek vakit bulamadım. Şeriatinizin keseceği parmağım acımaz, boynum isee kıldan incedir. Çocuğuna nüfus cüzdanı kazandırdığı, bunun karşılığında bir parmak yavruyu Adına devlet baba denen canavara sattı. Yukarıdada belirttiğim gibi ne adım, ne soyadım, ne doğacağım topraklar ne şu, ne bu hiçbiri bana sorulmadı. İnanınki sorulsaydı bin kez bin kezde hayır derdim. Ve hasıl nerede kalmıştık verilenler yetmemiş gibi bu kezde devlet başlamış, ne demiş müslüman demiş. Sonra, Türksün demiş. Müslüman ve türk olduğun içinde benimsin. Vatandaşımsın demiş. Kurallarıma uyacak itaatde kusur etmeyeceksin. Daha ilk okul sıralarında başlamış yüzümüzü tokatlamaya. Sağa dön, sola dön, rahat, hazır ol komutları ilk marşlarını söyleterek, söyletmek isteyerek. Rengi siyah tek tip polis elbiseleri gibi siyah renkli elbiseler giydirmiş. Polis kıyafetleri mavi renge dönüşünce,önlüklerimizde mavi renk'e döüştürülmüş. Polis devletinde daha henüz yedi yaşlarında polis olmaya, 20 yaşında askeri olmaya zorlamış. Sayın başbakan, ağacı yaşken eğecektiniz beni yedi yaşında okul sıralarında eğemediniz. tek tip elbiseler gidirip polis asker olma yolunda eğitemediniz, sindiremediniz. O ağacı yaşken eğememişken 54 kg'a düşmüş öfkesinden kemikleri demire demire dönüşmüş bedenimi ve ruhumu hiç ama hiç bir zaman eğemeyeceksiniz. İslam ordularında, osmanlı ordularında bile olmayan zorunlu askerlik zulmüne karşı geldiğim için; Bu, orduların zalim komutanları bile insafa gelip, yeter çektiklerin gel sana çürük verelim, 1 ay sonrada evinde çocuklarının yanına dön dediklerinden iki gün sonra size yazdığım mektupla her şey bir anda değişti. O gün bu gündür cezalandırılıyorum. Askeri cezaevinde apar topar sevk edildim. İstemediğim halde 12 ay öyle veya böyle askeri kışlalarda baskı, küfür, hakaret, ve tokat yağmuruna tuttuktan sonra 7 ay askeri cezaevlerinde coplayıp yıllarca yıkanmamış elbiselerin, bağcıksız botların içinde, saçları 10 günde bir kere kazınmış, faulleri kulağının çok üstünde kesilmiş,maymundan beter hale çevrildiğim, ismini yıllarca hatırlamak istemediğim şimdilerde ise hatırlayamadığım aynı birlikten olduğum 22, 23 yaşlarındaki başını duvara vura vura öldürüldüğü duyumlarımca daha so haftalarda ise 3 Asker mahkumun daha öldürüldüğü cezaevinde dengemi bozdunuz. yaşama hevesimi öldürdünüz. Tüm bunlardan sonra sen çürüksün dediniz. Buna rağmen üstüne 25 ay daha hapis cezası verdiniz. Tahliyeme gün sayan çocuklarıma,az kaldı, geliyorum, dediğim günlerde; öğrendimki 3 ay 10 günümü henüz karara bağlanmamış tutuksuz yargılandığım için izin tecavüzü suçlamasına sayılmış. yani hükümlüyken bir başka dosyadan yatıyormuşum meğer. On aylık hapislik dönemimin beş ayını Hücrelerde bu gün itibariy ile 12+6+6+12+6=42 günümü açlık grevlerinde geçirdim geçiriyorum. Gittiğim hapishanelerde verildiğim koğuşlarda vatan haini, şerefsiz asker kaçağı denerek defalarca mahkumlarca linç edilmek istenip, çoğu zaman darp aldım. Hatta bir keresinde öldürülmek istendim. Hiç birinin ceza almasın bekleyenlerinin gözleri yollarda kalmasın diye diye şikayet etmedim, etmemde. Yalnız bu sabah Açlık grevimin 6'ncı gününde Adliye götürülürken Uzman çavuşun bana diğer mahkumlardan farklı olan tutumuna karşı geldiğim için bileklerimden sıkışmış kelepçemi nezarethanede dahi açmadı. Tüm mahkumlara sigara içmelerine izin verirken benim sigaramı vermedi. Hırsızlık, Tecavüz, Gasp gibi suçlardan hükümlü mahkumlar karşımdaki bölmenin parmaklığından tempo tutarcası anama, bacıma küfürler ediyor. piç vatan haini diyorlardı. Askerlerden yardım istememe rağmen olaya sessiz kaldılar, hatta üzerime su atılmasına müdahale etmediler Bunun üzerine sinir krizi geçirdim. Yarım saat, belkide bir saat sonra yarı ıslak beton zeminde yüz üstü uzanıyorken kendime gelebildim. Cezaevi müdür bana akıl verdi. Sağolsun dedi ki;oğlum, mahkumlar suçunu sorduğunda askeri suç deme. Ne söyleyeyim dediğimde, hırsızım, gaspçıyım söyle dedi ne acı değil mi? Biraz insanlığı, vicdanı doğrular olan beni bu hale düşürenler için ne kadar utanılacak acı bir durum. Ailemin nafakasını alnımın teriyle inşaatlarda kazanmış bin bir maddi maddi zorluğa düşsede asla kimseye kimseye ait olan bir şeye el uzatmamış gasp etmemiş hatta hiç bir adli adi suça bulaşmamış ben. Cezaevlerinde tecavüzcüler gaspçılar, hırsızlar tarafından küçümseniyor, horlanıyor, küfürler yiyorum. Beni yakalayabilmek için polislerin sıkıştırıp sorguladıkları, çevremdekilere, yakınlarıma aranma nedenimin askeri suçlamayla değilde gasp, cinayet gibi bin bir suçlardan arandığımı söylemişlerdi. On aydır hapisim, neden üzerime atılan bu suçlamalardan yargılanmadım şahitlerle yüzleşmedim? Yakalayamadıkları için bu şekilde adice şerefsizce bir yöntemle çevremin beni yakalatmasına çalışmaları onuruma, şerefime, gururuma, eşek kadar olmuş eşekten beter edilmiş bana bu haksızlıklara ne hakları vardı? Sayın başbakan ben bir insanım, beim, yüreğim, bileğim, beynim, Kalbm yaralıda olsa midem var. Hepsinden önce vicdanım var. Vicdan bana göre doğruyu ne pahasına olursa olsun savunmaktır, söylemektir. Geçenlerde gazetelerde 10 yıldır hapis olan vede kanser olan bir pkk'linin haberini okudum. 10 yıldır hapis,kanser olan bu insan yoksul olduğu için başka bir ilde ikamet eden çocuklarını aylardır göremiyormuş. Belki yarın, belki yarından evvel, belki de birkaç saat sonra yaşama gözlerini bir daha açmamak üzere yumacak. Bir insan bu. Senin benim gibi bir insan. onunda kalbi, beyni,elleri ayakları olan senin benim gibi bir insan. Sayın başbakan yoksa sen insan değilde insan üstü bir calımısın. Benim bir kalbim bir beynim varken sende iki tane kalp iki beyinmi var. Yaradan seni bizden ne farkla yaratmış.
Tanımadığım bu kişinin içinde olduğu durumunu gazetelerde
okuduğum gün saatlerce ağlamıştım. Ne pkk'li ne de kürt olduğu için değil, ne şu ne bu olduğu için değil sadece insan olduğu insan olduğu baba olduğu baba olduğum için ağlamıştım bir babanın evladı olduğum 4 çocuğun babası olduğum için ağlamıştım. Tutuklanmadan evvel sapa sağlam olan babamı tanıyamadım. Siroz hastalığına yakalanmış hastalıktan olsa zayıfalmış yüzü solmuştu. Zeki, çalışkan, akıllı, duygulu çocuklarım çok daha farklı ruh halindeler yolladıkları mektupları okuyamıyorum. O kadar içliki özlemlerinin dili; dayanamıyorum. 34 yaşında 3 çocuk babası olan ben buralarda 20 yaşındaki gaspçılardan tecavüzcülerden dayak yiyor daha fazlasını yaşamamak için kendimi hücrelere attırıyorum. Özetlersem T.C devleti sınırları içinde dünyaya gelmeyi ben tercih etmedim. Adımın inan olmasını, kimliğimde Türk ve Müslüman yazılmasını hatta kürt olmayıda ben istemedim. Tercih etmedim. Hiçbir zamanda bana sorulmadı. Sayın başbakan hani derlerya her Türk asker doğar diye işte ben Türk olmadığımdan olsa asker doğmadım, sevmedim. Kürt olmakta istemiyorum. Bana verdiğiniz nüfus cüzdanını hiç yanımda yaşımadım, 16 yıldır kullanmıyorum. velhasılı ben sizide devletinizi de kabul etmiyor. Vatandaşlıktan derhal bir a evvel çıkarılmak istiyorum.
Bu günden sonra ne Türk, ne kürt, ne şu ne bu olmak istemiyorum. Hiçbirinizi görmek istemiyorum. Vatandaşlıktan çıkıp başımı alıp gitmek tüm herşeyi vatanı, bayrağı, milleti, koltuklarınızı, savaşınızı, ülkenizdeki yabaileri ve yabani kalmada direnenleri hepinizi bir birinize veriyorum. bir ana evvel düşün yakamdan! içimde biriken kin nefret o kadar büyümüşkü inanın patlasam dünyayı başınıza yıkarım! Dünyayı başınıza yıkmamak elimi kanınıza bulaştırmamak için sizden ve ülkenizden kaçmak uzaklaşmak istiyorum. Sende bir babasın, oğlunu yurtdışında okutan bir dediklerini iki etmeyen bilmem neler neler daha yaparsın çocukların için. he işte ben babayım, benim çocuklarım var onlara bakmam, sorunlarını gidermem onların yanında olmam lazım. Her şeyden önce Birinci vazifem onlara sahip çıkmamdır. İstanbul gibi bir yerde 11, 12 yaşlarında bu çocukarı biliyorsunuz uyuşturucu almış başını gidiyor, okul önlerinde satılıyor. hırsızdan gaspçıdan sokaklarda yürünmüyor. Burada benim yatmamın kimseye bir faydası yok. İnsaf el insaf sayın başbakan. biraz vicdan. Buca cezaevinden mehmet vardı hani akli dengesi yerinde olmayan, durumunu anlatmam üzerinden iki gün geçmeden tahliye edilmiş. geçenlerde öğrendim çok sevindim. bir insan özgürlüğüne vesile olmuşsam ne mutlu bana ayrıca sizede bunu için teşekkür ederim.
BÜYÜKLÜK BAĞIRIP ÇAĞIRMAK, NARA ATIP KARŞIDAKİNİ CEZALANDIRMAK DEĞİLDİR BÜYÜKLÜK HOŞ GÖRMEK ŞEFKAT GÖSTERME KARŞIDAKİNİN TÜM HATALARINA RAĞMEN BOYNUNA SARILABİLMEKTİR.'' (İmza - İnan Suver) 27- 05- 2011
Dağda davar sürer gibi askerleri sürüp insanları öldürten, kardeş kanı dökmek istemeyen İnan Suver'leri hapisaneye atan, İsa Başarı'lar gibi binlerce babaya evlat acısı veren kimler? Hâlâ bu pis gizli kapaklı oyunlarda gözümüzün önünde duran ''suçlu''yu arıyoruz. Siyasi güç kazanmak uğruna 13 gariban ve binlercesini öldürüyorlar. Kardeş kanı dökeceksin illa ki diyorlar. Ölmek sorun değil de, katil olmayı kim ister? Garibansan öyle ya da böyle ya hapisanede ya da dağda öleceksin. Sonra utanmadan çıkıp yalandan ''terörle mücadele'' diyorlar. Kürdü kürtlükten soğutmaya çalışıyorlar, kürt olmak ayıpmış gibi. Kürtçe şarkı söyleyince yuhalayan gerizekalı beyaz türkler, sorumluyu uzaklarda dağlarda arayacağınıza çözüm yolundan işine geldiği için kaçmaya çalışan, siyasi oyunlarına binlerce insanı öldürme pahasına terörü alet eden önünüzdeki gerçeğe bakın.
İnan Sürer bir babanın çocuğunu öldürmek istemiyor. O baba başka bir babanın çocuğunu da öldürmek istemiyor.
İki sözcük çıkıyor ya bir de ağızlardan bunca olandan sonra: Vatan sağolsun. Şaka gibi.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Vicdani Retçi İnan Süver'e destek olmak adına imza atmak için tıklayınız.
3/25/11
Morrissey
Vejetaryen ya da vegan, ırkçı, aseksüel ya da eşcinsel ya da düzcinsel, o bir Zeki Müren, Johnny Marr düşmanı, Oscar Wilde tutkunu, naif, cüretkar, şair ya da hiç bir şey ya da HER ŞEY..
22 Mayıs 1959 yılında Manchester’da dünyaya gelen mucize adam Steven Patrick Morrissey (Moz), daha çocukluğundan itibaren yetişkin bir birey olmaya karar vermiş, erken yaşta büyümüş çocuklardan aslında. Kaç çocuk küçüklüğünde Oscar Wilde’ı hatmedip inciğini cıncığını yalayıp yutar? Moz henüz 7 yaşındayken meydana gelen ‘’Moors Murders’’ olarak kayıtlara geçen bir kaç çocuğun vahşice öldürülmesi olayından etkilenerek, ilerleyen yaşlarında Johnny Marr’la birlikte kurduğu grup The Smiths zamanında Suffer Little Children şarkısını yazdı.
Cüretkar Moz
İlk önce ‘’Meet is Murder’’ dedi çatal dilli Morrissey. Daha sonra ‘’We Hate Iams (Iams'tan Nefret Ediyoruz)" yazan pankartlarla poz vererek hayvanlar üzerinde yaptığı acı verici deneylerle ünlü mama firmasını protesto etti. Johnny Marr’la yollarını ayırmaya karar verdikten sonra cüretkar moz, bir röportajında The Smiths'in tekrar birleşip birleşmeyeceği sorusuna, "Smiths ile tekrar bir araya geleceğime testislerimi yerim daha iyi. Dikkat edin bunu bir vejetaryen söylüyor." dedi.
Şarkılarını Toplumsal bir tepki aracı olarak kullandı!
1988 yılında solo olarak çıkardığı ilk albümü Viva Hate’de ‘’Margaret on the Guillotine’ şarkısında muhafazakarlığı ve acımasızlığıyla ün salmış İngiltere başkanı (demir leydi) Margaret Thatcher’a ‘’ne zaman öleceksin, lütfen öl’’dedi. Hatta bununla da kalmadı moz! Demir leydiye suikast girişiminden korkan polisler abartıp moz’un evini bastıktan sonra, bizim deli moz’umuz bir de bu polis abilere şarkı yazdı ikinci albümü Bona Drag’da.
Yalan Dünya, Gerçek Moz
Zat-ı muhterem ve muhteşem moz, aslında hayatı çok çok iyi gözlemlemiş biri. Bunu şarkılarına da yansıtmayı başarabilmiş aynı ölçüde. Hani bazıları moz için ‘’yav dünyanın en ezik ve en güzel şarkılarını yapan adam’’ der. Bilmezler ki aslında moz dünyanın en dürüst şarkılarını yapan adamdır. Moz gerçektir. Moz yalan değildir. Moz duygularını, düşüncelerini saklamaz, çarpıtmaz bizler gibi.. Ümitsiz aşkını dile getirirken ‘’Gözlerini kapa, sevdiğin birini düşün ve seni öpmeme izin ver’’ diyebilir. İçimizdeki söyleyemediğimiz ses olur bazen.
Kimileri ırkçı diye suçladı onu. Bu suçlamaların kaynağı ise “Bengali In Platforms” ve “National Front Disco” şarkılarının sözleriydi. Moz bu iddiaları yalanladı. Hatta anti-ırkçı anlaşmalara imza attı. Hakkındaki söylentiler hiç bitmek bilmedi, bilmiyor da hala. Kimisi aseksüel kimisi eşcinsel diyor onunla ilgili. Kim bilir belki de eşcinseldir? *Belki o da Oscar Wilde gibi bir uçan daire tarafından Londra’da bir binanın girişine bırakılmıştır? Seveni olduğu kadar nefret edeni de çok. Söylentiler, polemikler süredursun mozla ilgili, o yine samimi duygularıyla bizlere dur durak bilmeden albüm yapmaya devam ediyor ve daha çooook edeceğe benziyor.
*Velvet golmine filminde, Oscar Wilde bir uçan daire tarafından bir binanın girişine bırakılır. Burada anlatılmak istenen; Oscar Wilde’ın özel ve farklı olduğudur.
MIŞ MUŞ’LAR:
*Bugüne kadar Morrissey hakkında tam tamına onbir tane kitap yazılMIŞ.
*Morrissey üç tane kısa roman “The New York Dolls” (1981), “James Dean Is Not Dead” (1983), “Exit Smiling” (1998) yazMIŞ.
*Morrissey, 1970 sonrası çekilen hiçbir filmi izlemiyorMUŞ.
*Gömlek fetişisti olduğunu düşündüğüm Morrissey, sahneye hep smokinle çıkıyorMUŞ.
*Bugüne kadar kırkaltı The Smiths şarkısı, oniki Morrissey şarkısı coverlanMIŞ.
I'm at Franz Wien (Preßgasse 29, Mühlgasse, Wien) http://4sq.com/c2r5k
Viyana'da yemek..
Bugün menemen yedim akşam yemeğinde. Sabah tost yaptım da yedim. Dün akşam mcdonalds'a gittim ekmeğimin kalmadığını öğrenince ve tek açık yerin o saatte mcdonalds olmasından dolayı. Dün sabah tost yedim. Ondan önceki gün akşam yemeğinde makarna yedim. Sabah değişiklik yaparak ekmek arası bir şeyler atıştırdım. Ondan önceki gün akşam yemeğinde kendime ziyafet verdim ve salçalı makarna yedim. Sabah tost yedim. Ondan önceki gün mcdonalds'dan yedim arada et gıdası alayım diye. Sabahında kendime mükemmel bir tost yaptım. Ondan önceki gün akşam yemeğinde bir değişiklik yaparak tost yedim. Sabah kalan makarnayı yedim. Ondan önc..
Gezilecek ve görülecek yerler..
Bugün evdeydim. Ondan önceki gün kursa ve mcdonalds'a gittim. Ondan önceki gün kursa gittim. Ondan önceki gün kursa gittim. Ondan önceki gün kursa gittim. Ondan önceki gün evdeydim. Ondan önceki gün markete gittim. Ondan önceki gün mcdonalds'a ve kursa gittim. Ondan önceki gün markete gittim sonra mcdonalds'a gittim.
#teşhir Bu da, ailemin ve yakın çevremin isteği üzerine, en sonunda çekinmeye karar verdiğim, avrupanın gözbebeği, sanat kokan şehirdeki ilk fotoğrafım.
Bugün menemen yedim akşam yemeğinde. Sabah tost yaptım da yedim. Dün akşam mcdonalds'a gittim ekmeğimin kalmadığını öğrenince ve tek açık yerin o saatte mcdonalds olmasından dolayı. Dün sabah tost yedim. Ondan önceki gün akşam yemeğinde makarna yedim. Sabah değişiklik yaparak ekmek arası bir şeyler atıştırdım. Ondan önceki gün akşam yemeğinde kendime ziyafet verdim ve salçalı makarna yedim. Sabah tost yedim. Ondan önceki gün mcdonalds'dan yedim arada et gıdası alayım diye. Sabahında kendime mükemmel bir tost yaptım. Ondan önceki gün akşam yemeğinde bir değişiklik yaparak tost yedim. Sabah kalan makarnayı yedim. Ondan önc..
Gezilecek ve görülecek yerler..
Bugün evdeydim. Ondan önceki gün kursa ve mcdonalds'a gittim. Ondan önceki gün kursa gittim. Ondan önceki gün kursa gittim. Ondan önceki gün kursa gittim. Ondan önceki gün evdeydim. Ondan önceki gün markete gittim. Ondan önceki gün mcdonalds'a ve kursa gittim. Ondan önceki gün markete gittim sonra mcdonalds'a gittim.
#teşhir Bu da, ailemin ve yakın çevremin isteği üzerine, en sonunda çekinmeye karar verdiğim, avrupanın gözbebeği, sanat kokan şehirdeki ilk fotoğrafım.
10/13/10
"tatamaaaam tatamaaaam"
10/12/10
ben olsam bu kadar uzun bi' yaziyi okumazdim haha o yuzden simdiden sacmaliklarimi okuyanlara tesekkur ederim.
Bi' yazma ihtiyaci var icimde. Sanki yazmayinca her sey daha da buyuyormus gibi hissediyorum icimde. Bir seyler karisiyor falan surekli sorular birikiyor kafamin icinde. Kendi davranislarimi en kotusu de duygularimi sorguluyorum. Oysa ki duygular sorgulanmaz ki mantikli bi cevap bulmaya calismak ahmaklik. Her uzgun, her sinirli oldugumda duygularim saha kalktiginda babama siginiyorum. Sanki bunu seviyorum gibi. Kendime aci cektirmeyi seviyormusum gibi. Ya da belki de icimdeki daha buyuk olan yaraya siginiyorum diger acilarimi kendi kendime kucumsuyorum. Belki de cocukluguma donup siginacak birilerini ariyorum? Iste boyle binbir dusunce, soru var aklimda. Kendi kendime iskence cektiriyorum. Her sey guzel olabilir oysa ki biliyorum.. Etrafimdaki insanlara bakiyorum gercekten cok zor durumda olan insanlar var peki ama bu icimde bitmek tukenmek bilmeyen mutsuzluk(zorla) sebebi ne ki? Eh iste bu sebebini bulamadigim sebep beni oldurecek kahirdan ve fazlaca dusunmekten. Ben hep boyle mi olacagim?
Derken..
Aklima mutlu oldugum zamanlar geliyor icim ferahliyor bir anda. Evet istedigim ufak seyler basit seyler ama cok kisa sureligine hep sahip oluyorum istediklerime, isyan etmek istemiyorum. Ben oyle bir kadin diilim. Zayiflik olarak goruyorum belki de. Icimden her ne kadar isyan etsem de disariya yansitmamaya cabaliyorum her seferinde. Zaten isyan edecek ne var ki? Herkesin anasi babasi oluyor insanlar neler neler cekiyorlar? Ama ben niye mutsuzum? Niye kacmak istiyorum her seferinde? Insanlarin bana yakinligini tehdit gibi algiliyorum, cunku biliyorum ki rahat birakmayacaklar beni. Onlar benim gibi (benim bana oldugum gibi) anlaysli olmayacaklar. Hep bir beklenti. Simdi soyle bi' okuyunca yazimi kendimi unlu yazarimiz biricik gazetecimiz celik'in yazisini okuyorum gibi sandim hahahahah. "soru-cevap-soru-soru-soru..."
celik: peki niye boyle? celik: niye boyle peki? celik: niye peki boyle?
ozge: naber celik, ataturk nasil? :D
Bak yine yaptim! Yaziyi sulandirdim hic olmadik bir yerde, hickiriklara bogulmam gerekiyorken yine zevzek zevzek ona buna laf atmaya basladim. :) Simdi bi' kitabi yeni bitirdim de, yine kendini kitabin kahramaniyla ozdestirme sendromuna yakalandim. Kitabi cok begen-dim diyordum ki sonundan oyle nefret ettim ki kitabi firlattim yere (filmlerdeki gibi:p) Cunku kitaptaki kizcagizla kendimi ozdestirmistim. Ben o olmustum. Bu kadar gerizekalica davranan bi kizi(beni) ve sonumu begenmemek en dogal hakkim olsa gerek hahah :)
Kitap kitap dedim cok ufak bahsedeyim..
Sakayik (Peony) Pearl S. Buck tarafindan yazilan, Cin'de yasayan yahudi/cinli bir aileye(yahudiligin getirdigi kati din kurallari; yahudiligin agir basmasindan dolayi daha cok yahudi) olan bir aileye halayik olarak verilen bi kizin romani. Kizin ismi; Sakayik. Ayni benim gibi bir agliyor aglarken bir anda kahkahayi basiveriyor, tum uzuntusunu bu sekilde ya unutuyor ya da ortbas ediyor. Kendisini evde beraber buyudugu bi cocuga adayan(halayikliktan ote ask) bir kiz. Kitabi anlatacak elestirecek diilim bu yazimin amaci o diildi zaten yine nereden geldik buralara bilmiyorum. Sanirim aglarken bir anda zevzek zevzek "haha" diye gulmelerimden.. Neyse sadede geleyim, bu kizin bu kadar kendisini ezmesi, askina kendisini adamasini icim kabul etmedi. Yazara ve kiza kufrederek sonunu getirdim kitabin ne yalan soyleyeyim. Tamam mutlu son falan istemiyorum ama oldur falan ne bileyim iste kendisini vursun kiz boyle trajik sonlara da raziyim ama bu sonu hakediyor muydu o kizcagiz? sanki olmasi gereken buymus gibi? uzulmuyor da salak kaderine boyun bukup mutlu oluyor bari uzulseydi ya? aman butun feminist damarlarim kabardi! Cunku o kiz bendim. Neyse iste sinirim bozuk ahahah cok sacma oldu nereye baglayacagimi bilemedim bu yaziyi. Simdi taslaklara gidecek belki de bu yazi. Belki birikenleri bi gun yayimlarim da dalga geceriz hep beraber. "Ne kadar da sumuklu bi kizmisim ota boka aglaya aglaya harap etmisim kendimi" diye. Insallah. Ya da bir genc kizin taslaklari diye kitabim ciksin. Yaraticilikta sinir tanimiyorum.
Yazimi madem toparlayamiyorum soyle bitireyim, insanin mutlulugunu etkileyen biri disaridan(insanin kendi elinde olmayan) biri ruhen olmak uzere iki tane etken var. Bunlardan birincisi yoksulluk. Bir digeri ise, sevgi. Cok sevdigin bir varlik( bu tanri da olabilir veya bir insan belki de bir esya) ve yoksulluk senin ozgurlugunu etkiler, kisitlar cunku. Ozgurlugun ne kadar kisitlanirsa o kadar mutsuz olursun.
Sanirim mutlu olabilmek icin, yeterince mutlu olmaya razi gelmek gerekir. Bir anne-baba cocugunu sevmekten vazgecemez ya da "daha az" sevmekten. Ama insan kendisini unutmamali. Mutsuzluk kadar mutluluk- ozgurluk de onemli degil mi ama ya?
O diil de sarilmak cok guzel bir sey.. Birisi icten bir sekilde sarilinca insana, tum dunyanin yukunu, uzuntusun,u kafasindaki sorulari o anda ativeriyor; teslim ediyor kendisini sarilana. Bak bu zayiflik degil iste, hayata diil de bir varliga bilincli bir sekilde yapilan teslimiyet guzel bir sey bence. Ya da kendini teslim edecegin insana guvenebilmek, onu sevmek diil de daha cok guvenebilmek.. Iste bu huzur. En guzel teslimiyet hatta, tenin tene degmesi degil mi ki?
Celik Erisci olarak yazimi bitirdim yine lanet olsun! :D
Derken..
Aklima mutlu oldugum zamanlar geliyor icim ferahliyor bir anda. Evet istedigim ufak seyler basit seyler ama cok kisa sureligine hep sahip oluyorum istediklerime, isyan etmek istemiyorum. Ben oyle bir kadin diilim. Zayiflik olarak goruyorum belki de. Icimden her ne kadar isyan etsem de disariya yansitmamaya cabaliyorum her seferinde. Zaten isyan edecek ne var ki? Herkesin anasi babasi oluyor insanlar neler neler cekiyorlar? Ama ben niye mutsuzum? Niye kacmak istiyorum her seferinde? Insanlarin bana yakinligini tehdit gibi algiliyorum, cunku biliyorum ki rahat birakmayacaklar beni. Onlar benim gibi (benim bana oldugum gibi) anlaysli olmayacaklar. Hep bir beklenti. Simdi soyle bi' okuyunca yazimi kendimi unlu yazarimiz biricik gazetecimiz celik'in yazisini okuyorum gibi sandim hahahahah. "soru-cevap-soru-soru-soru..."
celik: peki niye boyle? celik: niye boyle peki? celik: niye peki boyle?
ozge: naber celik, ataturk nasil? :D
Bak yine yaptim! Yaziyi sulandirdim hic olmadik bir yerde, hickiriklara bogulmam gerekiyorken yine zevzek zevzek ona buna laf atmaya basladim. :) Simdi bi' kitabi yeni bitirdim de, yine kendini kitabin kahramaniyla ozdestirme sendromuna yakalandim. Kitabi cok begen-dim diyordum ki sonundan oyle nefret ettim ki kitabi firlattim yere (filmlerdeki gibi:p) Cunku kitaptaki kizcagizla kendimi ozdestirmistim. Ben o olmustum. Bu kadar gerizekalica davranan bi kizi(beni) ve sonumu begenmemek en dogal hakkim olsa gerek hahah :)
Kitap kitap dedim cok ufak bahsedeyim..
Sakayik (Peony) Pearl S. Buck tarafindan yazilan, Cin'de yasayan yahudi/cinli bir aileye(yahudiligin getirdigi kati din kurallari; yahudiligin agir basmasindan dolayi daha cok yahudi) olan bir aileye halayik olarak verilen bi kizin romani. Kizin ismi; Sakayik. Ayni benim gibi bir agliyor aglarken bir anda kahkahayi basiveriyor, tum uzuntusunu bu sekilde ya unutuyor ya da ortbas ediyor. Kendisini evde beraber buyudugu bi cocuga adayan(halayikliktan ote ask) bir kiz. Kitabi anlatacak elestirecek diilim bu yazimin amaci o diildi zaten yine nereden geldik buralara bilmiyorum. Sanirim aglarken bir anda zevzek zevzek "haha" diye gulmelerimden.. Neyse sadede geleyim, bu kizin bu kadar kendisini ezmesi, askina kendisini adamasini icim kabul etmedi. Yazara ve kiza kufrederek sonunu getirdim kitabin ne yalan soyleyeyim. Tamam mutlu son falan istemiyorum ama oldur falan ne bileyim iste kendisini vursun kiz boyle trajik sonlara da raziyim ama bu sonu hakediyor muydu o kizcagiz? sanki olmasi gereken buymus gibi? uzulmuyor da salak kaderine boyun bukup mutlu oluyor bari uzulseydi ya? aman butun feminist damarlarim kabardi! Cunku o kiz bendim. Neyse iste sinirim bozuk ahahah cok sacma oldu nereye baglayacagimi bilemedim bu yaziyi. Simdi taslaklara gidecek belki de bu yazi. Belki birikenleri bi gun yayimlarim da dalga geceriz hep beraber. "Ne kadar da sumuklu bi kizmisim ota boka aglaya aglaya harap etmisim kendimi" diye. Insallah. Ya da bir genc kizin taslaklari diye kitabim ciksin. Yaraticilikta sinir tanimiyorum.
Yazimi madem toparlayamiyorum soyle bitireyim, insanin mutlulugunu etkileyen biri disaridan(insanin kendi elinde olmayan) biri ruhen olmak uzere iki tane etken var. Bunlardan birincisi yoksulluk. Bir digeri ise, sevgi. Cok sevdigin bir varlik( bu tanri da olabilir veya bir insan belki de bir esya) ve yoksulluk senin ozgurlugunu etkiler, kisitlar cunku. Ozgurlugun ne kadar kisitlanirsa o kadar mutsuz olursun.
Sanirim mutlu olabilmek icin, yeterince mutlu olmaya razi gelmek gerekir. Bir anne-baba cocugunu sevmekten vazgecemez ya da "daha az" sevmekten. Ama insan kendisini unutmamali. Mutsuzluk kadar mutluluk- ozgurluk de onemli degil mi ama ya?
O diil de sarilmak cok guzel bir sey.. Birisi icten bir sekilde sarilinca insana, tum dunyanin yukunu, uzuntusun,u kafasindaki sorulari o anda ativeriyor; teslim ediyor kendisini sarilana. Bak bu zayiflik degil iste, hayata diil de bir varliga bilincli bir sekilde yapilan teslimiyet guzel bir sey bence. Ya da kendini teslim edecegin insana guvenebilmek, onu sevmek diil de daha cok guvenebilmek.. Iste bu huzur. En guzel teslimiyet hatta, tenin tene degmesi degil mi ki?
Celik Erisci olarak yazimi bitirdim yine lanet olsun! :D
9/30/10
oyle de boyle boyle de soyle
hayal kirikligi denen seyde neden karsidakini suclar ki insan? adi ustunde "hayal" o.
o hayale inanmak isteyen biz sonunda hayallerimiz dogru cikmadigi icin uzulen yine biz. her seyi kendi kendimize yapiyoruz. butun olumsuzluklara, felaketlere davetiyeyi biz veriyoruz. gel diyoruz. deli cesaretiyle her seferinde ayni hatalari yapmaktan bikmiyoruz. cunku icimizde bir umut; "belki bu sefer"
karsidaki insanin farkli olduguna inanmak tamamen bizim aptalligimiz. belki bizim sucumuz diil ama bizim sorumlulugumuzda olan bir sey. dedim ya biz istiyoruz.
en buyuk hayal kirikligi ise gercekten inandigin, guvendigin birisinden geliyor hep. konu ne olursa olsun. en ufak bir seyde sanki hic bitmeyecek olan bi sizi duyuyor insan. o yuzden en yakin arkadaslari, sevgilileri, en cok deger verilen kisileri bagislamak daha zor oluyor.
sonu olmayan "belki bu sefer"ler yuzunden gittikce yasamin omuzlarimizdaki yuku artiyor.
bitmek bilmeyen 'bahane'ler geliyor pesisira. onlara biz inanmayi istiyoruz o yuzden inaniyoruz. palavra karsidakinin guvenililirligi falan. biz kendimiz icin boyle olsun istiyoruz. kendimizi her seferinde kaptiriyoruz. biz kendimize bahaneler ariyoruz ya hani, karsidaki bize ihtiyacimiz olan bahaneyi vermeye hazir olunca hop atliyoruz ustune. e yine ayni seyler oluyor? hayal kirikligi.. haydi basa donelimmm...
sanirim bunun ne bir sonu ne de bi cozumu var. insan surekli gardini almis bir sekilde yasayamaz. belki olabildigince dikkatli olur paranoyak olur ne bileyim odun olur ama yine de 'yeterince' hic bi' zaman olamaz. o yuzden cok affedersiniz 'kendi kendimizin agzina siciyoruz, biz yapiyoruz bunu biz istiyoruz' diye kendimizi suclamak yerine karsidakini suclamak mubahtir. cunku insaniz biz. zavalli mal yaratiklar.
insanlar mal.
...ailesinde onemli birini kaybetmis bir insanla olum konularini konusurken daha hassas davranilmali dedi gecenlerde bi' arkadasim. uzuldum. neden bu hassasiyeti gostermiyor diye diil, bu hassasiyeti gosterecek kadar bana deger vermiyor mu diye.. beni sadece bir "ihtiyac" olarak mi goruyor diye. her seyi gectim, ben ama inanmistim. bla bla bla
hayal kirikligi(uzuntu) ve muz kabugu vol. 453453453
gunun komik bilgisi: Hippopotomonstrosesquippedaliophobia- Fear of long words
(lan blog sen de az cekmedin benden. bi' kez de iyi bisi oldugunda geleyim di mi? resmen kullaniyorum seni. sen de haklisin.)
8/26/10
nigde gazozu
nigde gazozu aldim gecenlerde..
(...) Konuşmak için psikiyatristlere gidiyorlarmış. Pahalı bir çözüm. İşçiler de sağlık sigortasından yararlanıyor. Kartını uzatıyor, çok canım sıkılıyor; beni biraz dinler misiniz? Dışarda, bekleme odasında, itiraf etmek için bekleyen bekleyene. Mahkeme kapısı gibi. Hapishanelerden bile gelen varmış. Elleri kelepçeli, iki jandarma arasında bekliyor. İçeri girince kelepçeler çözülüyor. Dün akşam gene uyku tutmadı doktor bey. Hücremde dolaştım durdum. Divana uzanın ve çocukluğunuzu anlatmaya devam edin. Nerede kalmıştık? Bizde bu işler ne kadar ucuz. Bilimsel olmadığı için bir sonuca ulaşamıyoruz. Meyhaneler işportacı psikiyatristlerle dolu. Belediye zabıtası bunlara engel olmalı. Ruhsatları yok. (...)
gazoz hayat. tadimiz ayni diil.
uzgunclukedilivesackadin.
not: emo diilim beeeen uzguncluyum sadece bu aralar o aralar hep aralar :((((((((
(bi de bisi daa dicem.. sanki her bisi cok guzel gidermis gibi lutfen butun talihsizlikler mutsuzluklar beni bulmasin olma mi? mesela her sene ayni boktanlikta dogum gunu gecirmeme gerek yok ki? zaten dogum gunu kutlamayan biriyim niye bana o gun butun kotu seysileri yolluyorsun ki bi ay sonra yollasan n'olur ki. lanetli bi' gun olduguna inanmak uzereyim o gunun. bu ust uste 4 oldu. 5.de inanicam artik lanete. buhuu agliycam artik:( )
kucukken ne zaman bozuk para bulsam nigde gazozu almaya giderdim, oyle bisiydi ki benim icin, tadi tarif edilemez tatta sanki su masallardaki tatli sihirli serbetler gibi..
abartiyor muyum? iih abartmiyorum. cok severdim aromasini. cok isim olmadigindan kelli olsa gerek, yine sacma dusuncelere daldim gazozu icerken.
iciyorum ama tadi bana eskisi gibi gelmiyordu.. uludag gazozu icerken aldigim zevkin aynisini aliyordum nigde gazozunu da icerken. neydi o zaman farkli olan eskiden? ya da maziyi gozumde fazla mi abartiyordum da simdiki zamanima uyarlayip bunu hayal dunyamda "tipki masallardaki tatli sihirli serbetler gibiydi" diyorum?
sanirim gecmise cok anlam yukluyoruz.. yukluyorum. gecmise bu derece cok anlam yuklememin ve gecmise olan ozlemimin nedeni sanirim gittikce daha da kotu hissetmemiz. bi' kurtulus gibi gecmise olan ozlemim, bi' yakaris aslinda.
kendi kendimizi rahatliyoruz. "nerede o eski bayramlar" derken.. eskiye anlam yukluyoruz ki suclu olarak zamani gosterelim. biz suclu diiliz. kimse suclu diil. zaman suclu.
"biz buyuduk ve kirlendi dunya"
biz buyuduk ve kirlenmis dunya.. hep dunya kirliydi belki de?
gecmise bu derece anlam yuklememizin nedeni; her gecen gun daha da boktan olan su hayatimizda sonsuzluga(olume) yaklasmamizdir belki de.. gecmiste de gecmise anlam yukluyorduk diil mi? hihim yukluyorduk. hep bi' oncekine ozlem duyuyor ve anlam yukluyorduk. cunku dunya hep kirliydi ve biz yukumuzu hafifletmeye calisiyorduk. gunler gectikce ibre dogumuma, sifira; baslangicima dogru gidiyor. hep o yone dogru. gecmise dogru gidiyorum. her gecen gun daha da kuvvetli bi' sekilde. ya o ibre saga giderse peki? iki ucu boklu degnek sanirim. ikisinde de mutsuzluk var.
Ben de "Tutunamayanlar"danim, seni ben anlarim..
Ben de "Tutunamayanlar"danim, seni ben anlarim..
sizi ancak sizin gibiler anlayabilir. bu yaziyi oldugu gibi. o yuzden bosa anlatmaya cabalamayin insanlara kendinizi. yine kirilan incinen siz olursunuz. siz farklisiniz bunu kabul edin artik. siz onlarin gozunde hep bi hep, oyle olmadigi halde belki de oldugu halde! bohem, uzgun, depresif insan olarak kalacaksiniz.
(...) Konuşmak için psikiyatristlere gidiyorlarmış. Pahalı bir çözüm. İşçiler de sağlık sigortasından yararlanıyor. Kartını uzatıyor, çok canım sıkılıyor; beni biraz dinler misiniz? Dışarda, bekleme odasında, itiraf etmek için bekleyen bekleyene. Mahkeme kapısı gibi. Hapishanelerden bile gelen varmış. Elleri kelepçeli, iki jandarma arasında bekliyor. İçeri girince kelepçeler çözülüyor. Dün akşam gene uyku tutmadı doktor bey. Hücremde dolaştım durdum. Divana uzanın ve çocukluğunuzu anlatmaya devam edin. Nerede kalmıştık? Bizde bu işler ne kadar ucuz. Bilimsel olmadığı için bir sonuca ulaşamıyoruz. Meyhaneler işportacı psikiyatristlerle dolu. Belediye zabıtası bunlara engel olmalı. Ruhsatları yok. (...)
ve son olarak, kirlilerin icine temizi karistirirsan o da kirlenir. gelecegi bilemiyoruz ya hani? aslinda o kadar asikar ki.. sonumuz o kadar belli ki.. herkesin.
gazoz hayat. tadimiz ayni diil.
uzgunclukedilivesackadin.
not: emo diilim beeeen uzguncluyum sadece bu aralar o aralar hep aralar :((((((((
(bi de bisi daa dicem.. sanki her bisi cok guzel gidermis gibi lutfen butun talihsizlikler mutsuzluklar beni bulmasin olma mi? mesela her sene ayni boktanlikta dogum gunu gecirmeme gerek yok ki? zaten dogum gunu kutlamayan biriyim niye bana o gun butun kotu seysileri yolluyorsun ki bi ay sonra yollasan n'olur ki. lanetli bi' gun olduguna inanmak uzereyim o gunun. bu ust uste 4 oldu. 5.de inanicam artik lanete. buhuu agliycam artik:( )
8/7/10
Ozlem'in dogum gunusu.
04/08/2010
Boyle 'dotune kelebek kacan sevgi bocugu' olmak pek hosuma gitmese de, blogumu gittikce gunluk kivamina getirsem de, eski haline en sonunda donebilmis bir odun biri olarak nadir araliklarla beni ziyaret eden duygusal anlarimi bloguma aktarmak istedim. Farkindayim evet bu yazinin girisi de en az benim kadar 'soguk nevale' bi yazi oldu :/
Biraz once Ozlem geldi ve her zamanki gibi uzerime saldirdi opmek icin. Bense ciglik cigliga "ya giiiiiiiiiitttt beeeee manyak" dedim. (Bunu okuyunca ask olsun niye soyluyorsun diye trip yapacak onu da biliyorum:)
Beni taniyanlar iyi bilirler pek opusmeyi, opmeyi, opturmeyi sevmem. Sirnas dolas bir insan diilimdir. Bu yapimdan dolayi Ozlem sapik ben ise kurban modundayim genelde evde. Bu soguk nevale hallerimi bilen sevgi kelebegi, telefonuma "seni seviyorum" diye mesaj gondermesine bi' turlu anlam veremedigim dalga gectigim Ozlem bu yaziyi okuyunca bi' iki' sinirlendikten, kaslarini cattiktan sonra sevgi bocugu sekerfaremin gozlerinden iki yas gelir. Ha bunu yazdim ya. Sirf inattan kendisini tutmaya calisacaktir ama olsun yine beceremeyecektir. Cunku o bana asik. Cok ciddiyim. Kutrulamadim bi' turlu.
O kadar lafi uzattim ama Ozlem kim soylememisim simdi farkettim. Ozlem benim catlak ablam. Bizim ailede benden de deli olan yegane kisi Ozlem'dir. Tipimiz benzemez. Birbirimizi andiririz. O uzun boylu ben kisa boylu. O boy olarak babama cekmis ben anneme :((((( O esmer ben arada kalmis kumral. Onun cikik poposu ve buyuk memesi var benim yok :( Simdi analiz ettim de lan Ozlem benden BILE:p guzel. Yok yok benden daha guzel. Ama ailemizde en guzelimiz ANNEM. Bunu hani haybeye laf olsun diye de soylemiyorum. Kadinin gozleri parliyor. Onca cile (gercekten cekti) cekti, bi' suru aci yasadi, neler neler atlatti ama yok yani yok kadin yaslanmiyor. Simdi yasini soyleyemem uzgunum. Cunku benim annem ben kendimi bildiginden beri 47 yasinda oldugunu iddia ediyor:Pp Okur falan kazara. Aman aman.. :)
Her ne kadar ikisiyle de cok farkli yapida olup gecinemesem hatta bazen nefret etsem de onlari cok seviyorum. Evden uzun sureli bir ayrilik yasayacagim icin ilk ve son kez bir veda yazisi yaziyorum Ozlem'in dogum gunuyle birlestirerek..
Annem, canim annem. Seni cok seviyorum. Uzaktayken daha cok seviyorum:PpP
Ozlem, bitanecik ablacim.. Dogum gunune istirak edemedigim icin affet beni. Kasimin icine etmeseydim gelecektim yeminle :( Seni de cok seviyorum. Dogum gunu fotosularini gorunce bi sevinclikli oldum icimdeki duygusal Ozge ortaya cikti. Ayh tamam yaaee bu kadar yeter size:p
Soldan saga say: Kader, Aylin, Didem, Ozlem, Rachel(pambukpirenses), Annem, Deborah
Soldan saga say: Tanimiyorum, Ben(ben diilim adamin ismi ben:p ), Ozlem, Kevin, Mir.
Tum dileklerin gercek olsun, benim hediyem de bu olsun. :)
kalpkalpkalp <3 ehehe bu da eksik olmasin dedimdi =^..^=
araya kedi resmi de sikistirsa miydim? :D
(Not: Dogum gunu hediyelerini bana gonderiyorsunuz, ben iletirim. Yalniz fotograflarda Ozlem daha uzun boylu ve sisman cikmis ondan yani sey daha kucuk beden alin. Elbise tercihimdir ay aman sey tercihidir:p)
7/19/10
Tekrar Merhaba Yazisi Olsun Bu. Ama bombos bir yazi. Ama bence eglenceli bi yazi. Inanmiyosan bak. Bakma ya da banane ya.
Merhaba ben poposunu hissetmeyen kiz.
''Ozge sen hic uyumuyor musun?''diyen insanlara ilk once bi cevap vermek istiyorum. -Uyuyorum. Neden? Nedeni basit. BEN DE INSANIM.
Aslinda uykum var da uyumak istemiyorum. Sanki gunu bosu bosuna harciyormusum gibi hissediyorum. Pek tabii ya sonucta ben dolu bir insanim. Sabahlari spora gidiyor, eve gelip dus aldiktan sonra John Lennon gozlugumle disariya kahvalti yapmaya gidiyorum Stravrogin'imi alip.
Oglen oldugunda comlek kursuma gidiyorum hemen oradan cikip arkadaslarla bulusuyorum, Jane Austen Book Club gibi bir sey bizimkisi Jane Austen'in kitapplarini yorumluyoruz, asklardan dem vuruyoruz.
Aksam oldugunda ise elbette sevisiyorum. Her gun baska bir adamin koynunda olmazsam icim rahat etmez.
Evet popomu hissetmememin nedeni boyle dolu dolu bir gun gecirmem degil ne yazik ki:/
Tum gun evde oturuyor, kicimi buyutuyorum. Dondurmayla besleniyorum genelde. Sabah 4 gibi mutemadiyen acikip buzdolabini seyretmeye gidiyorum. Sabah 7 gibi falan uyuyorum. O saate kadar kitap okuyorum, internette dolasiyorum, Vimeo'ya ve Tumblr'a girdiysem zaten saatlerce dolasabilme kapasitesine sahip biriyim ondan kelli saatlerin gectigini hissetmiyorum bile. Muzik dinliyorum, muzik kesfediyorum, haberlere bakiyorum, insanlara satasiyorum, kendimle dalga geciyorum. Yazik garibanin tek eglencesi kendisiyle dalga gecmek lakin onu bile cok goruyor bazi insanlar.
Ha bak simdi kendimle dalga geciyorum ya, patir patir bu laflar bana geri donecek biliyorum duyuyorum goruyorum donence.
"Dengesiz biriyim yaee" "Ozge sen cok dengesizsin"
*Dikkat buradan sonrasi kufur icerebilir.
Selam ben Ciniceddin. Simdi ben konusucam..
''Hasta, ikiyuzlu insanlar benden uzak sevmediklerime yakin olsunlar. Iyi gun dostlarini sikiyim. Kendisine bakmadan milleti yargilayan, hayatlarina burunlarini sokmaya calisan, tanimadan taniyormuscasina konusan, ahkam kesen, seksist, homofobik, kendisine musluman ot gelip bok giden picleri de esekler seyetsin. Hoscakalin sonra gorusmek uzere. ^.^" (Daha sonradan nac(noktali c)izane bu konudaki fikirlerimi de ciddi bir uslupla sizlere aktaracagim.)
=^.^= Merhaba tekrar ben,
Kedilikadin ve sackadin.
Uzun zamandir bloguma yazmiyordum nedeni tema bulmaya calismam diildi itiraf ediyorum yalan soyledim. Tamam bi sure o idi neden lakin sonrasinda degisti isler. Suraya yazmadigim sure icerisinde cok gerzek durumlara dustum. Sirf buraya gelip 'uhuuu' diye aglamayayim diye yazmadim. Kekomancilere laf ederken kekomanci durumuna dusmek istemem acikcasi:/ Ha ben salak onun yerine n'aptim? Icime attim, "ozge sus ozge sus bak ozge tamam sus" diye diye yine kendi icimde patlamaya hazir bir volkan yarattim.(Hep bu salak lafi kullanmak istemisimdir denk geldi de yazayim dedimdi.)
Eski bi sevgilim vardi(lafa bak, "eski bi sevgilim vardi") ismi Volkan'di. Cok yakisikliydi. Ama salakti. Insallah bunu okumaz, cok eskidendi cunku. Hepimizin salak oldugu zamanlar oldu- iii ooo uuu kivir - Neyse efenim ben bunla sevgili diilken arkadasimla birlikte evine gitmistim. Ev boyle sahane uc katli falan. Maddi durumlari cok iyiydi. Zaten cocugun babasi ticarettir sirkettir daha sonra malum her ticarete atilan bi siyasete girer o bakimdan siyasettir - hatirlamiyorum hangi parti falan, o zamanlar gerzektim gundem ve siyaset cok uzakti bana- iste oyle cok affedersiniz tasakli islere girmis falan. Cocuk da genc fenerbahcelilerdendi. Ama salakligini fenerbahceyle bagdastirmiycam fkdslfjsld (saka len saka)
Efenim cok uzattim her zamanki gibi biliyorum kusura bakmayin demiycem olsun sinir yok benim diil mi blog yazarim sana ne ya. Neyse iste(konuya geri don ozge sictin nasil toparlican derken kurtaran sozcuk) ben cocugun evine gittigimde yaptigim sapsalliklari siraliyorum simdi:
1- Cok sakarim evet. Ve her yeni eve gidince aliskanligimdir en az bir kere duserim. Dustum :( (Belirteyim yeri gelmisken ben dusunce gulmuyorum niye guleyim ya rezil olmusum canim acimis. Baskasi dusunce gulerim ama. Zaten "ben kendime de gulerim ki dussem" diyene de inanmam. Hadi ordan len!)
2- Farkli corap teklerini giydigimi farkettim. Farketme ani da cok kotuydu. Arkadasim bi anda gulmeye basladi, iceri cagirdi beni. Tabii o zamanlar cool bi ergen oldugum icin "sictik eyvah rezil olduk" moduna girdim. Ayaklarimi terlikten o gun hic cikarmadim :( Simdi olsa gulerim dalga gecerim.
3- En guzeli de bu bak. COCUGUN ESOFMANININ ARKASINA......:( efenim regl olmusum, olmayacaktim lakin bi turlu pesimi birakmayan sanssizliklar o gun de birakmamis olacak ki pesimi, arkama gecmisti kan. :((((( Dusunsene ben cok coolum falan cocuk olumune bana yaziyor ben ih mih falanim sonradan dustugum su hale bak! Dustugum hal su: Banyoda esofman citilemek ve kurutma makinasiyla kurutmaya calismak acele bi' sekilde.
Oyle de boyle soyle de oyle..
Ben bunu niye anlattim biliyor musun pek sevgili okur? Simdi volkan diyince cagrisim yapti, hayaller canlandi ondan. Yoksa bi boka baglamayacagim. Bi konusu yok bu yazinin. . Ama istersem kivrak zekam ve sonsuz yaraticiligimla baglarim da yani. Bkz. Volkan iste cok bos bir adamdi lakin ben "kendimle o kadar cok ugrasiyorum" ki, o kadar ince dusunuyorum ki. Her seferinde butun olaylar benim kicimda patliyor. Sanssiz yesilcam kara bahtim talihim de buna ortak oluyor, daha da kotulesiyor durum. O Volkan iste var ya.. Ben surekli kendimi elestirdigim icin adam ilah oldu bi anda. O gerzek adam kendisini bi halt sanmaya basladi. "Cok dogru bi adamim lan" kafasina girdi. Ben de suclu, hatali, kusurlu, acik sozlu oldugundan kelli patavatsiz, ince dusunmesinden oturu alingan oldum. "Ooo haci bu kadin da kendisini ne kadar ovdu. Herkes orospu cocugu bi bu kadin dogru."
Yaniliyorsun sevgili okuyucu. Ben de herkes gibi orospu cocuguyum. Misal, pipisi kucuktu iyi sevisemiyordu ve bunu diyordum kiz aradaslarima. Volkancim, onemli olan...
Volkan'la ayrildik tahmin ettiginiz uzere yoksa burada sallayamazdim ona boyle. ^.^
Gelen elestirilere de bu arada acigim arkadas, benim de memem yok, yuzum sivilceli, boyum kisa dislerim yamuk, makyaj, fotosok guzeliyim ve ayi gibi yemek yiyorum maalesef yariyor da :/ Hep ilaclardan aslinda................ serum yediydim 2 yil once hala onun kilosu var ustumde :(
Iste demeye calistigim sey de bu. Ben kendimle ne kadar ugrasiyorsam dalga geciyorsam karsidaki adama o da batiyor. Bana mesela antidepresan kullandigimi soyledigim zaman "ah canim vah canim anlayabiliyorum gayet dogal hem kiiii ben de kullandim kiiii zamaninda" diyen insanlar gun gelip, "sen dengesizsin ilac kullaniyorsun git de ilaclarini al" dediler. Kirildim, uzuldum en cok da sinirlendim "bu atkafalilara neden bu kadar kiriliyorum" diye..
"Cok asil biriyim ya ben" diye dalga geciyorum haci nasil bi kafadir hala benimle ugrasan insanlar var. "Ozge cok yeaaa elit o yeaaaa" Manyak misin olum? Bakkala hizmetcimi gonderiyorum dedigimde ciddi anladiysan pek tabii manyaksin ama ^.^
Sunu kesfettim bu surec icerisinde.. Beni en cok uzen sey; hayal kirikligi. Kim olursa olsun, karsimdaki her bir kisiye anlam yukluyorum - az ya da cok- Hayal kirikliginin siddeti o insana yukledigim anlama gore degisiyor. Isin daha da kotusu, hayal kirikligim bazilarinin hayal kirikligi olyuyor, ne tuhaf cicekler bocekler orumcekler..
Ama bak bi donem hakikaten ben batmisim. Az kalsin bergen oluyormusum yahu. Ne o oyle uzulmeler, kirilmalar. Hayal kirikligi falan eyvallah da yani bariz abartmisim. Hic gormedigim insanlar beni hayal kirikligina ugratmis, ozge agla. Ulen gerzek sen gidip hic gormedigin adami bu kadar onemsersen suclu o diil sensindir. Gayet senin salakligin.
Iste o birilerini cok ozledim de cesaretim yok artik ozlemimi dile getirmeye. Yine hayal kirikligina ugrarim diye duvar ordum kendime.
Gelecekten gelen edit: Gecen dayanamadim getirdim de yine hayal kirikligi ve muz kabugu sonrasi iyilik guzellik..
Zamanlar geçtikçe neden
Mutluluk mahzunluk oluyor fotoğraflarda
Acaba
Keder mi, acı mı, hüzün mü dünyanın rengi
Mahzunluk mu yoksa yaşam
Ve doğruyu söyleyen yalnız
O mu, Rilke mi
Ölümünü içinde taşıyan.
Aşk mı yok ettiydi kocamı
—Ah, aşkların çocuk bahçesi
Neden ömrün çok kısa—
Oysa
Başlamak ne kadar güçtür, ne kadar incelikli
Sürdürmek, sadece sürdürmek
Öylesine kolay:
Hiçbir şey olmamış gibi
Kalp atışları, saat zembereği
Yıllar yıllar yıllar
Çözülmemiş bir bıkıntıyla birlikte
Kalıcı bir gülümseme yapıp da sevgisizliği..
O diil de yine birilerine kalp yollamazsam tesekkur etmezsem icim rahat etmez benim. Su son gunlerimi anlamli kilan, sevunc'cugume, suslu sanduvucum, dert ortagim benim biricik sevgilim soyle senden baska kimim var benimim ceren'ime, hem arkadasim hem manevi ablam olan nuran'ima (kedileriyle birlikte) ve iyi niyetinden asla suphe duymayacagim, hep yanimda olacagindan emin oldugum
(bak bu sefer cidden eminim:p) Erdal'a, her daim sen, guzel kahkalariyla(!) ve gitarli videosuylan(sesi cok guzel-reklam) yanimda olan Serdar Bey'e, hayatin darbesini yemis sopranos sever mor gomlegiyle beni boston evlenme dairesinde bekleyen mehmet'e, surekli didisme eylemi icerisinde bulundugum furkana, deliredropuccasenemartebidibidikizlarfalangrubunakalpkalpkalp, beni surekli eglendiren budanur kardeslere ve son olarak six pack saldiray'a (kalp:p) bak az daha unutuyordum eheh formspringinde verdigi cevaplarinin hastasi oldugum pek sevgili ozgur demir'e sevgiler selamlar saygilar tesekkurler.. Bu odulu sizlere armagan ediyorum. (agla ve sahneden in)
Not1:Ha bi de karnim agriyor, oluyorum(noktali o'lusundan) sanirim :(
Not2: O siir yazima edebi bi deger katmak icindi:P
hi bi de CAGLAN OZGUR SIZI COK OZLEDIM :(
Yazima uygun bir resimle son noktayi koyuyorum.
Emrah.
''Ozge sen hic uyumuyor musun?''diyen insanlara ilk once bi cevap vermek istiyorum. -Uyuyorum. Neden? Nedeni basit. BEN DE INSANIM.
Aslinda uykum var da uyumak istemiyorum. Sanki gunu bosu bosuna harciyormusum gibi hissediyorum. Pek tabii ya sonucta ben dolu bir insanim. Sabahlari spora gidiyor, eve gelip dus aldiktan sonra John Lennon gozlugumle disariya kahvalti yapmaya gidiyorum Stravrogin'imi alip.
Oglen oldugunda comlek kursuma gidiyorum hemen oradan cikip arkadaslarla bulusuyorum, Jane Austen Book Club gibi bir sey bizimkisi Jane Austen'in kitapplarini yorumluyoruz, asklardan dem vuruyoruz.
Aksam oldugunda ise elbette sevisiyorum. Her gun baska bir adamin koynunda olmazsam icim rahat etmez.
Evet popomu hissetmememin nedeni boyle dolu dolu bir gun gecirmem degil ne yazik ki:/
Tum gun evde oturuyor, kicimi buyutuyorum. Dondurmayla besleniyorum genelde. Sabah 4 gibi mutemadiyen acikip buzdolabini seyretmeye gidiyorum. Sabah 7 gibi falan uyuyorum. O saate kadar kitap okuyorum, internette dolasiyorum, Vimeo'ya ve Tumblr'a girdiysem zaten saatlerce dolasabilme kapasitesine sahip biriyim ondan kelli saatlerin gectigini hissetmiyorum bile. Muzik dinliyorum, muzik kesfediyorum, haberlere bakiyorum, insanlara satasiyorum, kendimle dalga geciyorum. Yazik garibanin tek eglencesi kendisiyle dalga gecmek lakin onu bile cok goruyor bazi insanlar.
Ha bak simdi kendimle dalga geciyorum ya, patir patir bu laflar bana geri donecek biliyorum duyuyorum goruyorum donence.
"Dengesiz biriyim yaee" "Ozge sen cok dengesizsin"
*Dikkat buradan sonrasi kufur icerebilir.
Selam ben Ciniceddin. Simdi ben konusucam..
''Hasta, ikiyuzlu insanlar benden uzak sevmediklerime yakin olsunlar. Iyi gun dostlarini sikiyim. Kendisine bakmadan milleti yargilayan, hayatlarina burunlarini sokmaya calisan, tanimadan taniyormuscasina konusan, ahkam kesen, seksist, homofobik, kendisine musluman ot gelip bok giden picleri de esekler seyetsin. Hoscakalin sonra gorusmek uzere. ^.^" (Daha sonradan nac(noktali c)izane bu konudaki fikirlerimi de ciddi bir uslupla sizlere aktaracagim.)
=^.^= Merhaba tekrar ben,
Kedilikadin ve sackadin.
Uzun zamandir bloguma yazmiyordum nedeni tema bulmaya calismam diildi itiraf ediyorum yalan soyledim. Tamam bi sure o idi neden lakin sonrasinda degisti isler. Suraya yazmadigim sure icerisinde cok gerzek durumlara dustum. Sirf buraya gelip 'uhuuu' diye aglamayayim diye yazmadim. Kekomancilere laf ederken kekomanci durumuna dusmek istemem acikcasi:/ Ha ben salak onun yerine n'aptim? Icime attim, "ozge sus ozge sus bak ozge tamam sus" diye diye yine kendi icimde patlamaya hazir bir volkan yarattim.(Hep bu salak lafi kullanmak istemisimdir denk geldi de yazayim dedimdi.)
Eski bi sevgilim vardi(lafa bak, "eski bi sevgilim vardi") ismi Volkan'di. Cok yakisikliydi. Ama salakti. Insallah bunu okumaz, cok eskidendi cunku. Hepimizin salak oldugu zamanlar oldu- iii ooo uuu kivir - Neyse efenim ben bunla sevgili diilken arkadasimla birlikte evine gitmistim. Ev boyle sahane uc katli falan. Maddi durumlari cok iyiydi. Zaten cocugun babasi ticarettir sirkettir daha sonra malum her ticarete atilan bi siyasete girer o bakimdan siyasettir - hatirlamiyorum hangi parti falan, o zamanlar gerzektim gundem ve siyaset cok uzakti bana- iste oyle cok affedersiniz tasakli islere girmis falan. Cocuk da genc fenerbahcelilerdendi. Ama salakligini fenerbahceyle bagdastirmiycam fkdslfjsld (saka len saka)
Efenim cok uzattim her zamanki gibi biliyorum kusura bakmayin demiycem olsun sinir yok benim diil mi blog yazarim sana ne ya. Neyse iste(konuya geri don ozge sictin nasil toparlican derken kurtaran sozcuk) ben cocugun evine gittigimde yaptigim sapsalliklari siraliyorum simdi:
1- Cok sakarim evet. Ve her yeni eve gidince aliskanligimdir en az bir kere duserim. Dustum :( (Belirteyim yeri gelmisken ben dusunce gulmuyorum niye guleyim ya rezil olmusum canim acimis. Baskasi dusunce gulerim ama. Zaten "ben kendime de gulerim ki dussem" diyene de inanmam. Hadi ordan len!)
2- Farkli corap teklerini giydigimi farkettim. Farketme ani da cok kotuydu. Arkadasim bi anda gulmeye basladi, iceri cagirdi beni. Tabii o zamanlar cool bi ergen oldugum icin "sictik eyvah rezil olduk" moduna girdim. Ayaklarimi terlikten o gun hic cikarmadim :( Simdi olsa gulerim dalga gecerim.
3- En guzeli de bu bak. COCUGUN ESOFMANININ ARKASINA......:( efenim regl olmusum, olmayacaktim lakin bi turlu pesimi birakmayan sanssizliklar o gun de birakmamis olacak ki pesimi, arkama gecmisti kan. :((((( Dusunsene ben cok coolum falan cocuk olumune bana yaziyor ben ih mih falanim sonradan dustugum su hale bak! Dustugum hal su: Banyoda esofman citilemek ve kurutma makinasiyla kurutmaya calismak acele bi' sekilde.
Oyle de boyle soyle de oyle..
Ben bunu niye anlattim biliyor musun pek sevgili okur? Simdi volkan diyince cagrisim yapti, hayaller canlandi ondan. Yoksa bi boka baglamayacagim. Bi konusu yok bu yazinin. . Ama istersem kivrak zekam ve sonsuz yaraticiligimla baglarim da yani. Bkz. Volkan iste cok bos bir adamdi lakin ben "kendimle o kadar cok ugrasiyorum" ki, o kadar ince dusunuyorum ki. Her seferinde butun olaylar benim kicimda patliyor. Sanssiz yesilcam kara bahtim talihim de buna ortak oluyor, daha da kotulesiyor durum. O Volkan iste var ya.. Ben surekli kendimi elestirdigim icin adam ilah oldu bi anda. O gerzek adam kendisini bi halt sanmaya basladi. "Cok dogru bi adamim lan" kafasina girdi. Ben de suclu, hatali, kusurlu, acik sozlu oldugundan kelli patavatsiz, ince dusunmesinden oturu alingan oldum. "Ooo haci bu kadin da kendisini ne kadar ovdu. Herkes orospu cocugu bi bu kadin dogru."
Yaniliyorsun sevgili okuyucu. Ben de herkes gibi orospu cocuguyum. Misal, pipisi kucuktu iyi sevisemiyordu ve bunu diyordum kiz aradaslarima. Volkancim, onemli olan...
Volkan'la ayrildik tahmin ettiginiz uzere yoksa burada sallayamazdim ona boyle. ^.^
Gelen elestirilere de bu arada acigim arkadas, benim de memem yok, yuzum sivilceli, boyum kisa dislerim yamuk, makyaj, fotosok guzeliyim ve ayi gibi yemek yiyorum maalesef yariyor da :/ Hep ilaclardan aslinda................ serum yediydim 2 yil once hala onun kilosu var ustumde :(
Iste demeye calistigim sey de bu. Ben kendimle ne kadar ugrasiyorsam dalga geciyorsam karsidaki adama o da batiyor. Bana mesela antidepresan kullandigimi soyledigim zaman "ah canim vah canim anlayabiliyorum gayet dogal hem kiiii ben de kullandim kiiii zamaninda" diyen insanlar gun gelip, "sen dengesizsin ilac kullaniyorsun git de ilaclarini al" dediler. Kirildim, uzuldum en cok da sinirlendim "bu atkafalilara neden bu kadar kiriliyorum" diye..
"Cok asil biriyim ya ben" diye dalga geciyorum haci nasil bi kafadir hala benimle ugrasan insanlar var. "Ozge cok yeaaa elit o yeaaaa" Manyak misin olum? Bakkala hizmetcimi gonderiyorum dedigimde ciddi anladiysan pek tabii manyaksin ama ^.^
Sunu kesfettim bu surec icerisinde.. Beni en cok uzen sey; hayal kirikligi. Kim olursa olsun, karsimdaki her bir kisiye anlam yukluyorum - az ya da cok- Hayal kirikliginin siddeti o insana yukledigim anlama gore degisiyor. Isin daha da kotusu, hayal kirikligim bazilarinin hayal kirikligi olyuyor, ne tuhaf cicekler bocekler orumcekler..
Ama bak bi donem hakikaten ben batmisim. Az kalsin bergen oluyormusum yahu. Ne o oyle uzulmeler, kirilmalar. Hayal kirikligi falan eyvallah da yani bariz abartmisim. Hic gormedigim insanlar beni hayal kirikligina ugratmis, ozge agla. Ulen gerzek sen gidip hic gormedigin adami bu kadar onemsersen suclu o diil sensindir. Gayet senin salakligin.
Bi kisi var bi kisi. Onun hala acisini cekiyorum hayal kirikligi olarak.. En cok istedigim sey yuzyuze gorusup konusabilmek belki de onunla..
Iste o birilerini cok ozledim de cesaretim yok artik ozlemimi dile getirmeye. Yine hayal kirikligina ugrarim diye duvar ordum kendime.
Gelecekten gelen edit: Gecen dayanamadim getirdim de yine hayal kirikligi ve muz kabugu sonrasi iyilik guzellik..
Zamanlar geçtikçe neden
Mutluluk mahzunluk oluyor fotoğraflarda
Acaba
Keder mi, acı mı, hüzün mü dünyanın rengi
Mahzunluk mu yoksa yaşam
Ve doğruyu söyleyen yalnız
O mu, Rilke mi
Ölümünü içinde taşıyan.
Aşk mı yok ettiydi kocamı
—Ah, aşkların çocuk bahçesi
Neden ömrün çok kısa—
Oysa
Başlamak ne kadar güçtür, ne kadar incelikli
Sürdürmek, sadece sürdürmek
Öylesine kolay:
Hiçbir şey olmamış gibi
Kalp atışları, saat zembereği
Yıllar yıllar yıllar
Çözülmemiş bir bıkıntıyla birlikte
Kalıcı bir gülümseme yapıp da sevgisizliği..
O diil de yine birilerine kalp yollamazsam tesekkur etmezsem icim rahat etmez benim. Su son gunlerimi anlamli kilan, sevunc'cugume, suslu sanduvucum, dert ortagim benim biricik sevgilim soyle senden baska kimim var benimim ceren'ime, hem arkadasim hem manevi ablam olan nuran'ima (kedileriyle birlikte) ve iyi niyetinden asla suphe duymayacagim, hep yanimda olacagindan emin oldugum
(bak bu sefer cidden eminim:p) Erdal'a, her daim sen, guzel kahkalariyla(!) ve gitarli videosuylan(sesi cok guzel-reklam) yanimda olan Serdar Bey'e, hayatin darbesini yemis sopranos sever mor gomlegiyle beni boston evlenme dairesinde bekleyen mehmet'e, surekli didisme eylemi icerisinde bulundugum furkana, deliredropuccasenemartebidibidikizlarfalangrubunakalpkalpkalp, beni surekli eglendiren budanur kardeslere ve son olarak six pack saldiray'a (kalp:p) bak az daha unutuyordum eheh formspringinde verdigi cevaplarinin hastasi oldugum pek sevgili ozgur demir'e sevgiler selamlar saygilar tesekkurler.. Bu odulu sizlere armagan ediyorum. (agla ve sahneden in)
Not1:Ha bi de karnim agriyor, oluyorum(noktali o'lusundan) sanirim :(
Not2: O siir yazima edebi bi deger katmak icindi:P
hi bi de CAGLAN OZGUR SIZI COK OZLEDIM :(
Yazima uygun bir resimle son noktayi koyuyorum.
Emrah.
Subscribe to:
Posts (Atom)






