11/28/09

Bayramları sevmiyorum. Karşınızda ilk duygusal yazım =)

Evet, çok önemli bir şey oldu hayatımda.. İki ay sonra güneş yüzü gördüm ben. Doktorumun tavsiyesine uyup yürüyüşe gittim sabahın 10'unda. Ah sen ona erken mi diyorsun demesin kimse hazırlıklı geldim evet, saat 5 ya da 6 gibi kalkıyorum ben her sabah. Müge Cerman'ı bile geçtim. Şimdi Müge Cerman kim diyenler olacak işte bunun cevabını vermeye hazırlıklı değilim, olsun bilenler bilir klişesiyle geçiştirmek istiyorum. O diil de bu benim ilk müzik dışı post'um olacak. Yok ya yine müzik var bu post'un içinde de. Neyse ama ilk duygusal ya da kendi hislerimi anlatan bir post olacak. O diil de, ''o diil de''yi çok kullanıyorum ben. Sanırım konudan konuya atladığım ve çok fazla düşündüğüm için. Şimdi mesela şeyi düşünüyorum.. Acaba bugün yürüyüşte düşündüklerimle mi girsem konuya? Ama olmaz daha giriş bölümü var yazımın. Neyse ne diyorduk? Ha evet yürüyüşe çıktım.(Bakınız, toparlayamayınca konuya kıvrak hareketlerle geri dönme yolu: ''neyse ne diyorduk?'' özge taktiği 1..)
Diyordum ki.. Yürüyüşe çıktım. Eşofmanlarımı giydim, siyah kör gözlüklerimi taktım, ipod'umu aldım hatta ipod'uma Kings of Convenience'ın son albümünü attım. En azından attım sanıyordum :( Atamamışım o yüzden Kings of Convenience yazısını bence siz unutun, yılan hikayesine döndü olay. Yılan hikayesi.. Bu lafı kullanmak çok güzel lan bu arada. Bazen ''lan'' demeyince asıl istediğimi söyleyemeyecekmişim gibi geliyor halbuki ben kibar bir kadınım öyle 'lan'lı lun'lu' konuşmam. Bakınız, hem lan demiş oldum hem de dememiş oldum, özge taktiği 2..

Kör siyah gözlüklerimi taktım ama bi derece etki ediyordu hala gündüzdü hala güneşin ışınları beni rahatsız ediyordu. Telefon falan da almadım yanıma tamamen yalnız kalabilmek için. Yersen.. Telefonum kapalı, arada açıyorum ama konuşamıyorum şu sıralar depresyondayım. Dalga geçmiyorum gerçekten depresyondayım o yüzden bu yazı vesilesiyle ''telefonlarımı açmadın, telefonun niyeeea kapalııı'' diyen arkadaşlarıma sesleniyorum, depresyondayım. İnanın ki kimseyle konusmuyorum sadece internet üzerinden benim gevezeliğim. Geçen gün Çağlan'cığımla konuştum bi tek daha doğrusu konuşamadım saçmaladım ee üü ööö diyip durdum. Konuşamıyorum çünkü düzgün düşünemiyorum. Yazı yazıyorum. Artık ben de ünlü bir yazar olabilirim. ''Yazıyla kendimi daha iyi ifade ediyorum ben!'' Yazı demişken tamam depresyondayım da bi yere kadar yazılarımı yazmam gerek, dergiyle ilgilenmem gerek, en azından dergi almam gerek. Uykusuz bile alamıyorum sayın okurlarım inanabiliyor musunuz? Ben ve uykusuz almamak, bu ne tezat bir şeydir böyle!

Konuya dönecektim ben deYil mi???
Ha çıktım dışarı. Evet gayet sportif bir görünümüm vardı eşofman ipod üstümde eşofman tarzı bir mont ama cebime sigaramı da attım. Sigaramı yaktım yürüyüşe başladım. Amacım parkurun içine girene kadar bi an once sigarayı bitirmekti. Millet ''aaa bak kız spor yapıyor ama sigara içiyor bir yandan'' demesin diye.. Yerdeki sarı yaprakları ezdim, bi tane bile kaçırmadım. Küçüklüğümden beri yapıyorum ben bunu ve öyle bir haz alıyorum ki bunu yaparken anlatamam dostlarım. Acaba bunun psikolojik açıklaması ne ki, merak ettim? Neyse, yerde kırık bir dal görünce de üstüne basıp kırmam gerek, bi tane gördüm bastım üzerine kıramadım sonra salak bir görüntü vererek cevreme bi kaç kez denedim ve en sonunda kırıldı. Ben oleeey diye bağırdım. Çevremde allahtan çok fazla kişi yoktu ama bi kaç kişi bön bön baktı bana, hissettim utandım da çaktırmadım kulaklıgım ve gözlügüm beni kamufle ediyordu kendi aklımca. Halbuki daha ipod'umu açmamıştım bile. Parkura girdim ve o bilindik manzarayla karşılaştım. Babalar ve çocuklar, çocuklarıyla oynayan babalar, anne baba çocuk, çocuklarının peşinden mendille koşan anne ve babalar. Garip bir hüzün kapladı içimi demiycem çünkü çok klişe olur bu. Ama ne yalan söyleyeyim bi kötü oldum. Sonra içimden doktoruma küfrettim ''Yahu bu mu bana iyi gelecek? Evde kalsam daha az mutsuz olurdum.'' Sonra açtım ipod'umu, kodum bir damar parça
Ha damar dediysem senin damar anlayışınla benimkisi bir diil arkadaşım. Bana çok damar geliyor bu şarkı. Şöyle ki:
Toad The Wet Sprocked - Something's Always Wrong

Şarkı çalarken ben de mırıldanmaya başladım. ''samtings olveyyss ronggg yeee yeeee yeeeaaa ehhh ehhh'' Etrafımdakiler tabii yine bana baktılar sanırım ::(
Sonra aklıma bi anda Özgür geldi. Dün ipenkin bloguna girmiştim aa bi de baktım ne göreyim benim en yakın arkadaşım benim blogumu takip etmiyor da ipek'i takip ediyor üstelik benim blogum çok güzel:/ Çok kırıldım ama o benim blogumu takip etmediği için bunu da göremicek ya ondan söylüyorum bunu ben yoksa ''hıhhhh''. En azından Erhan ve Deniz'in bu saçmalıklarımı sonuna kadar okuyacagını biliyorum (: Neyse efenim kulağımda ipod olsa bile ben bütünnn yaprakları ıskalamadan ezerek geçtim. Tamam duymuyordum çat çut sesleri ama o his çok ayrı bir duygu. Ha bir de bütün kaldırım kenar çıkıntılarının üstünden kollarımı açarak(dengeyi sağlamak için) yürüdüm boydan boya. Yalnız bir üzüntümü de bu blog aracılığıyla dile getirmek isterim ki; kaldırım taşları artık beyaz kırmızı olmuyor, oyun oynayamıyorum :( Ne güzel basmadan geçmeye falan çalışırdım. Ha bu psikolojide ''kendine güven sorunu''ymuş. Yok öyle bir şey mirim, ben oyun oynuyorum 'içimdeki çocuk ruhu'nu hiç kaybetmedim. Allahım sen beni koru yareppim tüm klişe lafları kullandım ya yazımda artık içim rahat ölebilirim. Ölmeden önce ama yapmam gereken bir şey daha var, Bangkok'a gidip FBI kimliği almalıyım. Cüneyt Özdemir faydalı bilgi olarak verdi bunu dün. Hep FBI kimliğim olsun istemişimdir ben de zaten. Neyse şarkı bitti. Zaten çoktan bitti de benim noktam yok. Böyle daha bir naif şarkı kodum ipod'uma bu sefer
The Weepies - Take It From Me

Sonra insan gezdiren köpekler gördüm, sonra sonra bankta sevişen gençler gördüm kendi kendime ''ah gençlik aaaah'' dedim.
Gariptir üzülmedim. Ben şunu anladım ki sevgili falan görünce üzülmüyorum, aile görünce üzülüyorum.
Eskiden çocuk bile sevmezdim. Şimdi küçük veletleri görünce izliyorum falan, noluyor bana yahu? Hormonlardan mı acaba??
Kendimi çok ''büyümüş'' ve ''her şeye doymuş'' hissediyorum. Yalan yok ama cidden de öyle.
Bazen bu aşırı sinirimi bozuyor. Olgunluk güzeldir carttur curttur derler ya hani? Yok öyle bir şey kardeşim, şu dünyaya daha salak gelseydim en azından daha az üzülürdüm daha fazla keyif alırdım. Eee ne demiş bilmemne diye bir cümle kuracaktım şimdi sanki benden önce birileri demiş gibi hissettim böyle bir cümleyi, gugıla key wordleri yazdım da artistlik yapmak için çıkmadı. Tamam bu benim lafımmış. Malum ben zaten çok unutkanım şu B12 vitamini eksikliği ve depresyon iyice mal yaptı beni. Haaa bu arada gugılda solak daha mı zeki başlığı çıktı aradığım şey yerine.
Neyse ki yüzümde bir gülümseme oluştu yine. Ben de solaaağııım ben de zekiyiiiim =)))
3.4. şarkılar da vardı tabii ama sıkıldım be blog yazmaktan. Sonra belki devam ederim.

Yazımın özeti de şu efendim: Bayramları sevmiyorum...Bi bayramları bir de Babalar Gününü sevmiyorum şu hayatta. Küçükken pencereden dışarı bakıp insanları, aileleri, babaları izlerdim.. Öylece dalardım babamın bahçe kapısından girişini hayal ederdim.. Hatta türk filmlerinin bana aşıladığı bir şey vardı: Bir gün babam çıkıp gelecekmiş gibi aslında ölmedim diyecekmiş gibi hissederdim. Hissetmek ne kelime! İnanırdım da buna :) Bayramları zaten sevmezdim de, hani aileyi bir araya toplayan geleneksel şeyleri hiç sevmiyorum. İmreniyorum sanırım, etraftaki ailelere. İki gün önce doktoruma gittim, tek başınaydım. Benim yaşıtım bir kız vardı arkasında da babası koşturuyordu ''kızıımm şunu da aaal bunu da aaal diye. Yalan yok sinir oldum :) Arkadaşlar maalesef ben her ne kadar çok duygusal olsam da ailelerinizin kıymetini bilin saçmalığını yapamayacak kadar da odun bir insanım o yüzden sosyal mesajım eksik kalsın =)''
Öpüyorum hepinizi demiycem hayır son zamanların ''grip virüsü var hehe'' esprisini de yapmıycam, ben öpüşmeyi sevmem de pek ondan. Aaa yeter bu hasta ruhlu insan gider, bol sevişmeli bol mutlu günler dilerim. (aaa bu kız kesin veriyoor diyen arkadaşa da sesleniyorum kimliğini belli ederek yazarsan daha sempatik olur o ''ehe''. )
Saygılar efenim.


11/11/09

Breaking Benjamin


Yıl 2002’ydi, arkadaşı ona dedi ki: ‘’ Şşt oğlum Breaking Benjamin diye bir grup çıkmış, hele bir dinle, çok beğeneceksin. Bir de Korn’u seviyorsan kesin seversin.’’ Çocuk dinledi ve ertesi gün: ‘’Oğlum harbiden manyakmış bu, dinledikçe dinliyorum.’’dedi. Yıl 2009’du başka bir çocuk arkadaşına: ‘’Breaking Benjamin diye bir grup var, mükemmel’’dedi. İçinizde hala grubu bilmeyenler vardır, eminim. Telaşa mahal yok! Şimdi anlatacağım size bu grubu...
O, şu, bu.. Boşverin davulda, klarnette kim var. Yolumuz uzun ve yorucu, geçelim bunları. Kısacık bir tur atalım şimdi hep beraber..
Özge
Sakar Ben!
Benjamin Burnley (ben), Plan 9 isimli grubuyla sahnede nirvana coverlarken mikrofonu yere düşürür ve kırar. Mikrofonun sahibi varyemez amca gelip der ki: "Lanet olası(!) mikrofonu kırdığın için sağol be benjamin, iyi halt ettin." İşte grubun ismi bu şekilde ‘’Breaking Benjamin’’ olur. Bitmedi hayır, kısa dediysek o kadar da değil. Bir zamanlar ‘’Strangers with Candy’’ diye bir nu-metal grubu vardı.MTV’s Ultimate Cover Band’ yarışmasında a-ha’nın benim de çok sevdiğim ve dilimden düşürmediğim, ‘’Take On Me’’ şarkısıyla birinciliği kapmışlardı. Sonradan isimlerini ‘’Lifer’’ olarak değiştirdiler ve Universal Müzik’le anlaşma imzalayarak büyük bir başarı elde ettiler. Ama çıkardıkları ilk albümde pek başarı sağlayamadılar. Müzik otoritelerinin yorumları bi hayli canlarını sıkmış olacak ki grubun iki elemanı Lifer’dan ayrıldı. Bu iki eleman ayrılınca Breaking Benjamin grubuna katılır. Aklım almıyor Universal gibi bir şirketle anlaşmış olan grubu bırakıp, henüz bir şirketle anlaşamamış olan ve tabir-i caizse yeni yetme bir gruba neden katıldıklarını? Ben, o kadar çok güzel beste yapıyormuş ki, güvenmişler. Öyle diyorlar vallahi, ben onların yalancısıyım. Tabi aklınıza gelen şey ne, biliyorum. Evet, muhtemelen grup içi anlaşmazlıklarla alakalıdır bu ayrılık..
Azıcık Ondan, Azıcık Bundan
Nirvana coverlıyorlarmış dediğimde az biraz ipucunu kapmışsınızdır aslında ne tür müzik yaptıklarıyla ilgili olarak. Malzemelerimizi sayalım elimizde neler var: Bir nu – metal grubundan çıkan iki elaman ve bir Nirvana coverlayan grup. Hadi hep beraber birleştirelim bunları. Grunge izleri taşıyan alternatif rock grubu. Distortion efekti bol, vokali yer yer yağışlı, yer yer de ılıman.
İddiaya Var Mısın?
‘’Hollywood Records’’ şirketiyle henüz anlaşmadan önce çıkarttıkları bağımsız ilk epleriyle başarıyı yokladılar ve 2002 yılında çıkardıkları albümleri ‘Saturate’ ile oldukça başarılı oldular. Bir çok grup gibi asıl başarıyı ise sonradan yakaladılar. Birinci albümü arada kaynadı mı peki? Hayır efendim, kaynadı diyemeyiz. İkinci ep’leri gerçekten o kadar iyiydi ki birinci albümlerini amiyane tabiriyle solladı diyebiliriz. İşte bundan cesaret alan grup ikinci albümleri ‘We Are Not Alone’’u çıkararak, Amerikayı salladı. Hem de ne biçim salladı! Hala ‘’So Cold’’ şarkısını dinlerken şahsen kendimden geçer, gaza gelir, kendimi bir rock star olarak hayal ederim. Breaking Benjamin şarkılarının sanırım en büyük ve ‘gil’lerinden ayıran özelliği; insanı gaza getirmesidir. Keza aynı şekilde albümdeki ‘’Follow’’ şarkısı da sıradan bir insanı aniden bir rock stara dönüştürebilir. İddia ediyorum, kim dinlerse dinlesin aynı etkiyi yapar bu şarkı :)
‘’Fiziğe Güven, Gerisini Merak Etme Sen’’ - Wilbur Wright
Dikkatli okuyucuların gözünden kaçmamıştır sanırım, delikanlı BB’yi ‘’Korn’’ grubuna benzetmişti. Benziyor mu peki cidden? Çok benziyor diyemeyiz ancak Korn’un izlerini taşıyor dersek yanlış olmaz. Bizim esas oğlan ben, zaten Korn’u pek severmiş. İlk albümlerine Nirvana ve Alice In Chains kokusu daha çok sinmiş. Daha bir grunge.. Sonraki albümlerinde Korn tadı daha baskın, grunge tadını biraz hafifletiyor. Şu ‘’gil’’lere de değinmek gerek. BB’ye en yakın müziği yapan gruplar: Third Eye Blind, Crossfade ve biraz uzaklaşırsak Nickelback ve Creed olarak sayılabilir. En çok benzeyen grubu ise henüz söylemedim: Three Days Grace. Eminim ki Three Days Grace grubunu duyan sayısı, BB’yi duyan ve bilenden daha çoktur. Niye ki? Bir kere Ben de dahil olmak üzere TDG gibi şekilli abiler diil hiç birisi. Bu birinci kayıpları. Daha sonra şuna değinmek isterim ki, Amerika’da her ne kadar çok ünlü olsalar da, bu iki grubu avrupada bilen çok az. Bunun sebebi Amerika’dan başka bir yerde konser vermemeleri. Kanadalı TDG grubu, az biraz çıkmaya başlamış ama BB’nin durumu vahim. Bırak kıtanın dışına çıkmayı, daha Amerika’dan çıkabilmiş değil grup. Şimdi sıkı durun! Bizim Ben’in meğer uçak korkusu varmış. Şimdi eleştirmek de olmaz ki.. Engin Günaydın: "Sanki koca bir bina havaya kalkıyormus gibi.. çok büyük.." demiş, ben bunun üzerine ne diyeyim ki?
Bu da mı Gol Değil Hakim Bey!
‘Phobia’ albümlerinde yer alan ‘’The Diary of Jane’’ şarkısını bi dinleseniz hatırlayacaksınız, çok tanıdık gelecek bu şarkı size. Hatta en çok bilinen şarkıları diyebilirim. Nereden mi? Spider Man filminden. Bu şarkı aynı zamanda NASCAR 07 video oyununda kullanıldı. Albümdeki bir diğer şarkı ‘’Blow Me Away’’ ise Halo 2 adlı bilgisayar oyununda kullanıldı. Yıl 2009 ve diyorum ki: ‘’Breaking Benjamin diye bir grup var mükemmel, hatta yeni albüm de çıkarmış’’.. Yeter artık tanınsın bu grup diye isyan ederek ‘’Gol!’’ diyebilme temennilerimi sunuyorum.
Kutu kutu pense
  • ‘We are not alone’ albümündeki "Rain", "Forget It" ve "Follow" şarkılarını Billy Corgon (The Smashing Pumpkins) ile beraber yazmışlar.(‘’Gitar çalmayı bile ondan öğrendim’’ diyor ben. Ben’in yalancısıyım ben:)
  • Benjamin Burnley sıkı bir oyun manyağı (uçak korkusunun olması komik diil mi sizce de? :)
  • Youtube’daki tüm canlı Diary Of Jane performanslarında ben burnley hasta. O yüzden ‘’Aa çok kötü’’ demeyin:)

11/6/09

Topbaş'la kırmızı geceler

Boşver boşver arkadaş...

Tarık - Girebilir miyim?
Tarık - Özür dilerim, o geceden beri hiç görmedim seni. Çünkü haklıydın. Hep tuttum kendimi..
Tarık - Çok kısa bir şey soracağım, sen de öyle cevap ver olur mu?
Selma - Bekliyorum, sor.
Tarık - Sana olan en gerçek duygumu öğrenmek ister misin ?
Selma - Evet, isterim.
Tarık - Seni çok seviyorum. İnan bana.. İster misin sevgimi ?
Selma - İsterim.. Bütün kalbimle ...
Tarık - Bilirim. Çok şey istersin sen.
Selma - Anlayamadım ...?
Tarık - Mesela beni istersin. Zengin bi koca istersin. Para istersin.
(sessizlik)
Tarık - Kocana ihanet etmek istersin. Ama aslında bi tek şey istiyorsun sen. Şimdi onu veriyorum sana...
*İki gündür yazacağımı söylediğim 'Kings Of Convenience' grubunun yazısını ya da MTV EMA 09 ödüllerinin yazısını bekleyenler, üzgünüm. Biraz daha beklemece (: