
Çok özledim..Çok özlüyorum. Aklıma öyle süslü, fiyakalı kelimeler gelmiyor bu sefer. Her seferinde bu sayfayı açıp bekliyorum. Yazmak istiyorum içimi boşaltmak istiyorum ama olmuyor. Bakıp duruyorum sadece. Ne desem? Nasıl başlasam? Seni çok seviyorum mu desem? Sensiz çok yalnızım diye mi başlasam? Çok basitmiş gibi geliyor bana bu cümleler. Sanki haketmiyor o böyle basit bir dille yazılmış bir yazıyı diye düşünüyorum. Saçma evet ama ne bileyim öyle düşünüyorum işte.
Ama çok özledim diye yazıma başlamayı uygun gördüm. Çünkü aklıma ilk gelen şey; deli gibi özlediğim ve özlüyor olduğum. Hep içime attım sızılarımı, acılarımı. Kimseye belli etmemeye çalıştım. Neden? Özge çünkü güçlü biri. Ağlamamalı. Ağlarken kimse görmemeli. Takmamalı kafasına hiç bir şeyi. Eğer anlatırsam insanlar ''bak kendisini acındırıyor'' derler diye düşünüyorum bazen ya da ''yazık kıza ya'' diyecekler diye çekiniyorum. Hoş birincisini diyen de oldu.. :)
Bilemiyorum ben bir insanı üzdüğüm zaman ''aman salla ya'' diyemiyorum. Tanımasam bile. İçim bir türlü rahat etmiyor. Hatta haklı olsam bile. Karşımdaki insanın art-niyetsiz olduğuna kendimi inandırmaya çabalıyorum istemsiz bir şekilde. O yüzden hiç kindar olamadım hayatım boyunca..
Acaba diyorum ''o'' olmasaydı ben böyle olabilir miydim? Ben böyle vicdanlı, gururlu ve insanlara koşulsuz bir şekilde güvenini veren biri..
Bilemiyorum olur muydum, olmaz mıydım ama ''o'' öyleydi.
Hayatımda hiç unutamadığım kesitler var. Bir türlü gitmiyorlar aklımdan.
Küçükken annemin yatak odasında yatarken seslere uyandığım an mesela.. Feryatlar, çığlıklar.. O an anladım. Yastığa gömdüm yüzümü uyandığım belli olmasın diye. Kimse ağlamamı görmesin diye. Sonra komşumuz gelmişti odaya başımı okşamıştı ben uyumuşluk numarası yaparken. Bir iki gün sanırım bana söylemediler. Ama ben biliyordum babamın gittiğini ve bir daha dönmeyecek olduğunu. Küçükken de böyleydim işte.. Ağlamamak için tüm gücümle yüz kaslarımı kastığımı ve yutkunmamaya çalıştığım o anı unutamam.
Teyzem ve anneannem gelmişti memleketten. Onlar bizim odamızda kalıyordu. E tabii bize de gün doğmuştu, yemek odasındaki televizyonlu odadaki(babamın en sevdiği oda- ve bizim de) çekyatta yatacaktık televizyon izleyerek, şımaracaktık :) Sonra birden bire ev halkı ayaklandı. Babam tek gözünü açamıyordu. Açamadı bi türlü lanet olsun. Sanki açar birazdan gibi geliyordu bana ya da açabilir engel olabilir gibi geliyordu. Küçükken bayılınca insanların hiç bişiden haberdar olmadıklarına bi türlü inanmaz, etraftaki sesleri duymaları gerektiğine inanırdım. Sanki ben bayılırsam bir gün ayıldığımda hepsini hatırlayacakmışım gibi düşünürdüm. Onun gibi bir şey bu da. Açardı benim babam gözünü. O benim gözümde Tanrı gibiydi çünkü. Ne isterse o olurdu, onu yapardı. O benim gözümde Tanrıydı çünkü her gece yatın eşek sıpaları diye bizi yatağa kovalayıp uyuyor numarası yaptığımızı bildiği halde çaktırmadan yanağımızdan öpüp geceleri üstümüz açıldığında gelip üstümüzü örten biriydi. Benim beşiğimi bozup bana çalışma masası yapan biriydi. Bana eğriyi doğruyu terbiyeyi öğreten biriydi. ''Sokakta yemek yemeyin kızım aç olan çok insan var'' diyebilecek kadar vicdanlı biriydi. Bizi böyle yetiştirdi...
Annem babamı hastaneye götürmek istedi ama babam o kadar saygılı bir adamdı ki, pijamasını çıkarmak istedi, pantolonunu giydi iki dakikada. Sonra teyzem ben de geleyim dediğinde ''Hayır sen çocukların başında kal'' diye hala bizi düşünüyordu o durumda bile.. Onu son görüşüm o gün oldu işte..
Evdeki feryat sesler yükseldikçe korkuyordum. Ağıtlar yakılıyordu. Çığlık çığlığa, çok ürkütücüydü hâlâ aklıma geldikçe gerilirim. Zaten o günden sonra hiç bir cenaze evine ya da cenazeye gidemedim...
Memlekete gittik çünkü naaşının babasının yanına gömülmesini vasiyet etmişti. Adettir bizim oralarda ölü evine mezara götürülmeden önce naaş getirilir kefeniyle. Pencereden dışarı baktım. Çıkamadım ben. Öpemedim son bir kez. Sadece bembeyaz yüzünü gördüm ve ağladım. Sadece o gün ağladım.
Yeniyıla giriyorduk.. Babam biraz sert mizaçlı biriydi aslında pamuk gibi kalbi vardı ama ''baba''ydı. Hayatımda hiç onu dans ederken görmemiştim. Ama son yeni yılımızda yani iki ay önce falan kızlarıyla deli gibi dans etti. O görüntü bi türlü gitmiyor gözümün önünden.. Benim bütün çocukluk anılarımda babam var. Ayaklarım yardımıyla kapıya tırmanışımda beni omzuna aldığı, küçükken eve getirdiği ayda bir çikolatalı gofretler, her gün kreşe giderken annemin ona hazırladığı tavuklu sandviçi bana vermesi serviste, karşıdan karşıya geçerken kırmızı atkımı burnuma kapatıp egzoz gazlarından beni korumak için ''nefesini tut'' dediği anlar, kreşten çıktıktan sonra ''baba salıncak'' diye tutturmam ve her seferinde bıkmadan beni sallaması servis gelene kadar.. Bıyıklarıyla oynamam, hatta saclarını eciş bücüş yapıp emo yapmam babamı =) Okula gitmeden önce saçımı örmesini ve en önemlisi de geceleri saçımı okşayarak uyutması.. O gittikten sonra ne anneme ne ablama ne de sevgilime saçlarımı okşattım. Zaten onun gibi okşayamazdı ki kimse. Okşayamıyordu. Annem okşadığında ''ya sen babam gibi okşayamıyosun bırak'' diyip babama giderdim :) Her yerde o. Her anımda. Karşımda fotografı. Düşüncelerimde resmi. Ağladığım ya da üzüldüğüm zaman sadece babamın omzunu arıyorum. Küçükken ona anlatırdım üzüntümü sevincimi. Ona naz yapardım n'apayım. O gidince çok yalnız kaldım. Kimse dolduramıyor yokluğunu. Eh dünya fani böyle yaşamayı öğrenmemiz gerek. Herkes ölecek ölümlü dünya. Evet biliyorum bunları ama öyle olmuyor ki.. Bugün şöyle bir yazı gördüm: http://ff.im/gz621
Yazı çok güzel duygulandım ama en çok bu feeddeki aglea'nın dediği; ''çok özledim şimdi babamı. çok. 2 saat önce konuştuk halbuki. "kuzum" diye açtı telefonu.'' yorumunu görünce üzüldüm. O anda gözlerimden yaşlar akmaya başladı.. Kıskandım. İmrendim. Keşke bana da kuzum diyen boynuna sarılabileceğim bir babam olsa. Çok küçük yaşta veda etti bana. Tam ihtiyacımın olduğu dönemlerde.. Sadece çocukluk anılarımda kaldı babam. Bir insanın en çok özlediği zamanları.. Keşke keşke keşke eeeh evet ağlıyorum. Bu sefer içimi dökmek istedim paylaşmak istedim. Bir kere de yutkunmadan ''benim babam öldü'' demek istedim. Pencereye hâlâ bakıyorum =) Gelir belki diye hayal ederdim küçükken. Türk filmlerindeki gibi tıpkı=) Önceden de demiştim zaten bunu. Neyse.. Diyeceğim odur ki gelmeyeceğini biliyorum ama hâlâ bakıyorum pencereden..
Ölüm yıldönümüne yaklaşık bir hafta kaldı. Her yıl olduğu gibi evden kaçıp akşama kadar oyalanacak bir yer bulmalıyım kendime, kendimle baş başa kalabileceğim bir yer. Kuğulu Park olacak her zamanki gibi sanırım yine=) Küçük sümüklü çocukları izliycem. Anne ve babalarıyla etrafa verdikleri mutluluk tablosuyla kendimi tatmin edeceğim, babamı hatırlayıp iki damla göz yaşı döküp öyle anacağım.. Sen benim için Tanrısın. Sen benim her şeyimsin. Sen benim gözümde dünyanın en iyi babasısın. Bütün aşkların vadesi vardır.. Ben sana aşığım ve sadece sana aşık olacağım sonsuza kadar.
Not: Normal bir yazı, hayatın anlamı falan yok, allah belanı versin adaletin bu mu dünya isyanları da yok, salya sümük ağlatacak bir yazı değil basit alelade sadece beni salya sümük ağlatan bir yazı, zaten o yüzden ''normal'' oldu=)