Ne buldum bak. Dur ama ilk önce giriş yapayım bir. Bu blogger ben girmeyeli değişmiş mi ne? Neyse.. Eskiden, yani ben çocukken, Çağlan'ın değişiyle; ''çocukken küçükken'' bir şeyler saçmalar, yazar sonra da yakardım. Neden yakardım bilmiyorum. Şiir, yazı vs hep yakardım. Sanırım o zamanlardan başlamış benim şu hastalıklı gururum. ''Kimse görmesin'' ve hatta ''ben bile görmeyeyim sonradan.'' Çünkü ne zaman görsem eski yazdıklarımı, utanırdım kendimden. Yazdıklarımı atmıyorum bile, yakıyorum düşün bak psikopatlığımı. Bir bohem havalar falan. Yok ya ondan diil. Buradan psikolocikimsi tespit yumakları yaparak, eskiden ''kimseye güvenmeyen'' aslında güvenmeyen değil de, hooop haydi buradan da yapalım bir tespit; ''tırsık bir çocuk''muş-tum şeysilerini çıkarabiliriz. ''Rezil olurum'' endişelerini çok büyük yaşlarda üzerimden atıp, kendimi yendim zaten ben. İçimden kendi kendimi telkin ederdim: Utanma, heyecanlanma. Bak bu normal bir durum. Nefesini tut Özge.. Şimdi de bu endişeden yersiz ve arsızca yer eden heyecanlarımdan tamamen kurtulabildiğimi söyleyemem gerçi. ''Cool'' bir edayla, kalbim pırpır hıphızlı atarken, olması gerekenden fazlaca soğuk durma pozunda çözdüm bulayı. Öyle bir maske ki, buz gibiyim dışardan. Ha tabii sonrasında, o buz gittikçe eriyor. Süresini ayarlamayı henüz keşfedemedik ne yazık ki. =) Şimdi ben bunu önceden koymuş da olabilirim ama iki saat blogumda arama yapmak da istemeyecek kadar tembel biriyim. Blogumda öyle aman aman bir yazı miktarı olmadığını varsayarsak tembelliğimin ne derece fazla olduğunu görebiliriz. Amaaaaan yine uzattım. Ergenken (dalga geçerseniz diye şeettim, gardımı aldım, hemen ekledim) yazdığım (niye böyle bişi yazmışım, ne hissetmişim falan bilmiyorum hiç) şiyyyyirim. Buldum bunu. Al:
Ağır günler , daha da ağır günler
Sessizlikten bir şey anlamayan sesler
Yaşlandıkça yorar kalbi fer fer
En sonunda susarız tamamen , ve şeytan bizi dinler
Ağır ağır başlar ve geçer günler ,
Kulağımı tırmalayan sensizliğin sesleri...
( sessizliğin sesleri )
Ruhsuzluk adeta resimsiz televizyon gibi
( ya da boş bir teneke )
Elbette yaşayacak hiç yere
( benim gibi sızlanarak )
Veya yaşayacak benim haricimde
( sonu belli perdesiz geleceğim gibi )
Ölümün ıslaklığını süzen meçhul azrail gibi...
Tek ihtiyacım olan sen ve sen iken yıldız ,
hayallerdesin sadece ,
( her zamanki gibi ) birlikteyiz ve yalnız...
Not: Ay yine utandım. Şaka gibin. Bu ne abiiiiiiiiğğğğğ?
6/19/12
4/1/12
İnsanlığımız dizilere kalmış
Suskunlar diye bir dizi yayınlanmaya başladı. Oyuncu kadrosundaki insanlar, çoğunlukla ekranda gördüğümüz, halka kendisini sevdiren tanıdık, populer diyebileceğimiz isimlerden oluşuyor.
Dizinin konusu (3bölüm boyunca izlediğim kadarıyla) Küçükken ıslah evine düşmüş olan 4 çocuğun ıslah evinde gardiyanlar ve diğer mahkumlar tarafından uğradığı cinsel ve fiziksel şiddet sonucunda, büyüdüklerinde içlerindeki öc alma duygusu, hayata karşı nefretleri, güvensizlikleri ve tekrar suca dahil olmaları süreci. Bu çok tanıdık bir konu aslında. Dizi yayımlanmaya başlamadan bir iki ay önce polatlı ceza evinde olan olayları biliyorsunuz.. Bilmiyorsanız bir önceki yazıma bakmanız yeterli olacaktır.. (Hatta şimdi ben bir önceki yazıma baktım da, orada eski bir davadan alıntılayarak yazdığım ''tecavüz'' konusunu görünce kendimden, yaşadığım dahil olduğum topluluktan utandım. Hiç bir şey değişmemiş. Hiç bir şey değişmiyor.)
Bu meydana gelen iğrenç olaya, insanların tepkisi sanırım beni en çok üzendi. ''Onlar da taş atmasalardı'' Onlar da.. Onlar da.. Türkiye'de nerden baksan, nereye baksan çıkmaz yol. Gerçekten artık benim ümidim falan kalmadı, tükendi. Hukuk, hak, adalet desen yok. Halkın vicdanı yok zaten. Beyin desen o hiç ama hiç yok aramayın kardeşim. Arkadaşım bir suçlu (ha suçu bile yok o ayrı, o da hak adalet kısmıyla ilgili işin) işlediği suçtan dolayı içerdedir. (Ya da diildir; adalet) İşlediği, cezasını çektiği sucunu mazeret göstererek başkasının ona yaptığı bir suçu, adaletsizliği meşrulaştıramazsın. Hele devletinkini HİÇ. ''Onlar da taş atmayaydılar'' demek; kalbi, vicdanı geçtim beyin fonksiyonlarının çalışmadığını gösterir. Ha işin adalet kısmını geçiyorum. Zira adalet kısmıyla ilgili zaten dilimde tüy bitti. Adaletsizliği anlatsam bana insanlar zaten yine onlar da bunlar da bıdıbıdı diyecekler.
Konumuza geri dönelim. Suskunlar dizisi. Canlandırılan rollerin etnik kökeni belirtilmiyor dizide (3 bölümde.) Bir tür diiller nitekim onlar. Onlar insanlar. Türk, kürt, ermeni, müslüman, yahudi, aslan, kaplan diil, insanlar. İki ay önce yukarıda bahsettiğim tepkileri veren insanların şu andaki suskunlar fanatikliği, Ahmet Kaya fanlığı, aktivistlikleri, azınlık hakları koruyucu tavırlarını görünce sevineyim mi sevinmeyim mi karar veremedim. Afalladım bi' ilk. Dedim 'laaaaan demek buymuş olay.'
Sonra düşündüm. Hürrem var Hürrem. Şimdilerde herkes turuncu oldu, moda oldu. Hürrem diyorlar. Hürrem iyi biri aslında. O çok haksızlığa maruz kalmış. Ondan hep bu şeysileri, kötülükleri falan. O kendisini koruyor ya. Hürrem kendisini koruyor. Suskunlar dizisindeki karakterler çok acı çekmişler, tecavüz, taciz kimsenin kaldıramadığı şeyleri yaşamışlar. Bırakın kötülük yapsınlar falan hakları. Ay yazık onlara.
Bizim gerçek polatlı cezaevindekilerin suçu nedir acaba? Onlar bırak kendisini savunmayı, seslerini bile duyuramıyorlar.
Ama bir müjdem var içerdeki çocuklara, suçsuzlara, şiddete maruz kalan insanlara: Merak etmeyin şimdi Suskunlar diye bir dizi var. Herkes Facebook'unda Ahmet Kaya paylaşıyor. Herkes sizi savunuyor. Ha dizi bitince iki ay sonra, içerdeki çocuklar tarafından haince, tacize uğrayan, ailesi öldürülen, gaz bombasıyla coplarla şiddet gören gardiyanlarla, polislerle ilgili bir dizi çıkınca n'olur bilemem.
Galiba sevinmemeliyim.
3/29/12
sacmalamamamaca
bakıyorum taslaklara. bir sürü yazı. kimisi sadece iki kelimeden oluşuyor, kimisi de iki sayfadan. yarım kalmışlar, tamamlanıp da gönderilmemişler. bir çoğu isyan. bir çoğu boş laf. düşüncelerim, gelgitlerim, güçsüzlüklerim. kafamda birbiriyle savaş veren düşüncelerim. kaos ve karmaşa. beynimi yiyip bitiren, vicdanımı sömüren düşüncelerim sanki en üst sıraya çıkmak için birbirleriyle yarışıyor. acımı akıtmışım. akıtınca gider mi? gitmez. söyleyince geçer mi, kurtulur muyum ki acaba? kurtulamıyorum. o zaman neden yazıyorum? ya da niye içim rahatlıyor yazınca? yazarken üzülüp, mutlu olduğum için belkide. ağlayınca açılmak gibi tıpkı. yazarken ağlayıp açılmak. bir saat boyunca şiddetli bir biçimde olan bitene ya da olmayıp bitmeyene üzülüp, ağlayıp kendime acıyorum. sonra geçiyor. geçiyor dediğim yani hafifliyor. insan kimsenin acımasını istemiyor kendisine ama nedense kendisinin kendisine acımasını öyle cok istiyor ki. kendimi kendime acındırarak acılarımdan mutlu mu oluyorum? kendimi mutsuz etmeyi neden seveyim? vardır ya hani öyle tipler. gerçekten varlar. ben de onlardan mıyım acaba, depresifliğimden mi mutlu oluyorum, düşünüyorum bazen. belki de korktuğum, korktukları içindir. mutlu olmak değilde mutlu olmayı kabul etmek çok zor bir şey sanırım. biz korkaklar, kaçaklar kolay yolu seçiyoruz. çünkü güçsüzüz. diğerleri gibi güçlü değiliz demekki. mutlu olmayı kabul etmek demek, mutluyken bir anda mutsuz olduğunda, mutsuzlugu savusturabilmek, kovabilmek demek. halbuki mutsuz olmak oyle mi? mutlulugu kabul etmemek en basiti. mutsuz oldugun zaman, gelen mutsuzluk seni digeri kadar sarsmaz. 'ya daha da kötüsü olursa?' durumu vardır ya hani. şey gibi yani. hep kötüsünü, en kötü ihtimalleri düsünmek. simdiden sevinmeyelim gibi. simdiden sevinirsek daha cok sarsılırız. aman kendimizi koruyalım. bütün hayatımızı mutsuzlukla geçirelim. halbuki mutlu olmayı kabul etsek mutlu oluruz. sonucunda cok sarsılırsın belki, daha zor olur ama mutlu olursun. tüm hayatın boyunca mutsuz olmaktan bu daha kolay bir şey aslında.
ne diyordum ben? bilmem ki. aslında bos. ne kadar bos seyler düsünüyormusum. yazılı düsününce beynimi ne kadar yordugumu, kendimi nasıl tükettigimi anladım. böyle tüketiyormusum demek ki kendimi. düsünmeyeyim bunları, kendimi tüketmeyeyim. ama nasıl? uykum oldugundan değil de; uyusam geçer belki diye uyuyorum ben.
ne diyordum ben? bilmem ki. aslında bos. ne kadar bos seyler düsünüyormusum. yazılı düsününce beynimi ne kadar yordugumu, kendimi nasıl tükettigimi anladım. böyle tüketiyormusum demek ki kendimi. düsünmeyeyim bunları, kendimi tüketmeyeyim. ama nasıl? uykum oldugundan değil de; uyusam geçer belki diye uyuyorum ben.
2/25/12
Onlar da..
''Medyada "taş atan çocuklar" olarak adlandırılan ve toplumsal olaylar gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklanan Kürt çocukları, cezaevlerinde yaşadıklarını anlattı. Cezaevinde adli tutukluların koğuşlarına konulan çocukların cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldıkları iddia edildi. Pozantı Cezaevi'nde 4 ay kalan H.K. (15) adlı çocuk, "Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil" dedi. Çocukların anlattıkları Yılmaz Güney'in 1983 yapımı Duvar filminde anlatılanların, 2012 yılında halen bir Türkiye gerçeği olarak yaşanmaya devam ettiğini yeniden ortaya koydu.
Daha önce de, çocuklara yönelik antidemokratik uygulamalarla gündeme gelen Adana Pozantı Cezaevi'nde şimdi de çocuklara cinsel istismar iddiaları var. Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocukların, adli mahkumlarla aynı koğuşa konulduğu, cezaevinde çocuklara adli mahkumlar tarafından cinsel istismarda bulunulduğu, şiddet uygulandığı ve ırkçı uygulamalara maruz bırakıldıkları iddia ediliyor. H.K. (15), yakın zamanda 4 ay Pozantı Cezaevi'nde kaldığını belirterek, B-4 koğuşuna yollandığını ve burada bulunan tüm tutukluların adli olduğunu ifade etti. Yanlarında kalan çocukların birçoğunun cinayet, hırsızlık ve uyuşturucu kullanmaktan tutuklu bulunduklarını vurgulayan H.K., söz konusu cezaevinde defalarca tecavüz ve taciz olaylarına tanıklık ettiklerini belirtti. H.K., "Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil" şeklinde iddialarda bulundu...''
Yazının devamı için
Zamanında siyasi tutuklularla adli tutukluların aynı koğuşa konduğunu dedik isyan ettik de kimse sallamadı. Neden? Kürt oldukları için. Daha doğrusu Türk olmadıkları için..
Çok olmadı, yine içeri giren bir çocuk koğuşunun değiştirilmesini istemişti lâkin kimse oralı olmamıştı. Kendisinden en son kalan şey ailesine yazdığı mektuptu. Bir de ailesine telefon görüşmelerinde söylediği ''Koğuşumu değiştirmek istiyorum ama kimse bu isteğime duyarlı değil, çok zor durumdayım'' isyanlarıydı. Ailesine kalan son anı bu. Beklenen oldu çünkü. Koğuşu değiştirilmediği için yani içeride maruz kaldığı şeylere artık dayanamadığı için kendisini asmıştı. Yine sus pus herkes.
Orada sesimi duyan, bu zavallıların seslerini duyan birileri var mı hey? Ses yok..
Birilerinin dinlemesi için Hürriyetin, Milliyet'in, Star'ın, Posta'nın onun bunun zıkkımın haber yapması gerekiyor. Gerçi yine diyecek 3 kuruş aklı olmayan beyinsiz insanlar: ''Onlar da taş atmasalardı.'' Türkiye'deki adalet ve vicdan bu kadar işte. Ellerinde hiç bir kanıt yokken Ahmet'leri, Nedim'leri içerde tutuyorlar, tüm dünya 'bilader n'apıyorsun sen''diyip,kıçıyla bile gülme aşamasını geçmiş durumda artık. Taş attı diye çocuklara 3 yıl hapis veriyorlar. Öte yandan tüm köy kücük bir kıza tecavüz ediyor, Uludere'de onlarca insanı devlet kendi elleriyle öldürüyor, katiller sokaklarda kol kola geziyor ceza meza ya da Türkiye'de tık yok. Hâlâ ''Onlar da taş atmasalardı.''
Örtbas da etmiyor ki kimse artık. Her ota boka ''onlar da taş atmasalardı'' diyen insancıkları yarattılar, gerek yok örtbasa falan. Bir kadının karakolda iğrenç bir şekilde şiddete maruz kalmasını haklı göstermek ya da hafifletmek için pavyonda calısması 'nedeni' yeterli. Hem devletin adaletinde, hem de halkın adaletinde bu yeterli. Bir kadının tecavüze uğramasından, oral sekse zorlanmasından sonra bunları yapan sapığın avukatının yaptığu ''kadın dişiyle ısırsaydı'' savunmasını hakim haklı buluyor. Ben ne diyeyim daha.. ''Dişiyle ısırsaydı ya,'' ''Onlar da taş atmasalardı.''
Daha önce de, çocuklara yönelik antidemokratik uygulamalarla gündeme gelen Adana Pozantı Cezaevi'nde şimdi de çocuklara cinsel istismar iddiaları var. Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocukların, adli mahkumlarla aynı koğuşa konulduğu, cezaevinde çocuklara adli mahkumlar tarafından cinsel istismarda bulunulduğu, şiddet uygulandığı ve ırkçı uygulamalara maruz bırakıldıkları iddia ediliyor. H.K. (15), yakın zamanda 4 ay Pozantı Cezaevi'nde kaldığını belirterek, B-4 koğuşuna yollandığını ve burada bulunan tüm tutukluların adli olduğunu ifade etti. Yanlarında kalan çocukların birçoğunun cinayet, hırsızlık ve uyuşturucu kullanmaktan tutuklu bulunduklarını vurgulayan H.K., söz konusu cezaevinde defalarca tecavüz ve taciz olaylarına tanıklık ettiklerini belirtti. H.K., "Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil" şeklinde iddialarda bulundu...''
Yazının devamı için
Zamanında siyasi tutuklularla adli tutukluların aynı koğuşa konduğunu dedik isyan ettik de kimse sallamadı. Neden? Kürt oldukları için. Daha doğrusu Türk olmadıkları için..
Çok olmadı, yine içeri giren bir çocuk koğuşunun değiştirilmesini istemişti lâkin kimse oralı olmamıştı. Kendisinden en son kalan şey ailesine yazdığı mektuptu. Bir de ailesine telefon görüşmelerinde söylediği ''Koğuşumu değiştirmek istiyorum ama kimse bu isteğime duyarlı değil, çok zor durumdayım'' isyanlarıydı. Ailesine kalan son anı bu. Beklenen oldu çünkü. Koğuşu değiştirilmediği için yani içeride maruz kaldığı şeylere artık dayanamadığı için kendisini asmıştı. Yine sus pus herkes.
Orada sesimi duyan, bu zavallıların seslerini duyan birileri var mı hey? Ses yok..
Birilerinin dinlemesi için Hürriyetin, Milliyet'in, Star'ın, Posta'nın onun bunun zıkkımın haber yapması gerekiyor. Gerçi yine diyecek 3 kuruş aklı olmayan beyinsiz insanlar: ''Onlar da taş atmasalardı.'' Türkiye'deki adalet ve vicdan bu kadar işte. Ellerinde hiç bir kanıt yokken Ahmet'leri, Nedim'leri içerde tutuyorlar, tüm dünya 'bilader n'apıyorsun sen''diyip,kıçıyla bile gülme aşamasını geçmiş durumda artık. Taş attı diye çocuklara 3 yıl hapis veriyorlar. Öte yandan tüm köy kücük bir kıza tecavüz ediyor, Uludere'de onlarca insanı devlet kendi elleriyle öldürüyor, katiller sokaklarda kol kola geziyor ceza meza ya da Türkiye'de tık yok. Hâlâ ''Onlar da taş atmasalardı.''
Örtbas da etmiyor ki kimse artık. Her ota boka ''onlar da taş atmasalardı'' diyen insancıkları yarattılar, gerek yok örtbasa falan. Bir kadının karakolda iğrenç bir şekilde şiddete maruz kalmasını haklı göstermek ya da hafifletmek için pavyonda calısması 'nedeni' yeterli. Hem devletin adaletinde, hem de halkın adaletinde bu yeterli. Bir kadının tecavüze uğramasından, oral sekse zorlanmasından sonra bunları yapan sapığın avukatının yaptığu ''kadın dişiyle ısırsaydı'' savunmasını hakim haklı buluyor. Ben ne diyeyim daha.. ''Dişiyle ısırsaydı ya,'' ''Onlar da taş atmasalardı.''
7/23/11
burnum sızlıyor
''bilmem ki sen renkli balonlara da benziyosun, akıllı laflar eden dergilere de. hem harf gibisin, hem sayı gibisin, hem de kriptolu sembol gibisin. böyle uygun parametrelerde tam sen olacaksın, çiçek açacaksın gibi geliyo bana hep. gerçi hep çiçek açınksın, güpgüzelsin de, ondan başk, için de çiçek çiçek olcak diye..
...ama sen dünya güzeli, dünya akıllısı, dünya bitanesisin. valla içimde varsa az bir şey neşe, heyecan, keyif falan hepsi sana geçsin. sen mutlu olunca ben mutlu oluorum. kardeşmişiz de , sen üzgünken burnum sızlıyomuş gibi oluyorum''
banu
(dünyanın en bi' güzel lafları )
...ama sen dünya güzeli, dünya akıllısı, dünya bitanesisin. valla içimde varsa az bir şey neşe, heyecan, keyif falan hepsi sana geçsin. sen mutlu olunca ben mutlu oluorum. kardeşmişiz de , sen üzgünken burnum sızlıyomuş gibi oluyorum''
banu
(dünyanın en bi' güzel lafları )
7/16/11
İnan'dan Başbakan'a İkinci Mektup
"23 Temmuz 2001 yılından bu yana ısrarla ve inatla asker edilmek isteniyorum. Oysa ben 3 çocuk babası, inşaat işçisi, kimsenin tavuğuna kış, kimsenin de kedisine pisi pisi etmemiş, bilerek ince belli karakarıncayı incitmemiş, hep güçsüzden, hep kaybedenden yana olmuş (futbolda bile hep küme düşme tehlikesinde olan takımları tutmuş, asla kimseye hükmetme derdinde olmayan, aynı zamanda kimsenin de emrine girmeyen, yalnız doğmuş, yalnız gömüleceğini bilen, buna göre yaşamak isteyen biriyim."''Sayın başbakan Daha evvel yazdığım mektubuma cevap vermediniz ise de bir kez daha yazacağım. Ben kimmiyim evet ben kimim? Adım: İnan yaşama insan olarak devam edip etmeyeceğim henüz netleşmediği
günlerde babam koymuş. İnan demişler adıma. Değil ben henüz babam bile babasının oğlu değilken dedem seçmiş soy adımı. Suver demişler. Anamın karnında döllenmemek için 5 yıl dirensemde Tarihi Katliamların, soykırımların, acıların, ağıtlarını
günlerde babam koymuş. İnan demişler adıma. Değil ben henüz babam bile babasının oğlu değilken dedem seçmiş soy adımı. Suver demişler. Anamın karnında döllenmemek için 5 yıl dirensemde Tarihi Katliamların, soykırımların, acıların, ağıtlarını
izini taşıyan başı dik, boynu bükük. Rüzgarla kol kola verip türküler yakan dağlarının gözyaşlarıyla suladığı insan iskeletlerini çocukluğumuzun oyuncağı hediyesi aldığımız topraklarda yağmurlu karanlık bir günde gelmişim anamın karnından insan denmiş ikin, sonra erkek, sonra da İnan yani kısacası Adım: İnan SUVER. Anam besleyip yaşattığı, abamsa koruyup büyüttüğü için ilk onlar sahiplenmişler. Oğlumuz demişler. Oğlumuzu büyüteceğiz yaşlandığımızda bize baksın yaşlılığımızı sırtlansın demişler.
Bunlada kalmamış babamın pazılarının anamın pazılarından daha güçlü olduğundan olsa gerek babamın babasının seçmiş olduğu soy adım ve Aşiretten sayılmış, yüz yıllar öncesinde dedelerimin dedelerinin'de dedelerinin kürt olmasından ötürü banada kürt denmiş. Keşke bu yavrunun başına gelenler bu kadar ile kalsa. Zalimlerin zalimi dişleri çelikten beton olan devlet canavarı çıkmış demişki, hop demiş gel buraya neredeydin bunca yıl? anamın erkeği olan babam başlamış karılaşmaya. demişki: aman beyim size bir an evvel gelmeyi bu yavruya vereceğiniz nüfus cüzdanı denen zulüm ve kölelik belgesini almayı çok istiyordum. Fakat aç idim, gecem gündümüzüm açlıkla bir diğersi gün karnımı nasıl doyuracağımı düşünmekten, karın tokluğuna geceler boyu dağlarda kaçakçılık yapmaktan pek vakit bulamadım. Şeriatinizin keseceği parmağım acımaz, boynum isee kıldan incedir. Çocuğuna nüfus cüzdanı kazandırdığı, bunun karşılığında bir parmak yavruyu Adına devlet baba denen canavara sattı. Yukarıdada belirttiğim gibi ne adım, ne soyadım, ne doğacağım topraklar ne şu, ne bu hiçbiri bana sorulmadı. İnanınki sorulsaydı bin kez bin kezde hayır derdim. Ve hasıl nerede kalmıştık verilenler yetmemiş gibi bu kezde devlet başlamış, ne demiş müslüman demiş. Sonra, Türksün demiş. Müslüman ve türk olduğun içinde benimsin. Vatandaşımsın demiş. Kurallarıma uyacak itaatde kusur etmeyeceksin. Daha ilk okul sıralarında başlamış yüzümüzü tokatlamaya. Sağa dön, sola dön, rahat, hazır ol komutları ilk marşlarını söyleterek, söyletmek isteyerek. Rengi siyah tek tip polis elbiseleri gibi siyah renkli elbiseler giydirmiş. Polis kıyafetleri mavi renge dönüşünce,önlüklerimizde mavi renk'e döüştürülmüş. Polis devletinde daha henüz yedi yaşlarında polis olmaya, 20 yaşında askeri olmaya zorlamış. Sayın başbakan, ağacı yaşken eğecektiniz beni yedi yaşında okul sıralarında eğemediniz. tek tip elbiseler gidirip polis asker olma yolunda eğitemediniz, sindiremediniz. O ağacı yaşken eğememişken 54 kg'a düşmüş öfkesinden kemikleri demire demire dönüşmüş bedenimi ve ruhumu hiç ama hiç bir zaman eğemeyeceksiniz. İslam ordularında, osmanlı ordularında bile olmayan zorunlu askerlik zulmüne karşı geldiğim için; Bu, orduların zalim komutanları bile insafa gelip, yeter çektiklerin gel sana çürük verelim, 1 ay sonrada evinde çocuklarının yanına dön dediklerinden iki gün sonra size yazdığım mektupla her şey bir anda değişti. O gün bu gündür cezalandırılıyorum. Askeri cezaevinde apar topar sevk edildim. İstemediğim halde 12 ay öyle veya böyle askeri kışlalarda baskı, küfür, hakaret, ve tokat yağmuruna tuttuktan sonra 7 ay askeri cezaevlerinde coplayıp yıllarca yıkanmamış elbiselerin, bağcıksız botların içinde, saçları 10 günde bir kere kazınmış, faulleri kulağının çok üstünde kesilmiş,maymundan beter hale çevrildiğim, ismini yıllarca hatırlamak istemediğim şimdilerde ise hatırlayamadığım aynı birlikten olduğum 22, 23 yaşlarındaki başını duvara vura vura öldürüldüğü duyumlarımca daha so haftalarda ise 3 Asker mahkumun daha öldürüldüğü cezaevinde dengemi bozdunuz. yaşama hevesimi öldürdünüz. Tüm bunlardan sonra sen çürüksün dediniz. Buna rağmen üstüne 25 ay daha hapis cezası verdiniz. Tahliyeme gün sayan çocuklarıma,az kaldı, geliyorum, dediğim günlerde; öğrendimki 3 ay 10 günümü henüz karara bağlanmamış tutuksuz yargılandığım için izin tecavüzü suçlamasına sayılmış. yani hükümlüyken bir başka dosyadan yatıyormuşum meğer. On aylık hapislik dönemimin beş ayını Hücrelerde bu gün itibariy ile 12+6+6+12+6=42 günümü açlık grevlerinde geçirdim geçiriyorum. Gittiğim hapishanelerde verildiğim koğuşlarda vatan haini, şerefsiz asker kaçağı denerek defalarca mahkumlarca linç edilmek istenip, çoğu zaman darp aldım. Hatta bir keresinde öldürülmek istendim. Hiç birinin ceza almasın bekleyenlerinin gözleri yollarda kalmasın diye diye şikayet etmedim, etmemde. Yalnız bu sabah Açlık grevimin 6'ncı gününde Adliye götürülürken Uzman çavuşun bana diğer mahkumlardan farklı olan tutumuna karşı geldiğim için bileklerimden sıkışmış kelepçemi nezarethanede dahi açmadı. Tüm mahkumlara sigara içmelerine izin verirken benim sigaramı vermedi. Hırsızlık, Tecavüz, Gasp gibi suçlardan hükümlü mahkumlar karşımdaki bölmenin parmaklığından tempo tutarcası anama, bacıma küfürler ediyor. piç vatan haini diyorlardı. Askerlerden yardım istememe rağmen olaya sessiz kaldılar, hatta üzerime su atılmasına müdahale etmediler Bunun üzerine sinir krizi geçirdim. Yarım saat, belkide bir saat sonra yarı ıslak beton zeminde yüz üstü uzanıyorken kendime gelebildim. Cezaevi müdür bana akıl verdi. Sağolsun dedi ki;oğlum, mahkumlar suçunu sorduğunda askeri suç deme. Ne söyleyeyim dediğimde, hırsızım, gaspçıyım söyle dedi ne acı değil mi? Biraz insanlığı, vicdanı doğrular olan beni bu hale düşürenler için ne kadar utanılacak acı bir durum. Ailemin nafakasını alnımın teriyle inşaatlarda kazanmış bin bir maddi maddi zorluğa düşsede asla kimseye kimseye ait olan bir şeye el uzatmamış gasp etmemiş hatta hiç bir adli adi suça bulaşmamış ben. Cezaevlerinde tecavüzcüler gaspçılar, hırsızlar tarafından küçümseniyor, horlanıyor, küfürler yiyorum. Beni yakalayabilmek için polislerin sıkıştırıp sorguladıkları, çevremdekilere, yakınlarıma aranma nedenimin askeri suçlamayla değilde gasp, cinayet gibi bin bir suçlardan arandığımı söylemişlerdi. On aydır hapisim, neden üzerime atılan bu suçlamalardan yargılanmadım şahitlerle yüzleşmedim? Yakalayamadıkları için bu şekilde adice şerefsizce bir yöntemle çevremin beni yakalatmasına çalışmaları onuruma, şerefime, gururuma, eşek kadar olmuş eşekten beter edilmiş bana bu haksızlıklara ne hakları vardı? Sayın başbakan ben bir insanım, beim, yüreğim, bileğim, beynim, Kalbm yaralıda olsa midem var. Hepsinden önce vicdanım var. Vicdan bana göre doğruyu ne pahasına olursa olsun savunmaktır, söylemektir. Geçenlerde gazetelerde 10 yıldır hapis olan vede kanser olan bir pkk'linin haberini okudum. 10 yıldır hapis,kanser olan bu insan yoksul olduğu için başka bir ilde ikamet eden çocuklarını aylardır göremiyormuş. Belki yarın, belki yarından evvel, belki de birkaç saat sonra yaşama gözlerini bir daha açmamak üzere yumacak. Bir insan bu. Senin benim gibi bir insan. onunda kalbi, beyni,elleri ayakları olan senin benim gibi bir insan. Sayın başbakan yoksa sen insan değilde insan üstü bir calımısın. Benim bir kalbim bir beynim varken sende iki tane kalp iki beyinmi var. Yaradan seni bizden ne farkla yaratmış.
Tanımadığım bu kişinin içinde olduğu durumunu gazetelerde
okuduğum gün saatlerce ağlamıştım. Ne pkk'li ne de kürt olduğu için değil, ne şu ne bu olduğu için değil sadece insan olduğu insan olduğu baba olduğu baba olduğum için ağlamıştım bir babanın evladı olduğum 4 çocuğun babası olduğum için ağlamıştım. Tutuklanmadan evvel sapa sağlam olan babamı tanıyamadım. Siroz hastalığına yakalanmış hastalıktan olsa zayıfalmış yüzü solmuştu. Zeki, çalışkan, akıllı, duygulu çocuklarım çok daha farklı ruh halindeler yolladıkları mektupları okuyamıyorum. O kadar içliki özlemlerinin dili; dayanamıyorum. 34 yaşında 3 çocuk babası olan ben buralarda 20 yaşındaki gaspçılardan tecavüzcülerden dayak yiyor daha fazlasını yaşamamak için kendimi hücrelere attırıyorum. Özetlersem T.C devleti sınırları içinde dünyaya gelmeyi ben tercih etmedim. Adımın inan olmasını, kimliğimde Türk ve Müslüman yazılmasını hatta kürt olmayıda ben istemedim. Tercih etmedim. Hiçbir zamanda bana sorulmadı. Sayın başbakan hani derlerya her Türk asker doğar diye işte ben Türk olmadığımdan olsa asker doğmadım, sevmedim. Kürt olmakta istemiyorum. Bana verdiğiniz nüfus cüzdanını hiç yanımda yaşımadım, 16 yıldır kullanmıyorum. velhasılı ben sizide devletinizi de kabul etmiyor. Vatandaşlıktan derhal bir a evvel çıkarılmak istiyorum.
Bu günden sonra ne Türk, ne kürt, ne şu ne bu olmak istemiyorum. Hiçbirinizi görmek istemiyorum. Vatandaşlıktan çıkıp başımı alıp gitmek tüm herşeyi vatanı, bayrağı, milleti, koltuklarınızı, savaşınızı, ülkenizdeki yabaileri ve yabani kalmada direnenleri hepinizi bir birinize veriyorum. bir ana evvel düşün yakamdan! içimde biriken kin nefret o kadar büyümüşkü inanın patlasam dünyayı başınıza yıkarım! Dünyayı başınıza yıkmamak elimi kanınıza bulaştırmamak için sizden ve ülkenizden kaçmak uzaklaşmak istiyorum. Sende bir babasın, oğlunu yurtdışında okutan bir dediklerini iki etmeyen bilmem neler neler daha yaparsın çocukların için. he işte ben babayım, benim çocuklarım var onlara bakmam, sorunlarını gidermem onların yanında olmam lazım. Her şeyden önce Birinci vazifem onlara sahip çıkmamdır. İstanbul gibi bir yerde 11, 12 yaşlarında bu çocukarı biliyorsunuz uyuşturucu almış başını gidiyor, okul önlerinde satılıyor. hırsızdan gaspçıdan sokaklarda yürünmüyor. Burada benim yatmamın kimseye bir faydası yok. İnsaf el insaf sayın başbakan. biraz vicdan. Buca cezaevinden mehmet vardı hani akli dengesi yerinde olmayan, durumunu anlatmam üzerinden iki gün geçmeden tahliye edilmiş. geçenlerde öğrendim çok sevindim. bir insan özgürlüğüne vesile olmuşsam ne mutlu bana ayrıca sizede bunu için teşekkür ederim.
BÜYÜKLÜK BAĞIRIP ÇAĞIRMAK, NARA ATIP KARŞIDAKİNİ CEZALANDIRMAK DEĞİLDİR BÜYÜKLÜK HOŞ GÖRMEK ŞEFKAT GÖSTERME KARŞIDAKİNİN TÜM HATALARINA RAĞMEN BOYNUNA SARILABİLMEKTİR.'' (İmza - İnan Suver) 27- 05- 2011
Dağda davar sürer gibi askerleri sürüp insanları öldürten, kardeş kanı dökmek istemeyen İnan Suver'leri hapisaneye atan, İsa Başarı'lar gibi binlerce babaya evlat acısı veren kimler? Hâlâ bu pis gizli kapaklı oyunlarda gözümüzün önünde duran ''suçlu''yu arıyoruz. Siyasi güç kazanmak uğruna 13 gariban ve binlercesini öldürüyorlar. Kardeş kanı dökeceksin illa ki diyorlar. Ölmek sorun değil de, katil olmayı kim ister? Garibansan öyle ya da böyle ya hapisanede ya da dağda öleceksin. Sonra utanmadan çıkıp yalandan ''terörle mücadele'' diyorlar. Kürdü kürtlükten soğutmaya çalışıyorlar, kürt olmak ayıpmış gibi. Kürtçe şarkı söyleyince yuhalayan gerizekalı beyaz türkler, sorumluyu uzaklarda dağlarda arayacağınıza çözüm yolundan işine geldiği için kaçmaya çalışan, siyasi oyunlarına binlerce insanı öldürme pahasına terörü alet eden önünüzdeki gerçeğe bakın.
İnan Sürer bir babanın çocuğunu öldürmek istemiyor. O baba başka bir babanın çocuğunu da öldürmek istemiyor.
İki sözcük çıkıyor ya bir de ağızlardan bunca olandan sonra: Vatan sağolsun. Şaka gibi.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Vicdani Retçi İnan Süver'e destek olmak adına imza atmak için tıklayınız.
3/25/11
Morrissey
Vejetaryen ya da vegan, ırkçı, aseksüel ya da eşcinsel ya da düzcinsel, o bir Zeki Müren, Johnny Marr düşmanı, Oscar Wilde tutkunu, naif, cüretkar, şair ya da hiç bir şey ya da HER ŞEY..
22 Mayıs 1959 yılında Manchester’da dünyaya gelen mucize adam Steven Patrick Morrissey (Moz), daha çocukluğundan itibaren yetişkin bir birey olmaya karar vermiş, erken yaşta büyümüş çocuklardan aslında. Kaç çocuk küçüklüğünde Oscar Wilde’ı hatmedip inciğini cıncığını yalayıp yutar? Moz henüz 7 yaşındayken meydana gelen ‘’Moors Murders’’ olarak kayıtlara geçen bir kaç çocuğun vahşice öldürülmesi olayından etkilenerek, ilerleyen yaşlarında Johnny Marr’la birlikte kurduğu grup The Smiths zamanında Suffer Little Children şarkısını yazdı.
Cüretkar Moz
İlk önce ‘’Meet is Murder’’ dedi çatal dilli Morrissey. Daha sonra ‘’We Hate Iams (Iams'tan Nefret Ediyoruz)" yazan pankartlarla poz vererek hayvanlar üzerinde yaptığı acı verici deneylerle ünlü mama firmasını protesto etti. Johnny Marr’la yollarını ayırmaya karar verdikten sonra cüretkar moz, bir röportajında The Smiths'in tekrar birleşip birleşmeyeceği sorusuna, "Smiths ile tekrar bir araya geleceğime testislerimi yerim daha iyi. Dikkat edin bunu bir vejetaryen söylüyor." dedi.
Şarkılarını Toplumsal bir tepki aracı olarak kullandı!
1988 yılında solo olarak çıkardığı ilk albümü Viva Hate’de ‘’Margaret on the Guillotine’ şarkısında muhafazakarlığı ve acımasızlığıyla ün salmış İngiltere başkanı (demir leydi) Margaret Thatcher’a ‘’ne zaman öleceksin, lütfen öl’’dedi. Hatta bununla da kalmadı moz! Demir leydiye suikast girişiminden korkan polisler abartıp moz’un evini bastıktan sonra, bizim deli moz’umuz bir de bu polis abilere şarkı yazdı ikinci albümü Bona Drag’da.
Yalan Dünya, Gerçek Moz
Zat-ı muhterem ve muhteşem moz, aslında hayatı çok çok iyi gözlemlemiş biri. Bunu şarkılarına da yansıtmayı başarabilmiş aynı ölçüde. Hani bazıları moz için ‘’yav dünyanın en ezik ve en güzel şarkılarını yapan adam’’ der. Bilmezler ki aslında moz dünyanın en dürüst şarkılarını yapan adamdır. Moz gerçektir. Moz yalan değildir. Moz duygularını, düşüncelerini saklamaz, çarpıtmaz bizler gibi.. Ümitsiz aşkını dile getirirken ‘’Gözlerini kapa, sevdiğin birini düşün ve seni öpmeme izin ver’’ diyebilir. İçimizdeki söyleyemediğimiz ses olur bazen.
Kimileri ırkçı diye suçladı onu. Bu suçlamaların kaynağı ise “Bengali In Platforms” ve “National Front Disco” şarkılarının sözleriydi. Moz bu iddiaları yalanladı. Hatta anti-ırkçı anlaşmalara imza attı. Hakkındaki söylentiler hiç bitmek bilmedi, bilmiyor da hala. Kimisi aseksüel kimisi eşcinsel diyor onunla ilgili. Kim bilir belki de eşcinseldir? *Belki o da Oscar Wilde gibi bir uçan daire tarafından Londra’da bir binanın girişine bırakılmıştır? Seveni olduğu kadar nefret edeni de çok. Söylentiler, polemikler süredursun mozla ilgili, o yine samimi duygularıyla bizlere dur durak bilmeden albüm yapmaya devam ediyor ve daha çooook edeceğe benziyor.
*Velvet golmine filminde, Oscar Wilde bir uçan daire tarafından bir binanın girişine bırakılır. Burada anlatılmak istenen; Oscar Wilde’ın özel ve farklı olduğudur.
MIŞ MUŞ’LAR:
*Bugüne kadar Morrissey hakkında tam tamına onbir tane kitap yazılMIŞ.
*Morrissey üç tane kısa roman “The New York Dolls” (1981), “James Dean Is Not Dead” (1983), “Exit Smiling” (1998) yazMIŞ.
*Morrissey, 1970 sonrası çekilen hiçbir filmi izlemiyorMUŞ.
*Gömlek fetişisti olduğunu düşündüğüm Morrissey, sahneye hep smokinle çıkıyorMUŞ.
*Bugüne kadar kırkaltı The Smiths şarkısı, oniki Morrissey şarkısı coverlanMIŞ.
Subscribe to:
Posts (Atom)