Showing posts with label uykusuz. Show all posts
Showing posts with label uykusuz. Show all posts

10/29/09

Uykusuz Dergisinden Fırat Budacı'yla..

Uykusuz dergisinden tanıdığımız Fırat Budacı’yla çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. İlk önce kendisine beni kırmayıp tüm ısrarlarıma en sonunda cevap verdiği için teşekkür etmek isterim :)

Uykusuz dergisine girmen nasıl oldu?
Yiğit ve Uğur benim çok eski arkadaşım. Uğur çocukluk arkadaşım. Yiğit’te üniversiteden beri tanıdığım insan. Onlar zaten penguende falan karikatüristtiler. İzmir’e geldiler beraber falan ben o zaman tanıştım. Yiğit’le sonra arkadaş olduk. Sonra beraber askerlik yaptım. Penguenden ayrılmaları sırasında bana yazıp yazamayacağımı bile sormadılar, kadroya dahil ettiklerini söylediler direkt. Ben daha önce hiç bir mizah dergisinde yazmamıştım.Sadece bir kaç gazetenin kitap ekinde falan kitap eleştirisi yada kitap tanıtımı yapmıştım. Kadroya dahil ettiler, ben de gözüm başım üstüne dedim:)
Uykusuzdan önce bir yerlerde yazıyordun yani?
Akşam ve Vatan gazetesi kitap eklerinde yazdım iki sene.
Eskiden de yazıyor muydun peki hikaye falan?
Yazıyordum ama yayın olarak sadece İzmir’deki fanzin dergilerde. Ama çok fazla değil.
Diş hekimisin. Yoğun bir iş tempon olduğunu da biliyoruz (vurgulu, çok ısrar ettim röportaj için:)
(Gülüyoruz)
Soranlara öyle diyorum normalde oturuyorum hiç hastam yok:p
Valla bu tarafını çıkarmalıyım ben rezil olacağım :) İki işi aynı anda sürdürmek zor olmuyor mu hani her hafta bir hikaye yazmak zorundasın sonuçta?
Dergide diğer şeyler de var siyasi gündem falan onları da yazıyorum. O yüzden internetten gazeteleri sürekli takip ediyorum, çok fazla haber aramaya çalışıyorum. Bazen can sıkıcı oluyor. Bu Kocaeli Ak Parti il başkan yardımcısının haberini okuduğum falan oluyor buradan haber çıkar mı diye. O yüzden onla çok uğraşmak lazım. Bir yandan diş hekimliği yapıyorum, hastalar oluyor, hastaların arasında yazıyorum. Hastayı koltukta unuttuğum bir kaç kere oldu onu da söyleyeyim yani. Bir şey yazmaya dalarken.. Hastanın dişini uyuşturuyorsun, 5dk bekliyorsun içeri gidiyorum.
Bence bu kısmı da yazmayalım hastaların azalabilir:)
Yandık yaa :) Sonuç itibariyle şöyle toparlayayım; zor oluyor hakikaten ikisini bir anda yürütmek, yoruluyorum diyelim yani.
Peki hikaye yazarken tıkanma oluyor mu? Stok halinde var mı yoksa?
Oluyor tabi. Yok yok her hafta yazıyorsun, yedeğim falan yok. Konu bulmak çok zor oluyor bazen çünkü tekrara düşmek pek iyi bir şey değil.
Kitabında sadece Uykusuz dergisi haricinde yayımlanmış hikayelerin de var mı?
Hayır ama uykusuzda yayımlanıp kitapta olmayan hikayeler var.
O zaman ikinci kitap da yakın zamanda çıkabilir?
Olabilir ama öyle bir planlama falan yok.
Diş hekimi olduğunu duyan ya da bilen, uykusuzdan seni takip eden hayranların geliyor mu kliniğine?
Evet son zamanlarda geliyor. O iyi bir şey değil. Çünkü orada diş hekimliği yapıyorsun, dergiyle çok fazla alakan yok. Önlüğün falan var üzerinde ‘’hangi dişiniz ağrıyor?’’ böyle kalın bir ses tonuyla soruyorsun ama dergi kanalıyla gelen hasta senden imza, espri bekliyor ama onu yapamıyorsun yani yardımcın var, başka hekim var, ağrıyan bir diş var falan onun arasına dergi kimliğini sokamıyorsun. Sıkılıyorum bir de sizi, yazılarınızı çok beğeniyoruz falan diyince. Önlükle kasılıyor insan, ne diyeceğini bilemiyor.
Peki uykusuz tayfası geliyor mu?
Geliyor. Cengiz, Emrah, Umut, Oky, ofis boy olarak çalışan Mesut geldi. Yani saymaya devam edebilirim geliyor ve gelecek zaten :)
Kendi yazılarını okuyor musun peki, bazı yazarlarda kendi yazılarını okumama gibi bir şey vardır?
Okuduğum oluyor. Kötü yazdığımı düşündüğüm zaman ‘’ah be ne kadar kötü yazmışım lan’’ diye tekrar okuyorum kahrolarak.
Bazı uykusuz okuyucularının kendisine göre bir sırası vardır. Mesela ben ilk önce: Otisabi(zaten derginin son sayfasında diye:p), Fırat Budacı, Cengiz Üstün sonra Umut Sarıkaya okuyorum.
Söyleşi yapıyorsun diye mi aldın beni ikinci sıraya? Normalde 5.sıradadır kesin.
Hayır ikinci sırada olduğu için söyleşi yapıyorum:)
Oyyy (Gülüyoruz) Güzel lafmış ben senle söyleşi yapayım.
Di mi? :) Neyse işte herkesin belirli bir sırası vardır. Seninde var mı?
Var daaa…Hepsi arkadaşım benim. Neyse söylicem tamam. Şimdi tabi son zamanlarda Yiğit yoktu. Benim ilk baktığım: Uğur, Umut, Yiğit olur genelde merak ettiğim. Sonra sırasıyla herkesi okuyorum ama bu arada şunu söyleyeyim son zamanlarda yine hemen baktığım ve yazılarını çok sevdiğim Erman Çağlar. Yeri gelmişken söyleyeyim çok iyi bir yazar.
Peki kitap çıkarma fikri nasıl ortaya çıktı? Benim de bir kitabım olsun mu dedin yoksa hayran istekleri mi?
E tabi yani herkes ister böyle bir şeyi. Ben kitap çıkaralım mı diye bir teklif götürmedim, zaten öyle bir şey varmış derginin içinde fikir. Bana çıkaralım mı dediler ben de tamam dedim. İçeriden bilgi vereyim: Uğur bakıyor bu işlere; kitabın hangi tarihte çıkacağına falan.
Hikayelerinde genelde başından geçen olayları mı anlatıyorsun yoksa geçmeyenleri de anlatıyor musun?
Ya Karışık.Yani benim yaşadığım, başıma gelen olaylar üzerine belli bir kurgu koyuyorum mutlaka. Birebir yazarak devam edemezsin. Bazıları tamamen kurgu, bazıları duyduğum bir cümle üzerine olabiliyor. Ama kurgu var yani.
Kurgu olsa da ama başından geçen birebir anlattıkların da var. ‘’Çabuk eve gel’’ hikayende vardı sanırım. Akrabaların ve isimleri gerçek mi?
İsimler gerçek değil de akrabalar gerçek.
Hiç tepki gelmedi mi?
Yok olmadı. Bir kaç kere korktum, gerçek olayları yazdığım zaman. Eskiden beri arkadaşım olan insanlarla ilgili gerçek şeyler yazdığım oldu ‘’okur mu acaba’’ diye tedirgin oldum ama herhalde okumadılar. Bir şey söylemediler =)
‘’Fırat abi öyküme bi bakar mısın’’ diyen kişiler oluyor mu?
Çok var. Ya işte okuyorsun, bakıyorsun öykünün durumuna. Yaşla da ilgilidir bu hepsini silip atamazsın. 14 yaşında, 15 yaşında öykü gönderen insanlar da var. Kendi 14,15 yaşını düşündüğüm zaman çünkü ben o yaşta değil öykü yazabilmeyi, tam bir kazmaydım, hatırlıyorum:) İyiyse cevap veriyorum ama kötüyse kötü de diyemiyorum o yüzden cevap yazmıyorum:)
Benim gözlemim şu hikayelerinle ilgili. Bir kere üslup olarak parantez içlerini çok seviyorsun. Genelde kendini de eleştirmeyi çok seviyorsun yazılarında bu parantez içlerinde.
Yaa çok teşekkür ederim çünkü bana ‘’Sen nesin ki, bu kadar eleştiriyorsun, üst düzey insan mısın falan diye mailler de geliyor.. Daha yeni okudum da bir tane :)
Bir hikaye yazarına neyi soracağız? En sevdiğin yazarlar? :)
Şimdi isim saymak çok zor, çok fazla isim sayılabilir. Ya biraz böyle yaşlı gibi olacak ama yaş ilerlediği zaman okuyan bir insansan idol olarak gördüğün insan sayısı çok fazla olmuyor. Sadece güzel edebiyatı okuyorsun, ‘’oo güzelmiş’’ diyorsun. Tabi üniversiteden beri falan belli idoller vardır herkes onları okur. Ben de onları okudum. Oğuz Atay, Bilge Karasu.. Sonra çok fazla tiyatro okudum işte Edward Albee, Sam Shepard…
Gelecekle ilgili projelerin var mı? Proje derken, istediğin bir şey var mı?
Ya roman yazmayı çok istedim ama gerçekten çok emek ve zaman isteyen bir şey bu. Ama bende de böyle bir zaman yok Şu an için yok, belki ilerde olur.
Müzikle aran nasıl?
Müzikle aram kötü. Hakikaten eskiden beri.. Dinlemiyor değilim ama belli bir beğeni ya da belli bir kültürü oluşturacak bir müzik birikimim hiç bir zaman olmadı. Ben dergideyken Umut Sarıkaya’nın kulaklığından taşan müziği dinliyorum. Bandista ve Gogol Bordello dinliyor, ben de onu dinliyorum. Ciddi bir yüksek ses var yani onun kulaklığında:)
Şikayet mi ediyorsun buradan?:)
Yok yok şikayet değil. Güzel müzikler. O kadar çok yüksek sesle dinliyor ki gerçekten çok ciddi duyabiliyorum hatta bunlar neymiş diye Umut’a sordum, söyledi isimleri ben de gidip dinledim.. Üniversitedeyken mesela diş hekimliği de olsa bizim fakültemizde çok fazla sayıda müziği yaşam biçimine adapte etmiş insanlar vardı, onlar hep kulaklıklarından müzik dinleyip, dizleriyle batari çalarlardı ya da hayali gitar çalan insanlar vardı. Çoğu yakın arkadaşımdı. Üniversitede grup kuran albüm çıkaran insanlar oldu. Kuzey Avrupa underground sert müziği falan var ya.. Onlarla ilgili falan işte müzikler dinletiyorlardı bana. Nırı nıırını onun bi ismi vardır, bilmiyorum.
Brutal
Ben diyordum ki ‘’Abi bişi ifade etmiyor.’’ O müziklerin de arasında genelde yavaş kısımları oluyordu. Adam bağırıyor, ‘’dıdıdıdı ‘’ diye arada melodi giriyor. ‘’Abi burayı dinle’’ diyorlardı.‘’Ben orayı niye dinleyeyim yaw?’’ Beni oradan tavlamaya çalışıyordu :)
*bira bardağını saklayamamışız(=