12/22/09

Uzun cümlelerimin nedeni ve sihirli değnek..


Söyleyeceklerimi ya da duygularımı ifade etmekte şu sıralar çok zorlanıyorum.. Kafamın içinde bir türlü toparlanamayan düşünceler var.. Birisini yakalamaya çalışırken ötekini kaybediyorum. Bir yandan duygularım da düşüncelerimi kovalıyor ve bazen arsızca kovuyor. Ya da tam tersi.. Mantığımla duygularımın arasındaki iletişimsizlik ve yer yer oluşan düşmanlığı bitirmek için adeta kendi kendimin elçisi oldum. Onları kaybetmek ve bulmak arasında gidip geliyorum. En önemlisi de düşünce ve duygularımın peşinden koşarken çok yoruluyorum. Bazen ''boşver Özge'' diyorum kendi kendime ama mantıksal Özge boşverse bile, duygusal Özge boşveremiyor. Bu yüzden duygular düşmanım oldu. Düşmana karşı direnip ayakta kalabilmek için, duygularımı dışarıya göstermiyor, gizli gizli saklıyorum onları kendi içimde. Ve içimde biriken duygular birikiyor birikiyor, biriktikçe düşmanla başedebilme kabiliyetim daha da azalıyor ve yine savaş ve yine başa dönüyorum.. İşte bu savaştır aslında benim anlatamadığım fakat anlatmak istediğim, anlatmaya çalıştığım bir türlü sonu gelmeyen kurduğum uzun cümlelerimin nedeni.. ''Dünyanın dişleri vardı ve canı ne zaman istese ısırabilirdi seni'' Dünyanın dişleri mi yoksa benim dişlerim mi beni ısıran?

Psikologlar hep aynı soruyu sorar ya hani: ''Elinde sihirli bir değnek olsa değiştirmek istediğin ne olurdu kendinle ya da kendi hayatınla ilgili?'' diye.. Geçen gün bana psikologum bu soruyu sorduğunda: ''Natalie Portman'la yer değiştirmek istiyorum ama boyum daha uzun olsun lütfen'' dedim. Dünya için ise; barış ve Afrika'daki çocuklara eğitim ve yemek götürülsün istiyorum. Unutmadan bir de hayvanları da unutmayalım değil mi? Onlara da barınak falan.. Sanırım 1.80'lik Natalie Portman olursam güzellik yarışmasında bu cevaplarımla birinci olabilirim :)

Şaka bir yana cidden Natalie cevabını verdim. Psikolog şaşkın bir şekilde yüzüme baktı. Sanırım onunla dalga geçtiğimi düşündü oysa ki espri yapıyordum. Tıpkı gülümseyen yüzümün ardında sakladığım kırık kalbim gibi. Acı çekmeye sanırım bağışıklık kazandım öyle ki kendi acılarımla dalga geçer hale geldim. Gülerken gözlerimdeki o hüzün daha da belli oluyor. Çünkü mutlu olduğum anlarda mutsuzluğum geliyor aklıma hep.

Kaç yüzüm var benim?

''içimde ve dışımda denizler sakin,
herşeyin kumandanı ben...
fakat, inanmayın bana,
lütfen!..
herşey dışta düzgün ve cilalı,
hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
o maske!..
altta ne güven, ne de rahatlık...
altta,
karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
gerçek ben!..
ama saklarım bu gerçeği savunuculukla
kimsenin bilmesini istemem
zayıf taraflarımı düşündükçe,
titrer ve sararırım...
ve başkaları görürse iç dünyamı...
gerçek beni ve yalnızlığımı!
işte, maskelerimi onun için takarım...''

Keşke şu üstteki satırları ben yazabilseydim.. Keşke Nick Cave'in aşık olduğu kadınlardan biri ben olabilseydim. Keşke Mata Hari gibi ölüme giderken gözlerimi bağlatmayacak kadar cesaretli ve soğukkanlı olabilseydim. Keşkeler keşkeler.. O kadar çok keşke var ki. Ah be doktor bey hangi birisini söyleyeyim sana? Hayır doktor bey, kendimle ya da hayatımla ilgili değiştirmek istediğim bir şey yok. Hatta sihirli değnek de istemiyorum.. Sihirli değneğimle kendimi değiştirirsem ben ben olamam ki. Maskelerimi kaybederim. Onlarsız yapamam ben.. Maskelerim olmazsa eğer, maskelerimi takmama gerek olmadığını hissettiğim birini bulamam. Ve yapayalnız ölürüm. Yalnızlık nasıldır bilir misin doktor bey? Seni seven ve sana değer veren onca insan varken, kendini yalnız hissetmek nasıl bir histir bilir misin? Bilme..

Ama şimdi bir kumsalda deniz kenarında tek başıma olmak isterdim bak.. Ellerim kumda, ayaklarım denizin kenarında.. Bir yandan da Brett Anderson'ın şarkısı çalsın. Olma mı?
*Evet o resimdeki görünmeyen şahıs benim =)

8 comments:

Emre Yılmaz said...

"Merhaba,

Güzel bir wallpaper paylaşımı olmuş. Emeğinize sağlık. Devamını bekliyoruz :)"

şeklinde bir yorum atıp kaçacaktım ama son anda vazgeçtim. (masaüstüm değişti orası ayrı)

Konuya dönersek; birebir tüm duygularını dışa göstermek zaten pek de sağlıklı bir şey değil, ama sen kendini kandırma en azından. Üzülmek istiyorsan üzül, küfür etmek istiyorsan küfür et, bastırdığın, kabul etmekte zorlandığın şey her neyse içinde kaldığı sürece böyle boğazının oralarda ufak bir yumru şekilde bastırılmış bir şekilde duracak ki bunu istemiyoruz. Zira konular duygulara gelince işi biraz şiddetli bir şekilde yaşamak, içten atmak gerekiyor. Ondan sonra gerisi "kickass" zamanın geçmesine kalmış,

Neyse, cam var mı?

Tari Eluch said...

Benim tanıdığım Emre Yılmaz mı? :))) Teşekkür ederim güzel yorumların için klişesine girmek istiyorum hemen =) cam yok, ama cidden yok:P

Volkan said...

ben de güzellerin böyle dertleri olmadığını düşünürdüm, yanılmışım :))

Tari Eluch said...

teşekkür ederim volkan bey çok naziksiniz. natalie kadar olmasa da işte:Pp

Volkan said...

"güzel" dedik diye "bey" olacaksam, sevemedim ben bu resmiyeti bayan tari:D
bana "lan volky" de asuhadihadykibbye :D

Tari Eluch said...

ya aşk olsun şu ormantik duygusal yazıma bile suikast düzenliyorsunuz çoh ayıp! lan volky diyemem ben lan'lı lun'lu konuşmam:P Volky bey diyciim bundan sonra:P

an2an said...

nise foto.greetings from greece

Tari Eluch said...

greetz and thnx. its me:)