3/25/10

masal

Kedi aradan çekilmiş üstüne de çizgi atmış, açmamak üzere bu konuyu kapamış. Kuşlar sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Mutlu son. Çiçekler böcekler.

3/6/10

Siyah yazi

07.03.2010



Kutlamalari ve tarihleri pek kale almam. Sevdiklerimin dogum gununu kutlamaya ozen gosteririm ama yine de.. Benim dogum gunumu kutlamazsa sayet sevdiklerim; pek umursamam. Kutlarlarsa da "dogum gunum" oldugu icin degil, "dogum gunumu hatirlayarak bana deger verdiklerini" bildigim icin sevinirim.. Zaten bir yil daha yaslanmanin nesini kutluyoruz ki? Ya da tercih sansimiz olmadan bu dunyaya gelisimizin neyini kutluyoruz?



Dogum gunlerinde tek sevdigim sey; yas pastalardir. Ya hediye? Severim tabii ki evet ama onmilyonyuzbun kisiyle kutlamayi hic sevmiyorum. Bi kere siradan opuseceksin falan, cok kotu ayy.. En nefret ettigim sey.



Bir de ev sahibesi oldugun icin bidi bidi yapmak zorundasin herkesle..



Neyse konu yine dagildi.. Kusura bakmayin kafam da zaten daginik biraz..



Benim en sevdigim dogum gunum hayatim boyunca hep ayni kalacak. Olumume kadar sadece o dogum gunum benim icin ozel. Acikcasi anlatip yine aglak moda sokmak istemiyorum kimseyi :)))



Kutlanan gunlerden cok "kutlaYAmadigimiz" gunler onemlidir benim icin..



Neyse beklenen ve beklenmeyen(!) gun geldi maalesef..



En nefret ettigim gun; 07 Mart



1 tane sigara yaktim.

3/1/10

Atlar sivilceler ve otobusler..

Bugun Ozlem'e "Cok mu kotu gozukuyorum?" dedim. O da "oglan cocuguna benziyorsun" dedi. Ben de "ha iyi o zaman dilencilere benzemiyorum yani" dedim. Al dedim ver dedim git dedim. Hagaden ciddi ciddi demistim dilenci diye cok nazik davrandi bana oglan cocuguna benziyorsun diyerek. Gerci belki kaslarimi hala aldiramadigim icin de olabilir. Ya ben takintiliyim bu konuda. Kasimi kendim alamiyorum, guzellik merkezine gidiyorum ve isin kotusu haftada bi gidiyorum. Kasim kotu alindiginda agladigimi bilirim sinirden yani o derece. Ayy yine uzattim durduramiyorum kendimi bi turlu. Neyse efenim su aralar halim berbat. 5 kilo aldim yuzumde sivilceler cikti bi suru hatta eski cikanlarinda hala izleri var yanaklarimda:( Gecenlerde tek gozum sisti falan eyyy cok kotu gozukuyorum . Yeterince benden igrendiniz mi?

Ondan sonracima disari ciktim tam taksi cagiracaktim ki ruhiye teyzenin(annemin teyzesi, sulalemizin en abaovvv'cusu ve "goster pipini bakim'cisi." ) lafini hatirladim:"kele ananizin karnindan taksiyle mi dogdunuz haspagalar?" Hah dedim degisiklik olsun bugun de param bana kalsin otobuse bineyim. Yaklasik 3 aydir taksiye biniyorum, her bindigimde 30 milyon bayiliyorum gidis-donus. Cok mu zenginim? Hayir. Yemiyorum icmiyorum ciplak geziyorum yine de rahatligimdan odun veremiyorum:/

Duraga gittim baktim kalabalik ama sira yok herkes kafasina gore takiliyor ondan kelli yillarin verdigi deneyimle otobusun tam duracagi yere ayagimi bastim veee win win win tam onumde durdu sofor amca. Allahtan yer vardi hemen cam kenarina oturdum.

Vee simdi macera basliyordu.. DIRI DIRI DIRI.. Gerildim kasildim eyvah dedim kim oturacak yanima "n'ooolur cocuklu biri oturmasin allam yareppim" derkeeen korktugum oldu ve yaklasik 3 yasindaki cocuguyla birlikte bir kadin oturdu yanima. Sonra gergin dakikalar devam etti tabii. "Allaaam n'oluuur cocuk aglamasin, n'oluur sacimla oynamasin vs vs." Ve yine bahtsiz Ozge kotu sansindan ve kaderinden kurtulamadi.. Cocuk ciyak ciyak aglamaya basladi. Ve adet degismedi ve kadin "aaa bak ablaya bak ne guzel ablasi ablasi" diye beni cocugunu susturmak icin alet etti:( (boyle durumlarda muhakkak aglayan cocuklu kadin yanindaki kisilere yonlendirir cocugunu susturmak icin) Hani polis amcalar almayacak mi teyze? Yapma etme gozunu seveyim. Bize kucukken polis amcalar gelip alacak bak seni derdi annemiz babamiz ya da seni copculere vericem derlerdi:( Zaman su gibi akip gidiyor hey gidi hey.. (Bu lafi yanlislikla olsa dahi diyeni kiniyor ve kucumsuyorum, baydi baydi yaratici ol biraz.)


Efenim bu deli acaba hangi konuya baglayacak anlattiklarini diyorsunuzdur belki icinizden. "Yooo demiyorum" Sus sen diyosun diyosun! Konumuz: Otobusler olmak uzere yer yer diger tasima araclarina da sicrayabilme olasiligina sahibim. Oyle iste birak daginik kalsin saclarin..


Yilmaz Erdogan ne demis: soguk ve sehirlerarasi otobuslerde vazgectim cocuk olmaktan.. Ayyy bak ben Yilmaz Erdogan'i hic sevmeem amaaa bu siiri guzel allah icin. De gittt manyak. Suraya otubuslu siir yazsam ki yazmam Erdogan'i mi koyacagim? Gugil sorc; otobus siir. Sonuclar:Yilmaz Erdogan-Yasayabilme Ihtimali, Yilmaz Erdogan sex kasedi(elbette yok yani yoktur herhalde) 2. sayfaya gec. Tey tey tey. Neyse efenim siir yazip sarabimi ictim muhabbetini otobus yolculuklarini anlatirken yapamiycam afeyleyin:/


Sehirlerarasi otobusle yolculugu ilginc gelebilir size ama cok severim. Hi tabii abidik firmalarin otobusleriyle degil:( Boyle yola bakcan falan hayal kuracaksin muzik dinleyeceksin dergi gazete okuyup ufff bit bit bitmiyo ya allah beni davul etmeye ne diye bindim otobuse diyeceksin ondan sonra gidecegin yere vardiginda bu sikici ve yorucu maceradan kurtulmanin verdigi mutlulukla extradan mutlu olacaksin. Yoksa bi numarasi yok vallahi, sanki gectigin yollar arizona yollari. Dag cakil arada sansliysan otlatilan hayvanlari falan gorursun. Ha tabii bir Ankarali olarak hala denizi gorunce sanki ilk kez deniz goren insan gibi "aaaa deniz deniz bak bak" diyip, mal mal camdan bakanlardanim. Bi keresinde ucak yolculugumda arkadasimla Istanbul'a giderken hic abartmamama ragmen "denize bak" dedim diye yanimdaki angut herif ciddi ciddi "ilk defa mi goruyorsunuz?" demisti. Buyuk yaradir hayatimdaki:(


Efenim sehirlerarasi yolculukta sansliysaniz otobus hinca hinc doluyken bos gidebilir veyahut benim gibi karatalihiniz varsa bilin ki bu sansiniz hic bir zaman olmayak ve yaniniza ya cocuklu bir kadin oturacak ya da cenebaz bir teyze. Hayir ben diyorum otubuslere " Bana kadin yani vermeseniz olmaz mi?" diye de bon bon bakiyorlar(noktali o) Vermiyorlar atkafalari. Hatta bos koltuk olmadiginda da vermiyorlar. Bayan yani diye bisi sanirim bi tek bizim memlekette var. Ben hic rastlamadim diger ulkelerde. Artik ilaveten belirtmeye dahi gerek yok, sana zaten istesende vermiyorlar erkek yani cemcuk agizlilar:(

Sayet cocuklu bir kadin oturduysa yaniniza maalesef yapacak bir sey yok. Onun icin henuz bir yol bulamadim. Ama her seyden bahseden geveze teyze oturduysa yapmaniz gerekenler;


1- Uyumusluk numarasi(Ki bu sehirici otobuslerde de cok ise yarayan bir taktikdir herkesin bildigi uzere)


2-Kadin bir sey sordugunda umursamaz bir tavirla kisacasi soguk nevale bir hale burunerek duz, kisa ve "bilmiyorum"lu cevap verin.


3-Kadin bir sey dediginde, sadece gulumseyin cevap vermeyin ve kafanizi cevirin. Mumkunse cam kenarindan bilet alin. Zaten koridor tarafinda gidenin akli yok bence, uyusan uyuyamazsin, uyudun diyelim kolun bacagin bi taraftan illa ki cikar ve hostesler carpip seni uyandirirlar falan da filan.. Benim en cok kullandigim yontemlerden biridir 3.su. Bizim karsimizda mesela deli bi kadin var. Apartmanin muhtari, evin kapisina geldiginde kapisini otomatik acmakla kalmiyor geldigimizi nasil hissediyorsa balkona cikiyor kadin. Bana ne zaman bisi dese gulumserim eheh derim salak salak ve kacarim yanindan. Super bir yontem. Bir sure sonra cevap vermeyecek nasil olsa mantigiyla bisi sormuyorlar=)


Sehirici otobus yolculuklarinda da bu yukarida saydigim yontemler uygulanmakla birlikte, bir de igrenclik yapma numarasi vardir ki bi cok "abii yaaaa bu hatun supeer oglummm"cular tarafindan kullanilir. Bir poset icine yag cart curt artik nasil inandirici oluyorsa ve bogurerek istifra numarasi. Bu yontemi kesinlikle tavsiye etmiyorum. Cunku ben kendim bile igrenirim be yaparken. Iyyy salak ergenler.


Yazima son verirken, yasli amca ve teyzelere yer verin her zaman icin diyorum ve saci beyazlamayan ve gidisi olmayanlara yer vermedigimi belirtmek istiyorum. Teyze git basimdan boyle gozlerini belerte belerte bakma bana oyle hic bosuna vallahi kalkmam daha sen 3 koca eskitirsin, kafayi don diger tarafa!


Not:Bugun kendi kendisine muavincilik oynayan yasli amca "ilerleyelim", "armada'ya geldik" gibi uyarilarda bulunarak ust uste gittigimiz otobuste hepimizin sinirini bozdu eyvallah ama amcaya "gerizekali aptal yaaa bunamis" diyen debile "en azindan onun bi nedeni var" diyip icimden atkafasi dedigim icin gururluyum. Biraz saygi ve hosgoru.


Not2:Feda olsun taksiye verdigim paralar! Bidaha otobuse falan binmem. Dolabim bos, giyecek fistanim, kicima don alacak param yok ama rahatim yerinde:/ Kitaplar ve taksiye verdigim paraya acimam. Ha bi de bugun kendime pantolon almaya cikip onun yerine aldigim gereksiz sabun, mum, renkli mum altiligi, kedi biblosu, anahtarlik, ivir, zivir ve ivir zivira da helali hos olsun. Olmasin ya biri beni durdursun yoksa aldigim kitap sayfalarindan, sabundan ve mumdan elbise yapmaya basliycam yakinda:(


Usuyoruz reis :((((((
Notcuk: Bu sefer otobuslu resmim yoktu ben de en yakin olani secip atli resmimi koydum evet ilgi cekmeye calisiyorum benleN ilgilenin, ihtiyacim var buna!!
**Adidas'a katkilarindan dolayi tesekkur ediyor ve selam yolluyoruz. Abi- reklam -para- giyerim-giysim yok:(

2/26/10

Özlüyorum.



Çok özledim..
Çok özlüyorum. Aklıma öyle süslü, fiyakalı kelimeler gelmiyor bu sefer. Her seferinde bu sayfayı açıp bekliyorum. Yazmak istiyorum içimi boşaltmak istiyorum ama olmuyor. Bakıp duruyorum sadece. Ne desem? Nasıl başlasam? Seni çok seviyorum mu desem? Sensiz çok yalnızım diye mi başlasam? Çok basitmiş gibi geliyor bana bu cümleler. Sanki haketmiyor o böyle basit bir dille yazılmış bir yazıyı diye düşünüyorum. Saçma evet ama ne bileyim öyle düşünüyorum işte.

Ama çok özledim diye yazıma başlamayı uygun gördüm. Çünkü aklıma ilk gelen şey; deli gibi özlediğim ve özlüyor olduğum. Hep içime attım sızılarımı, acılarımı. Kimseye belli etmemeye çalıştım. Neden? Özge çünkü güçlü biri. Ağlamamalı. Ağlarken kimse görmemeli. Takmamalı kafasına hiç bir şeyi. Eğer anlatırsam insanlar ''bak kendisini acındırıyor'' derler diye düşünüyorum bazen ya da ''yazık kıza ya'' diyecekler diye çekiniyorum. Hoş birincisini diyen de oldu.. :)

Bilemiyorum ben bir insanı üzdüğüm zaman ''aman salla ya'' diyemiyorum. Tanımasam bile. İçim bir türlü rahat etmiyor. Hatta haklı olsam bile. Karşımdaki insanın art-niyetsiz olduğuna kendimi inandırmaya çabalıyorum istemsiz bir şekilde. O yüzden hiç kindar olamadım hayatım boyunca..

Acaba diyorum ''o'' olmasaydı ben böyle olabilir miydim? Ben böyle vicdanlı, gururlu ve insanlara koşulsuz bir şekilde güvenini veren biri..

Bilemiyorum olur muydum, olmaz mıydım ama ''o'' öyleydi.

Hayatımda hiç unutamadığım kesitler var. Bir türlü gitmiyorlar aklımdan.
Küçükken annemin yatak odasında yatarken seslere uyandığım an mesela.. Feryatlar, çığlıklar.. O an anladım. Yastığa gömdüm yüzümü uyandığım belli olmasın diye. Kimse ağlamamı görmesin diye. Sonra komşumuz gelmişti odaya başımı okşamıştı ben uyumuşluk numarası yaparken. Bir iki gün sanırım bana söylemediler. Ama ben biliyordum babamın gittiğini ve bir daha dönmeyecek olduğunu. Küçükken de böyleydim işte.. Ağlamamak için tüm gücümle yüz kaslarımı kastığımı ve yutkunmamaya çalıştığım o anı unutamam.

Teyzem ve anneannem gelmişti memleketten. Onlar bizim odamızda kalıyordu. E tabii bize de gün doğmuştu, yemek odasındaki televizyonlu odadaki(babamın en sevdiği oda- ve bizim de) çekyatta yatacaktık televizyon izleyerek, şımaracaktık :) Sonra birden bire ev halkı ayaklandı. Babam tek gözünü açamıyordu. Açamadı bi türlü lanet olsun. Sanki açar birazdan gibi geliyordu bana ya da açabilir engel olabilir gibi geliyordu. Küçükken bayılınca insanların hiç bişiden haberdar olmadıklarına bi türlü inanmaz, etraftaki sesleri duymaları gerektiğine inanırdım. Sanki ben bayılırsam bir gün ayıldığımda hepsini hatırlayacakmışım gibi düşünürdüm. Onun gibi bir şey bu da. Açardı benim babam gözünü. O benim gözümde Tanrı gibiydi çünkü. Ne isterse o olurdu, onu yapardı. O benim gözümde Tanrıydı çünkü her gece yatın eşek sıpaları diye bizi yatağa kovalayıp uyuyor numarası yaptığımızı bildiği halde çaktırmadan yanağımızdan öpüp geceleri üstümüz açıldığında gelip üstümüzü örten biriydi. Benim beşiğimi bozup bana çalışma masası yapan biriydi. Bana eğriyi doğruyu terbiyeyi öğreten biriydi. ''Sokakta yemek yemeyin kızım aç olan çok insan var'' diyebilecek kadar vicdanlı biriydi. Bizi böyle yetiştirdi...

Annem babamı hastaneye götürmek istedi ama babam o kadar saygılı bir adamdı ki, pijamasını çıkarmak istedi, pantolonunu giydi iki dakikada. Sonra teyzem ben de geleyim dediğinde ''Hayır sen çocukların başında kal'' diye hala bizi düşünüyordu o durumda bile.. Onu son görüşüm o gün oldu işte..

Evdeki feryat sesler yükseldikçe korkuyordum. Ağıtlar yakılıyordu. Çığlık çığlığa, çok ürkütücüydü hâlâ aklıma geldikçe gerilirim. Zaten o günden sonra hiç bir cenaze evine ya da cenazeye gidemedim...

Memlekete gittik çünkü naaşının babasının yanına gömülmesini vasiyet etmişti. Adettir bizim oralarda ölü evine mezara götürülmeden önce naaş getirilir kefeniyle. Pencereden dışarı baktım. Çıkamadım ben. Öpemedim son bir kez. Sadece bembeyaz yüzünü gördüm ve ağladım. Sadece o gün ağladım.

Yeniyıla giriyorduk.. Babam biraz sert mizaçlı biriydi aslında pamuk gibi kalbi vardı ama ''baba''ydı. Hayatımda hiç onu dans ederken görmemiştim. Ama son yeni yılımızda yani iki ay önce falan kızlarıyla deli gibi dans etti. O görüntü bi türlü gitmiyor gözümün önünden.. Benim bütün çocukluk anılarımda babam var. Ayaklarım yardımıyla kapıya tırmanışımda beni omzuna aldığı, küçükken eve getirdiği ayda bir çikolatalı gofretler, her gün kreşe giderken annemin ona hazırladığı tavuklu sandviçi bana vermesi serviste, karşıdan karşıya geçerken kırmızı atkımı burnuma kapatıp egzoz gazlarından beni korumak için ''nefesini tut'' dediği anlar, kreşten çıktıktan sonra ''baba salıncak'' diye tutturmam ve her seferinde bıkmadan beni sallaması servis gelene kadar.. Bıyıklarıyla oynamam, hatta saclarını eciş bücüş yapıp emo yapmam babamı =) Okula gitmeden önce saçımı örmesini ve en önemlisi de geceleri saçımı okşayarak uyutması.. O gittikten sonra ne anneme ne ablama ne de sevgilime saçlarımı okşattım. Zaten onun gibi okşayamazdı ki kimse. Okşayamıyordu. Annem okşadığında ''ya sen babam gibi okşayamıyosun bırak'' diyip babama giderdim :) Her yerde o. Her anımda. Karşımda fotografı. Düşüncelerimde resmi. Ağladığım ya da üzüldüğüm zaman sadece babamın omzunu arıyorum. Küçükken ona anlatırdım üzüntümü sevincimi. Ona naz yapardım n'apayım. O gidince çok yalnız kaldım. Kimse dolduramıyor yokluğunu. Eh dünya fani böyle yaşamayı öğrenmemiz gerek. Herkes ölecek ölümlü dünya. Evet biliyorum bunları ama öyle olmuyor ki.. Bugün şöyle bir yazı gördüm: http://ff.im/gz621
Yazı çok güzel duygulandım ama en çok bu feeddeki aglea'nın dediği; ''çok özledim şimdi babamı. çok. 2 saat önce konuştuk halbuki. "kuzum" diye açtı telefonu.'' yorumunu görünce üzüldüm. O anda gözlerimden yaşlar akmaya başladı.. Kıskandım. İmrendim. Keşke bana da kuzum diyen boynuna sarılabileceğim bir babam olsa. Çok küçük yaşta veda etti bana. Tam ihtiyacımın olduğu dönemlerde.. Sadece çocukluk anılarımda kaldı babam. Bir insanın en çok özlediği zamanları.. Keşke keşke keşke eeeh evet ağlıyorum. Bu sefer içimi dökmek istedim paylaşmak istedim. Bir kere de yutkunmadan ''benim babam öldü'' demek istedim. Pencereye hâlâ bakıyorum =) Gelir belki diye hayal ederdim küçükken. Türk filmlerindeki gibi tıpkı=) Önceden de demiştim zaten bunu. Neyse.. Diyeceğim odur ki gelmeyeceğini biliyorum ama hâlâ bakıyorum pencereden..

Ölüm yıldönümüne yaklaşık bir hafta kaldı. Her yıl olduğu gibi evden kaçıp akşama kadar oyalanacak bir yer bulmalıyım kendime, kendimle baş başa kalabileceğim bir yer. Kuğulu Park olacak her zamanki gibi sanırım yine=) Küçük sümüklü çocukları izliycem. Anne ve babalarıyla etrafa verdikleri mutluluk tablosuyla kendimi tatmin edeceğim, babamı hatırlayıp iki damla göz yaşı döküp öyle anacağım.. Sen benim için Tanrısın. Sen benim her şeyimsin. Sen benim gözümde dünyanın en iyi babasısın. Bütün aşkların vadesi vardır.. Ben sana aşığım ve sadece sana aşık olacağım sonsuza kadar.

Not: Normal bir yazı, hayatın anlamı falan yok, allah belanı versin adaletin bu mu dünya isyanları da yok, salya sümük ağlatacak bir yazı değil basit alelade sadece beni salya sümük ağlatan bir yazı, zaten o yüzden ''normal'' oldu=)

2/14/10

My Loveeeeeee

26-46 yaşları arasında,
En az 1.75 boyunda,
Tercihen adonisli,
Tercihen esmer ya da kumral,
Sakal bıyık kombinasyonunu üzerinde başarıylaN taşıyabilen,
Gülünce yüzünde güller açan<3,
Gözlük takınca karizmatik olan,
Tercihen koç, yay burcu fakat ikizler ve balık burcu olmayan,
Okumuş, görmüş geçirmiş, kültürlü, asil,
Film izlemeyi çok seven,
Müzik dinlemeyi de çok seven,
xxx,
Arabası evi katı bir de tercihen yatı olan,
Dövmeli, sigara içen
Döşünde gılı olan,
Gaşlı gözlü olan tercihen burnu ve diğer organları da tam olan,
Bir beyleN sevgililer günümü geçirmeye talibim.

Adaylar:


Kalp kalp kalp <3




2/7/10

İlber, Celâl ve Mustafa

İlber Ortaylı: 1947 yılında Bregenz, Avusturya`da Stalin'in uygulamalarından ve sürgünden kaçan bir Kırım Tatarı ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Ankara'da tamamladı.1965'te Ankara Atatürk Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi(1968) ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Tarih bölümünü bitirdi.Viyana Üniversitesi'nde Slavistik ve Orientalistik okudu...

http://www.stargazete.com/politika/ilber-hoca-mhp-lilere-ders-anlatirken-costu-haber-242866.htm


A. M. Celâl Şengör: 24 Mart 1955’te İstanbul’da doğdu. 1973 yılında Robert Academy’yi bitirdi, 1978’de State University of New York at Albany’den jeolog olarak mezun oldu. 1979’da master, 1982’de de aynı üniversiteden doktora aldı. 1981’de İTÜ Maden Fakültesi, Genel Jeoloji kürsüsüne asistan oldu. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti’nin “Başkanlık Ödülü”nü, 1986’da TÜBİTAK’ın Bilim Ödülü’nü aldı. Aynı yıl İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında doçent oldu...

http://www.nethaber.com/Toplum/53641/Turbanin-serbest-birakilmasina-karsi-cikan-Prof-Celal

Mustafa Akaydın: 24 Nisan 1952 yılında doğdu.

İlk öğrenimini TED Ankara Koleji'nde, lise öğrenimini de Ankara Fen Lisesi'nde tamamladı. 1975 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1979 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden genel cerrahi uzmanlığını aldı. 1980 yılında görev aldığı Akdeniz Üniversitesi'nde 1982 yılında yardımcı doçent, 1984 yılında doçent ve 1992 yılında da profesör unvanını aldı. Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği kurucu üyesidir.

http://www.gencbilim.com/Haber/Akaydin-GATAyi-camiye-benzetti_61333.html

http://www.moralhaber.net/haber_detay.php?haber_id=71573

TSK ve postallarla pek bir sevişgen olan İlber Ortaylı'ya, Celâl Şengör'e , Mustafa Akaydın'a ve bu üç 'bilim adamı'nın tüm şu dediklerini hala fanatik bir şekilde savunup, ''bilim adamlığını eleştirmeyin yæææææ'' diyenlere sevgilerimi(!) gönderiyorum.

Yorum yapmaya bile ilk defa gerek duymuyorum.


1/21/10

Bat For Lashes


Sigara & Kahve + Bat For Lashes
Saat: 03.05. Bir yandan kahvemi yudumlarken, bir yandan sigaramdan bir nefes çekiyorum, yetmiyor bir nefes daha çekiyorum (Sigara sağlığa zararlıdır!). Playlistimde şu anda Bat For Lashes çalıyor. Beğendiğim ve tutuklu kaldığım şarkılardan ikişer üçer tane attım winampıma, araya serpiştirdim ki birkaç kez dinleyebileyim. Şarkıları dinlerken hayaller alemine dalıyorum. Kendimi kara filmlerin üstadı Lynch filmlerindeymişim gibi hissediyorum. Bilinmezliğe, anlamsızlığa ve gizeme doğru yol alıyorum. Adeta kendi zihnimde hapsoluyorum. Bir yandan üzülüyorum Natasha Khan’ın telkinsizlik hissiyatı veren şarkılarını dinlerken. Bir yandan da tekrar tekrar dinleme isteği uyandırıyor şarkılar bende. Evet evet ancak Lynch filmlerinde olabilir bunlar. Gizem, Karanlık… Lynch ‘’Gizemi ve bilinmeyeni severim; neler olup bittiğini bilemediğim için karanlık ortamları da severim’’ demişti ya hani? Bat For Lashes’ın vokali Natasha Khan da gizemi ve karanlığı seviyor olsa gerek.
Adım Adım
Bat For Lashes, Pakistan asıllı İngiliz şarkıcı, şarkı yazarı, multi – çalgıcı(gitar, piyano, davul, harp..), yetenekli kızımız Natasha Khan’ın bir projesi. Hemşirelik okulunda öğretmenlik yapıyordu. Öğretmenlik yaparken bir yandan da ilk albümü için çalışmalara başlamıştı. Parası yoktu ama hayalleri vardı. İlk single’ı Wizard’ı kendi olanaklarıyla plak formatında yayınladı. Daha sonrası çorap söküğü gibi gitti ve 2006’da ilk albümü Fur And Gold’u nihayetinde piyasaya sürdü.
Mercury’i Kazanamadı Ama Thom Yorke’u Kazandı!
O kadar başarılı bir albüm(dü) ki bu, insanlar yavaş yavaş farketmeye başladılar Khan’ı. İngiltere de sessiz kalmadı bu albüme. 2007’de İngiltere’nin en prestijli ‘’ Mercury Müzik Ödüllerine’’ aday gösterildi. Herkes kazanacak gözüyle bakıyordu, emindi onun bu ödülü kazanacağına ama sonucunda Klaxons kazandı. Mercury ödülleriyle kendini gösteren Khan, Radiohead’in aşmış insanı Thom Yorke’dan ve çokça karşılaştırıldığı aşmış insan Björk’den güzel tepkiler aldı. Hatta öyle ki, Thom Yorke, Horse And I şarkısının başındaki klavseni duyduğu an büyülendiğini itiraf edip, 2008 Avrupa turnesine kişisel olarak davet etti Bat For Lashes’ı. Thom Yorke’u da arkasına aldıktan sonra Khan’ı kim durdurabilirdiki artık?
O Sadece Natasha Khan, Bat For Lashes
Merdivenleri yavaş yavaş ve temkinli bir şekilde çıkıyor Bat For Lashes. Birçok isimle mukayese ediliyor, yarıştırılıyor. Björk, Kate Bush ,Tori Amos, Feist.. hatta Pat Benatar’a kadar gidiyor bu isimler. Bana sorarsanız eğer; Sad eyes’ta Feist, Sleep Alone’da Pat Benatar ve en çok sevdiğim, muazzam, ışıltılı parıltılı şarkısı What’s A Girl To Do’da Björk’e benziyor. Aslında demeye çalıştığım şey; Natasha Khan, Natasha Khan. Neyse en azından kendinin de bir röportajında ağzından kaçırdığı gibi Britney’e benzetilmiyor:p
Şaka ya da Şeker
Ürkütücü, tüyler ürpertici, üzücü, dramatik, lirik, epik, kadınsı, şehvetli, parıltılı ışıltılı, fantastik, mistik, kalbi kırık. Bat For Lashes’ın müziği işte tam olarak bu saydıklarım. Aslında bu sıfatlar Bat For Lashes’ın müziği kadar Natasha Khan için de geçerli. Öyle biri ki, tıpkı cadılar bayranında tavşan kostümünü giyip kapı kapı gezerek ‘’şaka ya da şeker’’ diyen çocuklar gibi...Ve Bat For Lashes şimdi ikinci albümü Two Suns’la karşımızda, ben de kalite kontrolde naçizane kritiğimle karşınızda olacağım. Kabuslu rüyalar diliyorum.



Kalite Kontrol (Fur And Gold)

Natasha Khan yeni bir albüm çıkarmış. (Tanıyamayanlar için; sahne ismiyle Bat For Lashes.) İlk albümü Fur And Gold’dan sonra yeni albümünün ismini Two Suns koymuş. Hah burada bir duralım ve incelememize albümün isminden başlayalım. Albümünün ismini Two Suns koymuş. Çünkü; albüm, dualizmi yani ; Natasha ve alter egosu Pearl’ün birbirleriyle mücadelesini anlatıyor. Efendim dergiye yazmaya başladığımdan beri bütün deliler beni buluyor diyordum ve sağolsun Khan ablamız da beni utandırmadı:) Bat
For Lashes’ın ilk albümünü bendeniz çok sevmiştim lakin bu albümü ilk dinlediğimde, Fur And Gold’u ilk dinlediğimde hissettiğim etkileri hissedemedim. Amaaaa ikinci kez dinlediğimde albüme daha bir kanım kaynadı.Üçüncü kez dinlediğimde ‘’Dur şu şarkıyı bir daha dinleyim’’ dedim ve ondan sonraki dinlemelerimde bu albümün ilk albümden ‘’daha’’ iyi olduğu kanısına vardım. Biraz zaman isteyen bir albüm. Two Suns’ın (ismindeki benzerlikten de anlaşılacağı gibi), içeriğini ve konusunu en iyi anlatan Two Planets şarkısı. Bu şarkıda, varolan tüm zıtlıkları ve bu zıtlıkların ancak birbirleriyle varolabileceğini epik bir masalla anlatıyor Natasha Khan. Diğer albümüne göre daha deneysel, yenilikçi ve sözlerine daha odaklanılması gereken bir albüm. ‘’Daniel’’ şarkısı, elektro - popa yakın olması özelliğiyle diğer şarkılardan biraz daha farklı. Albümün çıkış şarkısına ismini veren Daniel, bizim karate çocuk Daniel LaRusso’nun da ta kendisi. Hatta öyle ki; Natasha Khan’ın, Daniel single’ının kapağında sırtına resmedilmiş bir karate kid var. ‘’Siren Song’’ şarkısında ise alter egosu Pearl’den bahsediyor. Hatta Pearl’ün nasıl göründüğü hakkında da bazı ipuçları veriyor. Bu şarkıda Pearl’le bi nevi konuşmalarını, içindeki iyilik ve kötülüğün çekişmesini yükselip alçalan kalp ritimleri eşliğinde dinliyoruz. Albümün bütününde bas, perküsyon ve vokal ön planda tutulmuş. Albümün en güzel ve son şarkısı The Big Sleep’te büyük isim Scott Walker eşlik ediyor Khan’a. Şarkıda geçen ‘’bu bir vedadır’’ sözleriyle albüme de veda ediyoruz. Doktor tavsiyesi olarak bu oldukça karanlık ve huzursuz ama çok başarılı, sevilesi albümü bir akşam bir de gece yarısı aç karına dinlemenizi öneririm. Sağlığınız açısından sabahleyin sakın ama sakın dinlemeyin derim zira intihar etkisi yaratabilecek kadar güçlü bir albüm olmuş :)
Not:4/6

Not: Puanım değişti mi bu yazıyı yazdığım günden beri? Hayır!:)
(Bu yazımı redro'ya armağan ediyorum, onun için gelsin.. :)
***Gelecek kritiğim Vampire Weekend için olacak, beklemede kalın, dergi çıktığında buraya da aktaracağım :)