Showing posts with label blue jean. Show all posts
Showing posts with label blue jean. Show all posts

1/21/10

Bat For Lashes


Sigara & Kahve + Bat For Lashes
Saat: 03.05. Bir yandan kahvemi yudumlarken, bir yandan sigaramdan bir nefes çekiyorum, yetmiyor bir nefes daha çekiyorum (Sigara sağlığa zararlıdır!). Playlistimde şu anda Bat For Lashes çalıyor. Beğendiğim ve tutuklu kaldığım şarkılardan ikişer üçer tane attım winampıma, araya serpiştirdim ki birkaç kez dinleyebileyim. Şarkıları dinlerken hayaller alemine dalıyorum. Kendimi kara filmlerin üstadı Lynch filmlerindeymişim gibi hissediyorum. Bilinmezliğe, anlamsızlığa ve gizeme doğru yol alıyorum. Adeta kendi zihnimde hapsoluyorum. Bir yandan üzülüyorum Natasha Khan’ın telkinsizlik hissiyatı veren şarkılarını dinlerken. Bir yandan da tekrar tekrar dinleme isteği uyandırıyor şarkılar bende. Evet evet ancak Lynch filmlerinde olabilir bunlar. Gizem, Karanlık… Lynch ‘’Gizemi ve bilinmeyeni severim; neler olup bittiğini bilemediğim için karanlık ortamları da severim’’ demişti ya hani? Bat For Lashes’ın vokali Natasha Khan da gizemi ve karanlığı seviyor olsa gerek.
Adım Adım
Bat For Lashes, Pakistan asıllı İngiliz şarkıcı, şarkı yazarı, multi – çalgıcı(gitar, piyano, davul, harp..), yetenekli kızımız Natasha Khan’ın bir projesi. Hemşirelik okulunda öğretmenlik yapıyordu. Öğretmenlik yaparken bir yandan da ilk albümü için çalışmalara başlamıştı. Parası yoktu ama hayalleri vardı. İlk single’ı Wizard’ı kendi olanaklarıyla plak formatında yayınladı. Daha sonrası çorap söküğü gibi gitti ve 2006’da ilk albümü Fur And Gold’u nihayetinde piyasaya sürdü.
Mercury’i Kazanamadı Ama Thom Yorke’u Kazandı!
O kadar başarılı bir albüm(dü) ki bu, insanlar yavaş yavaş farketmeye başladılar Khan’ı. İngiltere de sessiz kalmadı bu albüme. 2007’de İngiltere’nin en prestijli ‘’ Mercury Müzik Ödüllerine’’ aday gösterildi. Herkes kazanacak gözüyle bakıyordu, emindi onun bu ödülü kazanacağına ama sonucunda Klaxons kazandı. Mercury ödülleriyle kendini gösteren Khan, Radiohead’in aşmış insanı Thom Yorke’dan ve çokça karşılaştırıldığı aşmış insan Björk’den güzel tepkiler aldı. Hatta öyle ki, Thom Yorke, Horse And I şarkısının başındaki klavseni duyduğu an büyülendiğini itiraf edip, 2008 Avrupa turnesine kişisel olarak davet etti Bat For Lashes’ı. Thom Yorke’u da arkasına aldıktan sonra Khan’ı kim durdurabilirdiki artık?
O Sadece Natasha Khan, Bat For Lashes
Merdivenleri yavaş yavaş ve temkinli bir şekilde çıkıyor Bat For Lashes. Birçok isimle mukayese ediliyor, yarıştırılıyor. Björk, Kate Bush ,Tori Amos, Feist.. hatta Pat Benatar’a kadar gidiyor bu isimler. Bana sorarsanız eğer; Sad eyes’ta Feist, Sleep Alone’da Pat Benatar ve en çok sevdiğim, muazzam, ışıltılı parıltılı şarkısı What’s A Girl To Do’da Björk’e benziyor. Aslında demeye çalıştığım şey; Natasha Khan, Natasha Khan. Neyse en azından kendinin de bir röportajında ağzından kaçırdığı gibi Britney’e benzetilmiyor:p
Şaka ya da Şeker
Ürkütücü, tüyler ürpertici, üzücü, dramatik, lirik, epik, kadınsı, şehvetli, parıltılı ışıltılı, fantastik, mistik, kalbi kırık. Bat For Lashes’ın müziği işte tam olarak bu saydıklarım. Aslında bu sıfatlar Bat For Lashes’ın müziği kadar Natasha Khan için de geçerli. Öyle biri ki, tıpkı cadılar bayranında tavşan kostümünü giyip kapı kapı gezerek ‘’şaka ya da şeker’’ diyen çocuklar gibi...Ve Bat For Lashes şimdi ikinci albümü Two Suns’la karşımızda, ben de kalite kontrolde naçizane kritiğimle karşınızda olacağım. Kabuslu rüyalar diliyorum.



Kalite Kontrol (Fur And Gold)

Natasha Khan yeni bir albüm çıkarmış. (Tanıyamayanlar için; sahne ismiyle Bat For Lashes.) İlk albümü Fur And Gold’dan sonra yeni albümünün ismini Two Suns koymuş. Hah burada bir duralım ve incelememize albümün isminden başlayalım. Albümünün ismini Two Suns koymuş. Çünkü; albüm, dualizmi yani ; Natasha ve alter egosu Pearl’ün birbirleriyle mücadelesini anlatıyor. Efendim dergiye yazmaya başladığımdan beri bütün deliler beni buluyor diyordum ve sağolsun Khan ablamız da beni utandırmadı:) Bat
For Lashes’ın ilk albümünü bendeniz çok sevmiştim lakin bu albümü ilk dinlediğimde, Fur And Gold’u ilk dinlediğimde hissettiğim etkileri hissedemedim. Amaaaa ikinci kez dinlediğimde albüme daha bir kanım kaynadı.Üçüncü kez dinlediğimde ‘’Dur şu şarkıyı bir daha dinleyim’’ dedim ve ondan sonraki dinlemelerimde bu albümün ilk albümden ‘’daha’’ iyi olduğu kanısına vardım. Biraz zaman isteyen bir albüm. Two Suns’ın (ismindeki benzerlikten de anlaşılacağı gibi), içeriğini ve konusunu en iyi anlatan Two Planets şarkısı. Bu şarkıda, varolan tüm zıtlıkları ve bu zıtlıkların ancak birbirleriyle varolabileceğini epik bir masalla anlatıyor Natasha Khan. Diğer albümüne göre daha deneysel, yenilikçi ve sözlerine daha odaklanılması gereken bir albüm. ‘’Daniel’’ şarkısı, elektro - popa yakın olması özelliğiyle diğer şarkılardan biraz daha farklı. Albümün çıkış şarkısına ismini veren Daniel, bizim karate çocuk Daniel LaRusso’nun da ta kendisi. Hatta öyle ki; Natasha Khan’ın, Daniel single’ının kapağında sırtına resmedilmiş bir karate kid var. ‘’Siren Song’’ şarkısında ise alter egosu Pearl’den bahsediyor. Hatta Pearl’ün nasıl göründüğü hakkında da bazı ipuçları veriyor. Bu şarkıda Pearl’le bi nevi konuşmalarını, içindeki iyilik ve kötülüğün çekişmesini yükselip alçalan kalp ritimleri eşliğinde dinliyoruz. Albümün bütününde bas, perküsyon ve vokal ön planda tutulmuş. Albümün en güzel ve son şarkısı The Big Sleep’te büyük isim Scott Walker eşlik ediyor Khan’a. Şarkıda geçen ‘’bu bir vedadır’’ sözleriyle albüme de veda ediyoruz. Doktor tavsiyesi olarak bu oldukça karanlık ve huzursuz ama çok başarılı, sevilesi albümü bir akşam bir de gece yarısı aç karına dinlemenizi öneririm. Sağlığınız açısından sabahleyin sakın ama sakın dinlemeyin derim zira intihar etkisi yaratabilecek kadar güçlü bir albüm olmuş :)
Not:4/6

Not: Puanım değişti mi bu yazıyı yazdığım günden beri? Hayır!:)
(Bu yazımı redro'ya armağan ediyorum, onun için gelsin.. :)
***Gelecek kritiğim Vampire Weekend için olacak, beklemede kalın, dergi çıktığında buraya da aktaracağım :)





11/11/09

Breaking Benjamin


Yıl 2002’ydi, arkadaşı ona dedi ki: ‘’ Şşt oğlum Breaking Benjamin diye bir grup çıkmış, hele bir dinle, çok beğeneceksin. Bir de Korn’u seviyorsan kesin seversin.’’ Çocuk dinledi ve ertesi gün: ‘’Oğlum harbiden manyakmış bu, dinledikçe dinliyorum.’’dedi. Yıl 2009’du başka bir çocuk arkadaşına: ‘’Breaking Benjamin diye bir grup var, mükemmel’’dedi. İçinizde hala grubu bilmeyenler vardır, eminim. Telaşa mahal yok! Şimdi anlatacağım size bu grubu...
O, şu, bu.. Boşverin davulda, klarnette kim var. Yolumuz uzun ve yorucu, geçelim bunları. Kısacık bir tur atalım şimdi hep beraber..
Özge
Sakar Ben!
Benjamin Burnley (ben), Plan 9 isimli grubuyla sahnede nirvana coverlarken mikrofonu yere düşürür ve kırar. Mikrofonun sahibi varyemez amca gelip der ki: "Lanet olası(!) mikrofonu kırdığın için sağol be benjamin, iyi halt ettin." İşte grubun ismi bu şekilde ‘’Breaking Benjamin’’ olur. Bitmedi hayır, kısa dediysek o kadar da değil. Bir zamanlar ‘’Strangers with Candy’’ diye bir nu-metal grubu vardı.MTV’s Ultimate Cover Band’ yarışmasında a-ha’nın benim de çok sevdiğim ve dilimden düşürmediğim, ‘’Take On Me’’ şarkısıyla birinciliği kapmışlardı. Sonradan isimlerini ‘’Lifer’’ olarak değiştirdiler ve Universal Müzik’le anlaşma imzalayarak büyük bir başarı elde ettiler. Ama çıkardıkları ilk albümde pek başarı sağlayamadılar. Müzik otoritelerinin yorumları bi hayli canlarını sıkmış olacak ki grubun iki elemanı Lifer’dan ayrıldı. Bu iki eleman ayrılınca Breaking Benjamin grubuna katılır. Aklım almıyor Universal gibi bir şirketle anlaşmış olan grubu bırakıp, henüz bir şirketle anlaşamamış olan ve tabir-i caizse yeni yetme bir gruba neden katıldıklarını? Ben, o kadar çok güzel beste yapıyormuş ki, güvenmişler. Öyle diyorlar vallahi, ben onların yalancısıyım. Tabi aklınıza gelen şey ne, biliyorum. Evet, muhtemelen grup içi anlaşmazlıklarla alakalıdır bu ayrılık..
Azıcık Ondan, Azıcık Bundan
Nirvana coverlıyorlarmış dediğimde az biraz ipucunu kapmışsınızdır aslında ne tür müzik yaptıklarıyla ilgili olarak. Malzemelerimizi sayalım elimizde neler var: Bir nu – metal grubundan çıkan iki elaman ve bir Nirvana coverlayan grup. Hadi hep beraber birleştirelim bunları. Grunge izleri taşıyan alternatif rock grubu. Distortion efekti bol, vokali yer yer yağışlı, yer yer de ılıman.
İddiaya Var Mısın?
‘’Hollywood Records’’ şirketiyle henüz anlaşmadan önce çıkarttıkları bağımsız ilk epleriyle başarıyı yokladılar ve 2002 yılında çıkardıkları albümleri ‘Saturate’ ile oldukça başarılı oldular. Bir çok grup gibi asıl başarıyı ise sonradan yakaladılar. Birinci albümü arada kaynadı mı peki? Hayır efendim, kaynadı diyemeyiz. İkinci ep’leri gerçekten o kadar iyiydi ki birinci albümlerini amiyane tabiriyle solladı diyebiliriz. İşte bundan cesaret alan grup ikinci albümleri ‘We Are Not Alone’’u çıkararak, Amerikayı salladı. Hem de ne biçim salladı! Hala ‘’So Cold’’ şarkısını dinlerken şahsen kendimden geçer, gaza gelir, kendimi bir rock star olarak hayal ederim. Breaking Benjamin şarkılarının sanırım en büyük ve ‘gil’lerinden ayıran özelliği; insanı gaza getirmesidir. Keza aynı şekilde albümdeki ‘’Follow’’ şarkısı da sıradan bir insanı aniden bir rock stara dönüştürebilir. İddia ediyorum, kim dinlerse dinlesin aynı etkiyi yapar bu şarkı :)
‘’Fiziğe Güven, Gerisini Merak Etme Sen’’ - Wilbur Wright
Dikkatli okuyucuların gözünden kaçmamıştır sanırım, delikanlı BB’yi ‘’Korn’’ grubuna benzetmişti. Benziyor mu peki cidden? Çok benziyor diyemeyiz ancak Korn’un izlerini taşıyor dersek yanlış olmaz. Bizim esas oğlan ben, zaten Korn’u pek severmiş. İlk albümlerine Nirvana ve Alice In Chains kokusu daha çok sinmiş. Daha bir grunge.. Sonraki albümlerinde Korn tadı daha baskın, grunge tadını biraz hafifletiyor. Şu ‘’gil’’lere de değinmek gerek. BB’ye en yakın müziği yapan gruplar: Third Eye Blind, Crossfade ve biraz uzaklaşırsak Nickelback ve Creed olarak sayılabilir. En çok benzeyen grubu ise henüz söylemedim: Three Days Grace. Eminim ki Three Days Grace grubunu duyan sayısı, BB’yi duyan ve bilenden daha çoktur. Niye ki? Bir kere Ben de dahil olmak üzere TDG gibi şekilli abiler diil hiç birisi. Bu birinci kayıpları. Daha sonra şuna değinmek isterim ki, Amerika’da her ne kadar çok ünlü olsalar da, bu iki grubu avrupada bilen çok az. Bunun sebebi Amerika’dan başka bir yerde konser vermemeleri. Kanadalı TDG grubu, az biraz çıkmaya başlamış ama BB’nin durumu vahim. Bırak kıtanın dışına çıkmayı, daha Amerika’dan çıkabilmiş değil grup. Şimdi sıkı durun! Bizim Ben’in meğer uçak korkusu varmış. Şimdi eleştirmek de olmaz ki.. Engin Günaydın: "Sanki koca bir bina havaya kalkıyormus gibi.. çok büyük.." demiş, ben bunun üzerine ne diyeyim ki?
Bu da mı Gol Değil Hakim Bey!
‘Phobia’ albümlerinde yer alan ‘’The Diary of Jane’’ şarkısını bi dinleseniz hatırlayacaksınız, çok tanıdık gelecek bu şarkı size. Hatta en çok bilinen şarkıları diyebilirim. Nereden mi? Spider Man filminden. Bu şarkı aynı zamanda NASCAR 07 video oyununda kullanıldı. Albümdeki bir diğer şarkı ‘’Blow Me Away’’ ise Halo 2 adlı bilgisayar oyununda kullanıldı. Yıl 2009 ve diyorum ki: ‘’Breaking Benjamin diye bir grup var mükemmel, hatta yeni albüm de çıkarmış’’.. Yeter artık tanınsın bu grup diye isyan ederek ‘’Gol!’’ diyebilme temennilerimi sunuyorum.
Kutu kutu pense
  • ‘We are not alone’ albümündeki "Rain", "Forget It" ve "Follow" şarkılarını Billy Corgon (The Smashing Pumpkins) ile beraber yazmışlar.(‘’Gitar çalmayı bile ondan öğrendim’’ diyor ben. Ben’in yalancısıyım ben:)
  • Benjamin Burnley sıkı bir oyun manyağı (uçak korkusunun olması komik diil mi sizce de? :)
  • Youtube’daki tüm canlı Diary Of Jane performanslarında ben burnley hasta. O yüzden ‘’Aa çok kötü’’ demeyin:)

10/29/09

Uykusuz Dergisinden Fırat Budacı'yla..

Uykusuz dergisinden tanıdığımız Fırat Budacı’yla çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. İlk önce kendisine beni kırmayıp tüm ısrarlarıma en sonunda cevap verdiği için teşekkür etmek isterim :)

Uykusuz dergisine girmen nasıl oldu?
Yiğit ve Uğur benim çok eski arkadaşım. Uğur çocukluk arkadaşım. Yiğit’te üniversiteden beri tanıdığım insan. Onlar zaten penguende falan karikatüristtiler. İzmir’e geldiler beraber falan ben o zaman tanıştım. Yiğit’le sonra arkadaş olduk. Sonra beraber askerlik yaptım. Penguenden ayrılmaları sırasında bana yazıp yazamayacağımı bile sormadılar, kadroya dahil ettiklerini söylediler direkt. Ben daha önce hiç bir mizah dergisinde yazmamıştım.Sadece bir kaç gazetenin kitap ekinde falan kitap eleştirisi yada kitap tanıtımı yapmıştım. Kadroya dahil ettiler, ben de gözüm başım üstüne dedim:)
Uykusuzdan önce bir yerlerde yazıyordun yani?
Akşam ve Vatan gazetesi kitap eklerinde yazdım iki sene.
Eskiden de yazıyor muydun peki hikaye falan?
Yazıyordum ama yayın olarak sadece İzmir’deki fanzin dergilerde. Ama çok fazla değil.
Diş hekimisin. Yoğun bir iş tempon olduğunu da biliyoruz (vurgulu, çok ısrar ettim röportaj için:)
(Gülüyoruz)
Soranlara öyle diyorum normalde oturuyorum hiç hastam yok:p
Valla bu tarafını çıkarmalıyım ben rezil olacağım :) İki işi aynı anda sürdürmek zor olmuyor mu hani her hafta bir hikaye yazmak zorundasın sonuçta?
Dergide diğer şeyler de var siyasi gündem falan onları da yazıyorum. O yüzden internetten gazeteleri sürekli takip ediyorum, çok fazla haber aramaya çalışıyorum. Bazen can sıkıcı oluyor. Bu Kocaeli Ak Parti il başkan yardımcısının haberini okuduğum falan oluyor buradan haber çıkar mı diye. O yüzden onla çok uğraşmak lazım. Bir yandan diş hekimliği yapıyorum, hastalar oluyor, hastaların arasında yazıyorum. Hastayı koltukta unuttuğum bir kaç kere oldu onu da söyleyeyim yani. Bir şey yazmaya dalarken.. Hastanın dişini uyuşturuyorsun, 5dk bekliyorsun içeri gidiyorum.
Bence bu kısmı da yazmayalım hastaların azalabilir:)
Yandık yaa :) Sonuç itibariyle şöyle toparlayayım; zor oluyor hakikaten ikisini bir anda yürütmek, yoruluyorum diyelim yani.
Peki hikaye yazarken tıkanma oluyor mu? Stok halinde var mı yoksa?
Oluyor tabi. Yok yok her hafta yazıyorsun, yedeğim falan yok. Konu bulmak çok zor oluyor bazen çünkü tekrara düşmek pek iyi bir şey değil.
Kitabında sadece Uykusuz dergisi haricinde yayımlanmış hikayelerin de var mı?
Hayır ama uykusuzda yayımlanıp kitapta olmayan hikayeler var.
O zaman ikinci kitap da yakın zamanda çıkabilir?
Olabilir ama öyle bir planlama falan yok.
Diş hekimi olduğunu duyan ya da bilen, uykusuzdan seni takip eden hayranların geliyor mu kliniğine?
Evet son zamanlarda geliyor. O iyi bir şey değil. Çünkü orada diş hekimliği yapıyorsun, dergiyle çok fazla alakan yok. Önlüğün falan var üzerinde ‘’hangi dişiniz ağrıyor?’’ böyle kalın bir ses tonuyla soruyorsun ama dergi kanalıyla gelen hasta senden imza, espri bekliyor ama onu yapamıyorsun yani yardımcın var, başka hekim var, ağrıyan bir diş var falan onun arasına dergi kimliğini sokamıyorsun. Sıkılıyorum bir de sizi, yazılarınızı çok beğeniyoruz falan diyince. Önlükle kasılıyor insan, ne diyeceğini bilemiyor.
Peki uykusuz tayfası geliyor mu?
Geliyor. Cengiz, Emrah, Umut, Oky, ofis boy olarak çalışan Mesut geldi. Yani saymaya devam edebilirim geliyor ve gelecek zaten :)
Kendi yazılarını okuyor musun peki, bazı yazarlarda kendi yazılarını okumama gibi bir şey vardır?
Okuduğum oluyor. Kötü yazdığımı düşündüğüm zaman ‘’ah be ne kadar kötü yazmışım lan’’ diye tekrar okuyorum kahrolarak.
Bazı uykusuz okuyucularının kendisine göre bir sırası vardır. Mesela ben ilk önce: Otisabi(zaten derginin son sayfasında diye:p), Fırat Budacı, Cengiz Üstün sonra Umut Sarıkaya okuyorum.
Söyleşi yapıyorsun diye mi aldın beni ikinci sıraya? Normalde 5.sıradadır kesin.
Hayır ikinci sırada olduğu için söyleşi yapıyorum:)
Oyyy (Gülüyoruz) Güzel lafmış ben senle söyleşi yapayım.
Di mi? :) Neyse işte herkesin belirli bir sırası vardır. Seninde var mı?
Var daaa…Hepsi arkadaşım benim. Neyse söylicem tamam. Şimdi tabi son zamanlarda Yiğit yoktu. Benim ilk baktığım: Uğur, Umut, Yiğit olur genelde merak ettiğim. Sonra sırasıyla herkesi okuyorum ama bu arada şunu söyleyeyim son zamanlarda yine hemen baktığım ve yazılarını çok sevdiğim Erman Çağlar. Yeri gelmişken söyleyeyim çok iyi bir yazar.
Peki kitap çıkarma fikri nasıl ortaya çıktı? Benim de bir kitabım olsun mu dedin yoksa hayran istekleri mi?
E tabi yani herkes ister böyle bir şeyi. Ben kitap çıkaralım mı diye bir teklif götürmedim, zaten öyle bir şey varmış derginin içinde fikir. Bana çıkaralım mı dediler ben de tamam dedim. İçeriden bilgi vereyim: Uğur bakıyor bu işlere; kitabın hangi tarihte çıkacağına falan.
Hikayelerinde genelde başından geçen olayları mı anlatıyorsun yoksa geçmeyenleri de anlatıyor musun?
Ya Karışık.Yani benim yaşadığım, başıma gelen olaylar üzerine belli bir kurgu koyuyorum mutlaka. Birebir yazarak devam edemezsin. Bazıları tamamen kurgu, bazıları duyduğum bir cümle üzerine olabiliyor. Ama kurgu var yani.
Kurgu olsa da ama başından geçen birebir anlattıkların da var. ‘’Çabuk eve gel’’ hikayende vardı sanırım. Akrabaların ve isimleri gerçek mi?
İsimler gerçek değil de akrabalar gerçek.
Hiç tepki gelmedi mi?
Yok olmadı. Bir kaç kere korktum, gerçek olayları yazdığım zaman. Eskiden beri arkadaşım olan insanlarla ilgili gerçek şeyler yazdığım oldu ‘’okur mu acaba’’ diye tedirgin oldum ama herhalde okumadılar. Bir şey söylemediler =)
‘’Fırat abi öyküme bi bakar mısın’’ diyen kişiler oluyor mu?
Çok var. Ya işte okuyorsun, bakıyorsun öykünün durumuna. Yaşla da ilgilidir bu hepsini silip atamazsın. 14 yaşında, 15 yaşında öykü gönderen insanlar da var. Kendi 14,15 yaşını düşündüğüm zaman çünkü ben o yaşta değil öykü yazabilmeyi, tam bir kazmaydım, hatırlıyorum:) İyiyse cevap veriyorum ama kötüyse kötü de diyemiyorum o yüzden cevap yazmıyorum:)
Benim gözlemim şu hikayelerinle ilgili. Bir kere üslup olarak parantez içlerini çok seviyorsun. Genelde kendini de eleştirmeyi çok seviyorsun yazılarında bu parantez içlerinde.
Yaa çok teşekkür ederim çünkü bana ‘’Sen nesin ki, bu kadar eleştiriyorsun, üst düzey insan mısın falan diye mailler de geliyor.. Daha yeni okudum da bir tane :)
Bir hikaye yazarına neyi soracağız? En sevdiğin yazarlar? :)
Şimdi isim saymak çok zor, çok fazla isim sayılabilir. Ya biraz böyle yaşlı gibi olacak ama yaş ilerlediği zaman okuyan bir insansan idol olarak gördüğün insan sayısı çok fazla olmuyor. Sadece güzel edebiyatı okuyorsun, ‘’oo güzelmiş’’ diyorsun. Tabi üniversiteden beri falan belli idoller vardır herkes onları okur. Ben de onları okudum. Oğuz Atay, Bilge Karasu.. Sonra çok fazla tiyatro okudum işte Edward Albee, Sam Shepard…
Gelecekle ilgili projelerin var mı? Proje derken, istediğin bir şey var mı?
Ya roman yazmayı çok istedim ama gerçekten çok emek ve zaman isteyen bir şey bu. Ama bende de böyle bir zaman yok Şu an için yok, belki ilerde olur.
Müzikle aran nasıl?
Müzikle aram kötü. Hakikaten eskiden beri.. Dinlemiyor değilim ama belli bir beğeni ya da belli bir kültürü oluşturacak bir müzik birikimim hiç bir zaman olmadı. Ben dergideyken Umut Sarıkaya’nın kulaklığından taşan müziği dinliyorum. Bandista ve Gogol Bordello dinliyor, ben de onu dinliyorum. Ciddi bir yüksek ses var yani onun kulaklığında:)
Şikayet mi ediyorsun buradan?:)
Yok yok şikayet değil. Güzel müzikler. O kadar çok yüksek sesle dinliyor ki gerçekten çok ciddi duyabiliyorum hatta bunlar neymiş diye Umut’a sordum, söyledi isimleri ben de gidip dinledim.. Üniversitedeyken mesela diş hekimliği de olsa bizim fakültemizde çok fazla sayıda müziği yaşam biçimine adapte etmiş insanlar vardı, onlar hep kulaklıklarından müzik dinleyip, dizleriyle batari çalarlardı ya da hayali gitar çalan insanlar vardı. Çoğu yakın arkadaşımdı. Üniversitede grup kuran albüm çıkaran insanlar oldu. Kuzey Avrupa underground sert müziği falan var ya.. Onlarla ilgili falan işte müzikler dinletiyorlardı bana. Nırı nıırını onun bi ismi vardır, bilmiyorum.
Brutal
Ben diyordum ki ‘’Abi bişi ifade etmiyor.’’ O müziklerin de arasında genelde yavaş kısımları oluyordu. Adam bağırıyor, ‘’dıdıdıdı ‘’ diye arada melodi giriyor. ‘’Abi burayı dinle’’ diyorlardı.‘’Ben orayı niye dinleyeyim yaw?’’ Beni oradan tavlamaya çalışıyordu :)
*bira bardağını saklayamamışız(=

3/8/09

KINGS OF LEON




The Strokes, Neil Young, The Killers, White Stripes, Ramones, Rolling Stones, U2, Pearl Jam, Lynyrd Skynyrd ve karşınızda bu kült grupların ardılı Kings Of Leon! Kings Of Leon’un müziğini ve şarkılarını tarif edebilmek için o kadar çok büyük isim zikredilip, bu grupların birbirleriyle sentezi yapıldı ki (ve hala yapılmaya devam ediliyor) grubu bilmeyenler bile bu isimleri duyunca ‘nasıl bir grup acaba? ’ diyerek, meraklarını giderip, yeni isimler eklediler bu tarif listesine.


KİM BU KINGS OF LEON?
1.tanım: Yok böyle bir ses!
2:tanım: Grup, çocukluklarını güneyde papaz babalarıyla taşrayı turlayarak geçiren, Tennessee – Nashville’den Caleb, Nathan ve Jared Followill kardeşlerle birinci kuşak kuzenleri Matthew Followill’den oluşuyor. (Aile grubu denilince kimi örnek vereceğimi tahmin etmişsinizdir sanırım; evet aynı Beach Boys gibi :))
TANIMLAMAK GEREKİRSE…
Genç Followill’ler, 2003 yılında ilk EP’leri “The Holly Roller Novocoine” ile piyasaya giriş yapıp, peşi sıra çıkardıkları ilk stüdyo albümleri “Youth and Young Manhood”la tabiri caizse piyasanın tozunu attırdılar efendim. Yaptıkları müziği tanımlamaya çalışanlar ‘Southern Strokes’ takma adını benimsemişler. Bizim tanımımız ise The Strokes’a daha yakın, Lynyrd Skynyrd’dan daha uzak, çiğ rock'n roll, country, birazcık da blues karışımı bir müzik; yani Southern müziğin tarifindeki malzemeleri farklı miktarda karıştırarak oluşturdukları müzik şeklinde.
E boşuna “Nashville’li” diye üstüne basa basa demedim ben. Country Müzik endüstrisinin merkezi olan Nashville’in havasından birçok grup gibi onlar da etkilenmiş ve müziklerine bunu yansıtmışlar. İlk albümden sonra, Followill’lerin yıldızı o kadar çok parlıyor ki, birçok devin dikkatini çekmeyi başarıyorlar en sonunda. Öyle ki The Strokes ve U2 - ki beş yıl sonra çıkaracakları albümle aynı U2'nun yolunda ilerleyeceklerinin sinyallerini de verecekti Leon Bros- ile beraber turneye çıktılar.
CALEB FAKTÖRÜ
Herkes gibi başarıyı bir kere tadınca daha da fazlasını istediler. Bir de küçükken dinledikleri ve onlara ilham kaynağı olan Dylan amcalarının, konusu travestilerle ilgili olan ‘Tranis’ adlı şarkılarını dinledikten sonra yanlarına gelerek “bu şarkının ismi ne, harika bir şarkıydı” demesi üzerine sanırım artık kimse tutamazdı onları. Hiç kuşkusuz ki ortaya çıkardıkları bu albümün ve sonradan çıkardıkları albümlerin tutmasının, grubun piyasada kendilerine sağlam bir yer edinebilmesinin en büyük sebeplerinden biri de; benim ilk duyduğumda tüylerimi diken diken eden ve “kim bunlar yahu?” dememi sağlayan, vokal Caleb’ın farklılığını ortaya koyduğu sesini kullanış stili ve evet su götürmez bir gerçek olan; sesinin eşi benzeri bulunmaması özelliği.
KINGS OF LİSTE
Hiç ara vermeden çalışmalara devam eden genç Followill’ler, 2004 yılında tekrar başarılı bir albüme, “Aha Shake Heartbreak”e imzalarını attılar. Bir senelik bekleyişte gerçekten çalıştıklarını, çaba sarf ettiklerini hem beste ve şarkı sözlerindeki göze çarpan gelişmeyle, hem de İngiltere ve Amerika listelerine ‘The Bucket’, ‘Four Kicks’, ‘King Of The Rodeo’ gibi hatırı sayılır şarkıların başarılı rakamlarla giriş yapmasıyla gösterdiler. Bu albümden bahsetmişken, ‘Seyirci ödülü’nü ve naçizane benim gönlümdeki yerlerini almaya hak kazanan ‘Milk’ şarkısını da yazımın arasına sıkıştırmadan yapamayacağım.
AMERİKA GEÇ ALGILADI!
Üç senenin ardından grup üçüncü albümleri “Because of the Times”ı çıkardı. Bu albümle, The Strokes-Lynyrd Skynyrd çizgisindeki ibre “biraz”dan da fazla bir miktarda The Strokes tarafına dönmüştü. Bu albümde aldıkları eleştiriler diğerlerine nazaran daha da olumluydu. Fakat bu üç albümün her birinin toplam satışı, diğer ülkelere kıyasla Amerika’da oldukça az miktarı gösteriyordu. Followill’ler aynı anda sanki iki farklı hayatı yaşıyorlardı. Bir yandan, bazı diğer grupların kendilerini topa tutmasına vesile olan; İngiltere’de en büyük festivallerden biri olan ve Oasis, Radiohead gibi birçok büyük gruba ev sahipliği yapmış Glastonbury’de headliner olarak çıkarken, bir yandan da Amerika’daki küçük barlarda konserler veriyorlardı. Uzun bir süre boyunca kendi topraklarında, İngiltere’deki gibi bir ilgi, destek göremedi çocukcağızlar ve hep yakındılar bu durumdan. Tam o sırada İngiltere’den önemli bir destek geldi. “Bu grupta olmayı gerçekten isterdim, çok gençler, bana kendimi hatırlatıyorlar. Hepsi harika, özellikle davulcu harika” dedi Radiohead’in bir hayli sempatik gitaristi Ed O’brien.
SAFINI SEÇ!
Ed O’brien’ın da dediği gibi gençlerdi, gittikçe büyüyorlardı, müziklerini geliştiriyorlardı ve de kimi hayranlarınca olumsuz karşılansalar da, risk almaktan korkmadan müziklerini değiştiriyorlardı. İşte 2008 Eylül’de, yani ilk albümlerinden tam beş yıl sonra son albümleri “Only by the Night”ı çıkardıklarında dananın kuyruğu artık kopmuştu. Skynyrd'dan tamamen uzaklaşıp iyiden iyiye The Strokes’a yaklaştıkları tarzları ve albümde fazlaca yer bulan U2 esintileriyle, Kings of Leon'un artık U2’nun yolundan gideceği açıkça ortaya çıkmıştı. Ağustos’ta, albüm çıkmadan önce ilk single’ları ‘Sex on Fire’ı ilk önce MySpace sayfalarına koydular. Hayranları ikiye ayrılmıştı bu şarkıdan sonra; ilk iki albümü destekleyenler nevi şahsına münhasır kelimesinin tam karşılığı olan KOL’un bir an önce silkelenip, bu özelliklerini tamamen yitirmeden eski haline dönmesini diliyorlardı. Ayrıca bu albümde dört güzel şarkı dışında diğer şarkıların albümü doldurmak için yapıldığını düşünenler de bu saftaydı. Özellikle ‘Sex on Fire’ şarkısından sonra, grubun son albümünü destekleyenler; bu tarz değişikliğinden memnun olanlar ve belki de bir iki şarkıya körü körüne bağlanıp, bu tarz değişikliğini sorgulamayanlar ise diğer taraftalardı.
Hangi tarafta olduğunuzu ya da olmak istediğinizi bilemem fakat Kings of Leon’un ilerleyen zamanlarda hangi tarafa yol alacağı sorusunun cevabını bir sonraki albümleriyle beraber, merakla bekliyoruz.
-->

KOL’u Dinlemeye Yeni Başlayacaklar İçin Klavuz
1)İlk hangi şarkıyı dinleyim?
The Bucket’ı dinleyebilirsin.
2)İlk hangi albümü dinleyerek başlayım?
Youth and Young Manhood’la başlayabilirsin.
3)Sevgilime hangi şarkılarını armağan edeyim?
Kesinlikle On Call şarkısını armağan etmelisin.
4)Hangi şarkısıyla depresyona gireyim?
Cold Desert depresyona girmene yeterince yardımcı olacaktır.
5)Grubun hangi elemanına aşık olayım?
Bir de soruyor! Grubun vokali Caleb Followill’e tabiki:)