Diyordum ki.. Yürüyüşe çıktım. Eşofmanlarımı giydim, siyah kör gözlüklerimi taktım, ipod'umu aldım hatta ipod'uma Kings of Convenience'ın son albümünü attım. En azından attım sanıyordum :( Atamamışım o yüzden Kings of Convenience yazısını bence siz unutun, yılan hikayesine döndü olay. Yılan hikayesi.. Bu lafı kullanmak çok güzel lan bu arada. Bazen ''lan'' demeyince asıl istediğimi söyleyemeyecekmişim gibi geliyor halbuki ben kibar bir kadınım öyle 'lan'lı lun'lu' konuşmam. Bakınız, hem lan demiş oldum hem de dememiş oldum, özge taktiği 2..
Kör siyah gözlüklerimi taktım ama bi derece etki ediyordu hala gündüzdü hala güneşin ışınları beni rahatsız ediyordu. Telefon falan da almadım yanıma tamamen yalnız kalabilmek için. Yersen.. Telefonum kapalı, arada açıyorum ama konuşamıyorum şu sıralar depresyondayım. Dalga geçmiyorum gerçekten depresyondayım o yüzden bu yazı vesilesiyle ''telefonlarımı açmadın, telefonun niyeeea kapalııı'' diyen arkadaşlarıma sesleniyorum, depresyondayım. İnanın ki kimseyle konusmuyorum sadece internet üzerinden benim gevezeliğim. Geçen gün Çağlan'cığımla konuştum bi tek daha doğrusu konuşamadım saçmaladım ee üü ööö diyip durdum. Konuşamıyorum çünkü düzgün düşünemiyorum. Yazı yazıyorum. Artık ben de ünlü bir yazar olabilirim. ''Yazıyla kendimi daha iyi ifade ediyorum ben!'' Yazı demişken tamam depresyondayım da bi yere kadar yazılarımı yazmam gerek, dergiyle ilgilenmem gerek, en azından dergi almam gerek. Uykusuz bile alamıyorum sayın okurlarım inanabiliyor musunuz? Ben ve uykusuz almamak, bu ne tezat bir şeydir böyle!
Konuya dönecektim ben deYil mi???
Ha çıktım dışarı. Evet gayet sportif bir görünümüm vardı eşofman ipod üstümde eşofman tarzı bir mont ama cebime sigaramı da attım. Sigaramı yaktım yürüyüşe başladım. Amacım parkurun içine girene kadar bi an once sigarayı bitirmekti. Millet ''aaa bak kız spor yapıyor ama sigara içiyor bir yandan'' demesin diye.. Yerdeki sarı yaprakları ezdim, bi tane bile kaçırmadım. Küçüklüğümden beri yapıyorum ben bunu ve öyle bir haz alıyorum ki bunu yaparken anlatamam dostlarım. Acaba bunun psikolojik açıklaması ne ki, merak ettim? Neyse, yerde kırık bir dal görünce de üstüne basıp kırmam gerek, bi tane gördüm bastım üzerine kıramadım sonra salak bir görüntü vererek cevreme bi kaç kez denedim ve en sonunda kırıldı. Ben oleeey diye bağırdım. Çevremde allahtan çok fazla kişi yoktu ama bi kaç kişi bön bön baktı bana, hissettim utandım da çaktırmadım kulaklıgım ve gözlügüm beni kamufle ediyordu kendi aklımca. Halbuki daha ipod'umu açmamıştım bile. Parkura girdim ve o bilindik manzarayla karşılaştım. Babalar ve çocuklar, çocuklarıyla oynayan babalar, anne baba çocuk, çocuklarının peşinden mendille koşan anne ve babalar. Garip bir hüzün kapladı içimi demiycem çünkü çok klişe olur bu. Ama ne yalan söyleyeyim bi kötü oldum. Sonra içimden doktoruma küfrettim ''Yahu bu mu bana iyi gelecek? Evde kalsam daha az mutsuz olurdum.'' Sonra açtım ipod'umu, kodum bir damar parça
Ha damar dediysem senin damar anlayışınla benimkisi bir diil arkadaşım. Bana çok damar geliyor bu şarkı. Şöyle ki:
Toad The Wet Sprocked - Something's Always Wrong
Şarkı çalarken ben de mırıldanmaya başladım. ''samtings olveyyss ronggg yeee yeeee yeeeaaa ehhh ehhh'' Etrafımdakiler tabii yine bana baktılar sanırım ::(
Sonra aklıma bi anda Özgür geldi. Dün ipenkin bloguna girmiştim aa bi de baktım ne göreyim benim en yakın arkadaşım benim blogumu takip etmiyor da ipek'i takip ediyor üstelik benim blogum çok güzel:/ Çok kırıldım ama o benim blogumu takip etmediği için bunu da göremicek ya ondan söylüyorum bunu ben yoksa ''hıhhhh''. En azından Erhan ve Deniz'in bu saçmalıklarımı sonuna kadar okuyacagını biliyorum (: Neyse efenim kulağımda ipod olsa bile ben bütünnn yaprakları ıskalamadan ezerek geçtim. Tamam duymuyordum çat çut sesleri ama o his çok ayrı bir duygu. Ha bir de bütün kaldırım kenar çıkıntılarının üstünden kollarımı açarak(dengeyi sağlamak için) yürüdüm boydan boya. Yalnız bir üzüntümü de bu blog aracılığıyla dile getirmek isterim ki; kaldırım taşları artık beyaz kırmızı olmuyor, oyun oynayamıyorum :( Ne güzel basmadan geçmeye falan çalışırdım. Ha bu psikolojide ''kendine güven sorunu''ymuş. Yok öyle bir şey mirim, ben oyun oynuyorum 'içimdeki çocuk ruhu'nu hiç kaybetmedim. Allahım sen beni koru yareppim tüm klişe lafları kullandım ya yazımda artık içim rahat ölebilirim. Ölmeden önce ama yapmam gereken bir şey daha var, Bangkok'a gidip FBI kimliği almalıyım. Cüneyt Özdemir faydalı bilgi olarak verdi bunu dün. Hep FBI kimliğim olsun istemişimdir ben de zaten. Neyse şarkı bitti. Zaten çoktan bitti de benim noktam yok. Böyle daha bir naif şarkı kodum ipod'uma bu sefer
The Weepies - Take It From Me
Sonra insan gezdiren köpekler gördüm, sonra sonra bankta sevişen gençler gördüm kendi kendime ''ah gençlik aaaah'' dedim.
Gariptir üzülmedim. Ben şunu anladım ki sevgili falan görünce üzülmüyorum, aile görünce üzülüyorum.
Eskiden çocuk bile sevmezdim. Şimdi küçük veletleri görünce izliyorum falan, noluyor bana yahu? Hormonlardan mı acaba??
Kendimi çok ''büyümüş'' ve ''her şeye doymuş'' hissediyorum. Yalan yok ama cidden de öyle.
Bazen bu aşırı sinirimi bozuyor. Olgunluk güzeldir carttur curttur derler ya hani? Yok öyle bir şey kardeşim, şu dünyaya daha salak gelseydim en azından daha az üzülürdüm daha fazla keyif alırdım. Eee ne demiş bilmemne diye bir cümle kuracaktım şimdi sanki benden önce birileri demiş gibi hissettim böyle bir cümleyi, gugıla key wordleri yazdım da artistlik yapmak için çıkmadı. Tamam bu benim lafımmış. Malum ben zaten çok unutkanım şu B12 vitamini eksikliği ve depresyon iyice mal yaptı beni. Haaa bu arada gugılda solak daha mı zeki başlığı çıktı aradığım şey yerine.
Neyse ki yüzümde bir gülümseme oluştu yine. Ben de solaaağııım ben de zekiyiiiim =)))
3.4. şarkılar da vardı tabii ama sıkıldım be blog yazmaktan. Sonra belki devam ederim.
Yazımın özeti de şu efendim: Bayramları sevmiyorum...Bi bayramları bir de Babalar Gününü sevmiyorum şu hayatta. Küçükken pencereden dışarı bakıp insanları, aileleri, babaları izlerdim.. Öylece dalardım babamın bahçe kapısından girişini hayal ederdim.. Hatta türk filmlerinin bana aşıladığı bir şey vardı: Bir gün babam çıkıp gelecekmiş gibi aslında ölmedim diyecekmiş gibi hissederdim. Hissetmek ne kelime! İnanırdım da buna :) Bayramları zaten sevmezdim de, hani aileyi bir araya toplayan geleneksel şeyleri hiç sevmiyorum. İmreniyorum sanırım, etraftaki ailelere. İki gün önce doktoruma gittim, tek başınaydım. Benim yaşıtım bir kız vardı arkasında da babası koşturuyordu ''kızıımm şunu da aaal bunu da aaal diye. Yalan yok sinir oldum :) Arkadaşlar maalesef ben her ne kadar çok duygusal olsam da ailelerinizin kıymetini bilin saçmalığını yapamayacak kadar da odun bir insanım o yüzden sosyal mesajım eksik kalsın =)''
Öpüyorum hepinizi demiycem hayır son zamanların ''grip virüsü var hehe'' esprisini de yapmıycam, ben öpüşmeyi sevmem de pek ondan. Aaa yeter bu hasta ruhlu insan gider, bol sevişmeli bol mutlu günler dilerim. (aaa bu kız kesin veriyoor diyen arkadaşa da sesleniyorum kimliğini belli ederek yazarsan daha sempatik olur o ''ehe''. )
Saygılar efenim.