Bi' yazma ihtiyaci var icimde. Sanki yazmayinca her sey daha da buyuyormus gibi hissediyorum icimde. Bir seyler karisiyor falan surekli sorular birikiyor kafamin icinde. Kendi davranislarimi en kotusu de duygularimi sorguluyorum. Oysa ki duygular sorgulanmaz ki mantikli bi cevap bulmaya calismak ahmaklik. Her uzgun, her sinirli oldugumda duygularim saha kalktiginda babama siginiyorum. Sanki bunu seviyorum gibi. Kendime aci cektirmeyi seviyormusum gibi. Ya da belki de icimdeki daha buyuk olan yaraya siginiyorum diger acilarimi kendi kendime kucumsuyorum. Belki de cocukluguma donup siginacak birilerini ariyorum? Iste boyle binbir dusunce, soru var aklimda. Kendi kendime iskence cektiriyorum. Her sey guzel olabilir oysa ki biliyorum.. Etrafimdaki insanlara bakiyorum gercekten cok zor durumda olan insanlar var peki ama bu icimde bitmek tukenmek bilmeyen mutsuzluk(zorla) sebebi ne ki? Eh iste bu sebebini bulamadigim sebep beni oldurecek kahirdan ve fazlaca dusunmekten. Ben hep boyle mi olacagim?
Derken..
Aklima mutlu oldugum zamanlar geliyor icim ferahliyor bir anda. Evet istedigim ufak seyler basit seyler ama cok kisa sureligine hep sahip oluyorum istediklerime, isyan etmek istemiyorum. Ben oyle bir kadin diilim. Zayiflik olarak goruyorum belki de. Icimden her ne kadar isyan etsem de disariya yansitmamaya cabaliyorum her seferinde. Zaten isyan edecek ne var ki? Herkesin anasi babasi oluyor insanlar neler neler cekiyorlar? Ama ben niye mutsuzum? Niye kacmak istiyorum her seferinde? Insanlarin bana yakinligini tehdit gibi algiliyorum, cunku biliyorum ki rahat birakmayacaklar beni. Onlar benim gibi (benim bana oldugum gibi) anlaysli olmayacaklar. Hep bir beklenti. Simdi soyle bi' okuyunca yazimi kendimi unlu yazarimiz biricik gazetecimiz celik'in yazisini okuyorum gibi sandim hahahahah. "soru-cevap-soru-soru-soru..."
celik: peki niye boyle? celik: niye boyle peki? celik: niye peki boyle?
ozge: naber celik, ataturk nasil? :D
Bak yine yaptim! Yaziyi sulandirdim hic olmadik bir yerde, hickiriklara bogulmam gerekiyorken yine zevzek zevzek ona buna laf atmaya basladim. :) Simdi bi' kitabi yeni bitirdim de, yine kendini kitabin kahramaniyla ozdestirme sendromuna yakalandim. Kitabi cok begen-dim diyordum ki sonundan oyle nefret ettim ki kitabi firlattim yere (filmlerdeki gibi:p) Cunku kitaptaki kizcagizla kendimi ozdestirmistim. Ben o olmustum. Bu kadar gerizekalica davranan bi kizi(beni) ve sonumu begenmemek en dogal hakkim olsa gerek hahah :)
Kitap kitap dedim cok ufak bahsedeyim..
Sakayik (Peony) Pearl S. Buck tarafindan yazilan, Cin'de yasayan yahudi/cinli bir aileye(yahudiligin getirdigi kati din kurallari; yahudiligin agir basmasindan dolayi daha cok yahudi) olan bir aileye halayik olarak verilen bi kizin romani. Kizin ismi; Sakayik. Ayni benim gibi bir agliyor aglarken bir anda kahkahayi basiveriyor, tum uzuntusunu bu sekilde ya unutuyor ya da ortbas ediyor. Kendisini evde beraber buyudugu bi cocuga adayan(halayikliktan ote ask) bir kiz. Kitabi anlatacak elestirecek diilim bu yazimin amaci o diildi zaten yine nereden geldik buralara bilmiyorum. Sanirim aglarken bir anda zevzek zevzek "haha" diye gulmelerimden.. Neyse sadede geleyim, bu kizin bu kadar kendisini ezmesi, askina kendisini adamasini icim kabul etmedi. Yazara ve kiza kufrederek sonunu getirdim kitabin ne yalan soyleyeyim. Tamam mutlu son falan istemiyorum ama oldur falan ne bileyim iste kendisini vursun kiz boyle trajik sonlara da raziyim ama bu sonu hakediyor muydu o kizcagiz? sanki olmasi gereken buymus gibi? uzulmuyor da salak kaderine boyun bukup mutlu oluyor bari uzulseydi ya? aman butun feminist damarlarim kabardi! Cunku o kiz bendim. Neyse iste sinirim bozuk ahahah cok sacma oldu nereye baglayacagimi bilemedim bu yaziyi. Simdi taslaklara gidecek belki de bu yazi. Belki birikenleri bi gun yayimlarim da dalga geceriz hep beraber. "Ne kadar da sumuklu bi kizmisim ota boka aglaya aglaya harap etmisim kendimi" diye. Insallah. Ya da bir genc kizin taslaklari diye kitabim ciksin. Yaraticilikta sinir tanimiyorum.
Yazimi madem toparlayamiyorum soyle bitireyim, insanin mutlulugunu etkileyen biri disaridan(insanin kendi elinde olmayan) biri ruhen olmak uzere iki tane etken var. Bunlardan birincisi yoksulluk. Bir digeri ise, sevgi. Cok sevdigin bir varlik( bu tanri da olabilir veya bir insan belki de bir esya) ve yoksulluk senin ozgurlugunu etkiler, kisitlar cunku. Ozgurlugun ne kadar kisitlanirsa o kadar mutsuz olursun.
Sanirim mutlu olabilmek icin, yeterince mutlu olmaya razi gelmek gerekir. Bir anne-baba cocugunu sevmekten vazgecemez ya da "daha az" sevmekten. Ama insan kendisini unutmamali. Mutsuzluk kadar mutluluk- ozgurluk de onemli degil mi ama ya?
O diil de sarilmak cok guzel bir sey.. Birisi icten bir sekilde sarilinca insana, tum dunyanin yukunu, uzuntusun,u kafasindaki sorulari o anda ativeriyor; teslim ediyor kendisini sarilana. Bak bu zayiflik degil iste, hayata diil de bir varliga bilincli bir sekilde yapilan teslimiyet guzel bir sey bence. Ya da kendini teslim edecegin insana guvenebilmek, onu sevmek diil de daha cok guvenebilmek.. Iste bu huzur. En guzel teslimiyet hatta, tenin tene degmesi degil mi ki?
Celik Erisci olarak yazimi bitirdim yine lanet olsun! :D
No comments:
Post a Comment