12/22/09

Uzun cümlelerimin nedeni ve sihirli değnek..


Söyleyeceklerimi ya da duygularımı ifade etmekte şu sıralar çok zorlanıyorum.. Kafamın içinde bir türlü toparlanamayan düşünceler var.. Birisini yakalamaya çalışırken ötekini kaybediyorum. Bir yandan duygularım da düşüncelerimi kovalıyor ve bazen arsızca kovuyor. Ya da tam tersi.. Mantığımla duygularımın arasındaki iletişimsizlik ve yer yer oluşan düşmanlığı bitirmek için adeta kendi kendimin elçisi oldum. Onları kaybetmek ve bulmak arasında gidip geliyorum. En önemlisi de düşünce ve duygularımın peşinden koşarken çok yoruluyorum. Bazen ''boşver Özge'' diyorum kendi kendime ama mantıksal Özge boşverse bile, duygusal Özge boşveremiyor. Bu yüzden duygular düşmanım oldu. Düşmana karşı direnip ayakta kalabilmek için, duygularımı dışarıya göstermiyor, gizli gizli saklıyorum onları kendi içimde. Ve içimde biriken duygular birikiyor birikiyor, biriktikçe düşmanla başedebilme kabiliyetim daha da azalıyor ve yine savaş ve yine başa dönüyorum.. İşte bu savaştır aslında benim anlatamadığım fakat anlatmak istediğim, anlatmaya çalıştığım bir türlü sonu gelmeyen kurduğum uzun cümlelerimin nedeni.. ''Dünyanın dişleri vardı ve canı ne zaman istese ısırabilirdi seni'' Dünyanın dişleri mi yoksa benim dişlerim mi beni ısıran?

Psikologlar hep aynı soruyu sorar ya hani: ''Elinde sihirli bir değnek olsa değiştirmek istediğin ne olurdu kendinle ya da kendi hayatınla ilgili?'' diye.. Geçen gün bana psikologum bu soruyu sorduğunda: ''Natalie Portman'la yer değiştirmek istiyorum ama boyum daha uzun olsun lütfen'' dedim. Dünya için ise; barış ve Afrika'daki çocuklara eğitim ve yemek götürülsün istiyorum. Unutmadan bir de hayvanları da unutmayalım değil mi? Onlara da barınak falan.. Sanırım 1.80'lik Natalie Portman olursam güzellik yarışmasında bu cevaplarımla birinci olabilirim :)

Şaka bir yana cidden Natalie cevabını verdim. Psikolog şaşkın bir şekilde yüzüme baktı. Sanırım onunla dalga geçtiğimi düşündü oysa ki espri yapıyordum. Tıpkı gülümseyen yüzümün ardında sakladığım kırık kalbim gibi. Acı çekmeye sanırım bağışıklık kazandım öyle ki kendi acılarımla dalga geçer hale geldim. Gülerken gözlerimdeki o hüzün daha da belli oluyor. Çünkü mutlu olduğum anlarda mutsuzluğum geliyor aklıma hep.

Kaç yüzüm var benim?

''içimde ve dışımda denizler sakin,
herşeyin kumandanı ben...
fakat, inanmayın bana,
lütfen!..
herşey dışta düzgün ve cilalı,
hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
o maske!..
altta ne güven, ne de rahatlık...
altta,
karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
gerçek ben!..
ama saklarım bu gerçeği savunuculukla
kimsenin bilmesini istemem
zayıf taraflarımı düşündükçe,
titrer ve sararırım...
ve başkaları görürse iç dünyamı...
gerçek beni ve yalnızlığımı!
işte, maskelerimi onun için takarım...''

Keşke şu üstteki satırları ben yazabilseydim.. Keşke Nick Cave'in aşık olduğu kadınlardan biri ben olabilseydim. Keşke Mata Hari gibi ölüme giderken gözlerimi bağlatmayacak kadar cesaretli ve soğukkanlı olabilseydim. Keşkeler keşkeler.. O kadar çok keşke var ki. Ah be doktor bey hangi birisini söyleyeyim sana? Hayır doktor bey, kendimle ya da hayatımla ilgili değiştirmek istediğim bir şey yok. Hatta sihirli değnek de istemiyorum.. Sihirli değneğimle kendimi değiştirirsem ben ben olamam ki. Maskelerimi kaybederim. Onlarsız yapamam ben.. Maskelerim olmazsa eğer, maskelerimi takmama gerek olmadığını hissettiğim birini bulamam. Ve yapayalnız ölürüm. Yalnızlık nasıldır bilir misin doktor bey? Seni seven ve sana değer veren onca insan varken, kendini yalnız hissetmek nasıl bir histir bilir misin? Bilme..

Ama şimdi bir kumsalda deniz kenarında tek başıma olmak isterdim bak.. Ellerim kumda, ayaklarım denizin kenarında.. Bir yandan da Brett Anderson'ın şarkısı çalsın. Olma mı?
*Evet o resimdeki görünmeyen şahıs benim =)

12/21/09

Sylvia Plath'e şarkı..

BAYAN LAZARUS

İşte yine yaptım
Her on yılda bir
Böyle bir tane beceririm

Bir tür ayaklı mucize, tenim
Bir Nazi lamba siperliği kadar parlak,

Sağ ayağım

Tüy kadar hafif
Yüzüm ifadesiz, incecik
Yahudi kumaşından
.

Çözün kundağı
Ah, sevgili düşmanım.
Korkutuyor muyum? -

Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?
Acı nefesi
Ertesi gün yok olacak.

Yakında, çok yakında
Vahim bir öldür gücü
Evimde, etimde olacak

Ve ben işte gülümseyen bir kadın.
Daha sadece otuzunda.

Ve kedi gibi dokuz canlıyım.

Bu Üçüncü Sefer.
Ne lüzumsuzluk
On yılda bir imha.

Bu ne çok iplik.
Çekirdek yiyen kalabalık
İtişir içeri görmek için

Ellerimi ayaklarımı çözmelerini -
Muhteşem soyunmalar.
Baylar, bayanlar

Bunlar ellerim benim,
Bunlar dizlerim.
Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,

Ben de onlardandım, tek tip kadın işte
İlk seferinde on yaşındaydım.
Kazaydı.

İkinci seferinde istedim
Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi.
Üstüstüme kapaklandım.

Tıpkı bir midye gibi.
Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları
Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan
Solucanları

Ölmek
Bir sanattır, herşey gibi.
Özellikle iyi yaparım.

Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.
Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.
Sanki gider gibi bir davete.

Bunu yapmak çok kolay bir hücrede
Ölmek ve kımıldamamak
Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi

Güneşli bir günde geri gel
Aynı yere, aynı yüze, zalim
Eğlenen çığrışlara:

'Mucize!'
İşte bu yere yıkar beni.
Ama bir bedeli var.

Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.
Kalbimi dinlemenin ----
Hakikaten çalışıyor.

Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.
Bir sözün, veya bir dokunuşun.
Ya da biraz kanımı akıtmanın.

Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın.
Eee, Herr Doktor.
Eee, Herr Düşman.

Sizin eserinizim ben,
Paha biçilmez,
Altın topu bebeğinizim

Bir çığlığa eriyen
Dönüyorum ve yanıyorum.
Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.

Kül, kül -
Külü eşele bak.
Etten kemikten eser yok----

Bir kalıp sabun
Bir nişan yüzüğü
Altın bir diş.

Herr Tanrı, Herr Şeytan
Savulun
Savulun.

Küllerin arasından
Doğrulurum kızıl saçlarımla
Ve çıtır çıtır adam yerim.

Sylvia PLATH

Çeviren : Enis AKIN


Emilie Autumn - The Art Of Suicide

*Bu şarkıyı dünyanın en yürekli ve gururlu kadını Bayan Lazarus, Sylvia Plath'a armağan ediyorum. Onu sadece filmden tanıyanlar o kadar yanlış tanıyorlar ki.. Bırakın filmi, eserlerini, günlüğünü okusanız bile anlamanız o kadar zor ki, çünkü o gerçek bir şair ve yazardı. Hayatım boyunca anlamaya çalışacağım onu.

Plath'tan sonra intihar eden Sylvia'nın ölümcül sıska Marilyn Monroe’su ve gerçek düşmanı;

Assia Wevill

.. Ona da armağan olsun...

"Neden yazı yazdığımı mı soruyorsunuz bana? Zevk mi alıyorum? Değer mi? Peki para kazandırır mı? Öyleyse bir nedeni var mı? yazıyorum çünkü içimde susturamadığım bir ses var..."

#yüzyılınbitkisi Canan Arıtman



ŞU LİNKİ VERMEDEN DURAMADIM. EY CANAN ARITMAN SEN DE BİTKİSİN. HEM DE YÜZYILIN BİTKİSİ.

Yozdil (Kendisi gibi başlığım da ''sade'' olsun istedim)

İlk önce şunu söylemek isterim ki Okan Bayülgen'in programını Ahmet Hakan gibi televizyonun önünden geçerken izlemiyorum. Hatta ben izdivaç programlarını da izliyorum bazen. Hem gündeme dair neler olup bitiyor takip etmek ve eleştirmek hoşuma gidiyor hem de izlerken eğleniyorum ve gülüyorum. Yalnız magazin haberlerini sadece internet üzerinden takip ediyorum. Onları televizyondan takip etmeyi sevmiyorum. Zira pek hoşuma gitmiyor, sesini özellikle değiştiren abilerin ''şok şok şok kim kiminle kimin bmw'sinde yakalandı'' buğulanmış görüntülerini salaklara anlatır gibi alt yazı eşliğinde izlemek. Hoş artık magazin sitelerinin ve gazetelerin de bu konuda onlardan eksik kalır yanı kalmadı. Filmlerde ya da dizilerde olan şeylere bile sanki gerçekmiş gibi manşet olarak başlık atıyorlar. Sanırım bu konuda en çok Hürriyet Gazetesi'ni eleştirebilirim. Kaldı ki sadece magazinde değil; spor, gündem, siyaset, yaşam ve benzeri her konularda da bunu yapabiliyorlar. Bazen kendi kendime ''yahu şu gazeteye beni işe alsalar yazık, acıyorum'' diyorum. Ya da 'bu editorlere bu kadar para vermelerine' içim acıyor, canım yanıyor. Sonra kendi kendime diyorum ki; ''Hürriyet'in tek eksiği bu değil ki?'' Sinirlerinizin bozulması için her gün Hürriyet okuyun, çok işe yarar! Beni tanıyanlar en çok Yılmaz Özdil'e küfrettiğimi bilirler. Hatta bazen çıldırıyorum ''yahu bu adam boşu boşuna niye para kazanıyor'' diye.. Türkiye'de bir Yılmaz Özdil fanlığı durumu var. Tv'de magazin programlarını 24 saat izleyen fanlara benzetiyorum aslında bunu ben. Yılmaz Özdil, sürekli yazılarında(şiirlerinde) ''Atatürk'ün izindeyim'' mesajını verip, Ak parti'ye yerli yersiz küfrediyor ya hah işte bu bizim bilinçsiz ve siyasetten anlamayan halkımızın çok hoşuna gidiyor. Yani bir nebze halkın nabzına göre şerbet veriyor Yılmaz ağabey. Bir de bizim halkımız bilirsiniz uzun yazıları sevmezler, okuma alışkanlığımız pek yoktur.(Bu yüzden Yılmaz Özdil fanlarının benim yazılarımı okuyamayağını ve bana saldıramayacağını biliyorum:p) Yılmaz bey, iki kelime bir ''enter'' şeklinde yazınca, Türk'lerin pek hoşuna gidiyor. Fena mı? Okuması kolay falan.. Savunmaya gelince ise söyledikleri tek bir şey var: ''Önemli olan yazının uzunluğu değil, içeriği'' Başka cevapları yok savunmak için. İyi de bu gazetecilik değil ki? Sen orada şiir köşesi yapmıyorsun? Sonra cevap verince susup pusuyorlar. Çünkü; siyasetten anlamayan insanlar, daha ne demek istediğini bile anlayamayıp Yılmaz ağabeyin ağdalı laflarına tav oluyorlar. Şimdi size bir şey söyleyeyim.. Bakın bir gün deney yapalım.. Yılmaz ağabey'in kaleminden aktarmış gibi saçma sapan(ki zaten saçma sapan şeyler söylüyor) anlamı dahi olmayan cümleleri iki kelime bir ''enter'' şeklinde yazalım. ''Off çok güzel yazmış Yılmaz Özdil'' demezlerse benim adım Özge değil, bu derece eminim yani :) Çünkü o da farkında, ''Ne yapsam satar teeey'' havalarında, emek vermeden yapıyor işini. İş?
Neden Yılmaz Özdil?
Çünkü;
1) Sözde ya da sözde olmayan sol kesimin kafasında varolan tek şey: İktidardaki Ak parti kötü pis kaka'dır.
2) Chp gibi Atatürk'ün yolunda ve izinde giden muhteşem bir parti var(cggdfdsafwf error verdim kusura bakmayın:) Ve Yılmaz onları hep korur kollar.
Sanıyor musunuz ki Ak parti değil de başka bir parti olsaydı iktidarda, Yılmaz ağabey onlara da bok atmazdı? Hayır yine atar. Çünkü adam çözmüş Türk halkının ne istediğini, Türkiye'deki insanların çoğunun kendini kültürlü sanan cahillerden oluştuğunu ki bu cahil insanlardan daha tehlikeli ve Yılmaz için daha ''kazanç''lıdır.
En kolay yol sürekli ''eleştirmek''tir çünkü.
Televizyondaki magazin programlarını 24 saat takip eden fanlarla Yılmaz Özdil fanlarının benzer yönü ise; bilinçsiz, önüne ne konulursa yiyen ve eleştirilen herhangi bir sanatçıdan tatmin olması durumu. Hani Okan'ın yaptığı gibi aynı.. Neden seviyor Türk halkı Okan Bayülgen'i? Çünkü: ''Ben sizi anlıyorum, ben sizdenim'' mesajı veriyor insanlara, medya arkasında 'celebrity'leri eleştirirken. Fakat konuk olarak aldığında o insanları nedense birdenbire misafirperver kesiliyor. Yılmaz Özdil dönekliği gibi tıpkı. Yılmaz da bir ay önce a deyip, bir ay sonra b diyebiliyor. Neden? İşine öyle geliyor çünkü. Ve benim saf halkımın popüler kültürün etkisi nedeniyle hafızası maalesef pek iyi olmadığından, bunları hatırlayamıyor bile. İşte buradan da anlıyoruz ki Yılmaz Bey popülist bir yazardır. En provokatif yazılara, en kaba üsluba, en 'kahve ağzına' sahip ''gazeteci''dir. Bir şey yazmaz aslında sadece reytinglere ve halka oynar yazılarında. Dediğim gibi genellikle ilkokul düzeyinde yazar. Kendini tekerrür eder, 'amacı' tamamen farklıdır.
Cem Uzan'ı, Genç Parti'yi, Star Gazetesinde ve bilumum yerlerde zamanında ''para'' için desteklediğini bilen, geçmişini de iyi araştıran insanlar belki daha iyi anlarlar ''amaç farklılığını'' Yılmaz ağabeyin. Demiştim bir yerde, yine diyorum. Yılmaz Özdil'in yazdıklarını benim küçük kuzenim de yazar hem de tuvalette yazar. Eğer bu kadar ahey ahey halay modundaysanız, halkın arasına inen birisinin varlığını seviyorsanız, bir kahveye gidin inanın orada daha mantıklı şeyler duyarsınız. Hem de üslubuna, raconuna uygun olur. Ya da arkadaşlarınızla çağrışım oyunu falan oynayın, Yılmaz Özdil'in çizgisini başarıyla yakalarsınız.

“Ne Anayasa Mahkemesi çözebilir bu işi, ne savcı, ne polis, ne de bana göre işlevini yitirmiş olan Meclis...” diyebilmiş bir 'adam'

Tabii yaaa büyük ordumuz sen çok yaşa şak şak şak

Yarınki yazısı için alternatif:

ot
***
bok
****
akp gebersin
****
çağdaş şehir izmir
*****
teröristler gebersin
********
analar ağlamasın
******
vay benim vatandaşım
******
Valla, kendim yazıyorum diye söylemiyorum ama, güzel yazı oldu galiba... Elime sağlık yani. (Bunu cidden demişti ya şaka gibi.. )

*Onur Öymen gibi yüzyılın bitkisine de hümanist, beyefendi, kibar, karıncayı incitmez bir diplomat demişliği vardır kendisinin. E daha ne diyeyim?


Not: Bu sade yazımla Yılmaz Özdil'e rakip olabileceğimi düşünüyorum. Başlıklara da hem gülücük falan koyabilirim ya da *_* daha atraksiyonlu smileylar yapabilirim. Beni de işe alın!!! Hem Ahmet Hakan gibi magazine de el atabilirim!!!

12/19/09

Artık rahat bırakın aşkı ve cinselliği!

Uzun zamandır hep aynı soruyla karşılaşıyorum, depresyonda olduğumu söylediğim zaman.
Efenim sorulan soru şu: Sevgilinden mi ayrıldın?

Örneğin bir keresinde twitter'da kanalbilmemnede şu program var diye tweetlemiştim. Ardındanda ''Ve bitti'' yazmıştım..
Anında on tane direct message geldi. Ne bitti? N'oldu? vs..

Açıklıyorum: Program bitti.

Bu toplumun bana kalırsa iki tane hassas olduğu konu var.
1. Aşk
2.Cinsellik

Aşk..
Her depresyonda olan insan aşk acısı çekiyor demek değildir. Hele ki hayatta insanın başına gelen en kötü şey; aşk acısı hiç değildir. Aşkına karşılık alamamak, aldatılmak vs 'aşık olduğun zaman' en kötü acı olabilir ama geçer ve biter.. Bazı şeyler vardır hayat boyu unutamazsın. Ölüm, insanın en güvendiği ve değer verdiği dostundan tabiri caizse kazık yemesi.. böyle devam eder bu. Yani daha ciddi acılar da va aşk acısından. Peşini bırakmayan, bir türlü unutamadığın, seni allak bullak eden..

Aşk; tutkudur. O ana kadar hiç şiir yazmayan adama bile şiirler yazdırır sevdiceğiyle ilgili. Öyle ki insan ''eğer bir gün 'o' giderse, biterse bu ilişki, ben yaşayamam'' bile diyebilir. Gururlu bir insanı gurursuzlaştıran tek şey belki de aşktır. Ben çok gururlu bir kadınım. Dezavantaj bu benim için belki de ama öyleyim. Ama kendimi kaybettiğim dönemlerim oldu, beni gururumdan eden tek şey; aşk idi.. Amma velakin zaman geçtikçe insan büyüyor, duygularını da kontrol etmesini öğreniyor. Hoş büyüyemeyenler de var hala.. Paranoyak erkekler, paranoyak kadınlar.. En çok karşılaştığım vaka bu sanırım :)
Ben duygusuz bir kadın değilim. Dışarıdan soğuk gözükebilirim, her şeye espriyle yaklaşırım, tarzım budur fakat sadece ''kendimi korumasını öğrendim'' hayatta kalabilmek ve incinmemek adına..

Daha yaşım çok genç olmasına rağmen, bir çok şey yaşadım. Bunlar için ''keşke hiç yaşamasaydım'' demiyorum ama hiç. Örneğin; üç defa evli olduğunu saklayıp bana farklı şekilde yaklaşan adam oldu hayatımda. Bir kadın adamın evli olduğunu bile bile ilişki yaşayabilir, duygusal anlamda bir şeyler besleyebilir bu konu hakkında yorum yapmayacağım(o durumu bilmeden değerlendirmeler yapmak ya da insanları yaftalamak beni aşar) fakat saklanarak veya kandırmaya yönelik yapılan bir şey, o insanın insanlığını, vicdanını sorgulamama neden olur. Dördüncüsünde de ilk ikisinde yaptığım gibi temkinli yaklaştım ve kendimi korumayı başarabildim. O yüzden yaşadığım bütün ismi konmamış ya da konmuş ilişkilerimden pişman değilim. Eğer hayat laylaylom şeklinde olsaydım, çok kötü durumda olurdum şimdi.

Hep şunu örnek veririm aşk konusunda:
Nazım Hikmet'in en büyük aşkı Piraye'ydi. 15 yıl boyunca hapiste Piraye ile mektuplaştı. Hatta; "Çıkarsam ve sana kavuşursam, bu öyle dayanılmaz bir saadet olacak ki, gebereceğim diye korkuyorum" demişti bir mektubunda.. Ve hapisten çıktı.. N'oldu? Bitti büyük aşk. Nazım başka birine aşık olmuştu. Ve sonra, başka biri...

Demek istediğim şu: Unutamam dediğiniz bütün aşk acıları unutulur..

Ha bu arada, Aşk acısı çekmiyorum=) Ve insan her döneminde illa bir ilişki yaşayacak ya da birinden hoşlanacak diye bir kaide de yok arkadaşlar.

Cinsellik..
Bir gün friendfeed'de bir feed açmıştı birisi, tam olarak hatırlayamıyorum ama özet olarak feed'in konusu şu idi: Lezbiyenlik hastalıktır..
Bu konuyu tartışmayı bile lüzumsuz görüyorum fakat dayanamayıp bir kaç şey söylemiştim orada bu konuyla ilgili. Sonra yorumlar ilerledikçe karşılaştığım manzara beni şoka uğrattı.. Aman tanrım daha lezbiyen, homoseksuel, gay tanımlarını bilmeyen insanlar bu konu hakkında kesin hükümler vererek yorum yapıyordu.. Sonra hepsini teker teker açıklayarak daha fazla dayanamayacağımı anlayıp yorumlarıma son verdim.
Sonra bir gün şöyle bir feed açtım:
''Gel sevişelim dese sevişeceğim tek kadın Scarlett sanırım. Umarım gugıl'da ismimi aratınca bu feed çıkmaz direkt. Hain gugıl ff'deki en abidik feedlerimi çıkarıyor arama sonuçlarında:/''
Sonra toplum değerleri vah vah yazık vs gibi yorum yapanlar oldu. Ya da kafalarında 3'lü fanteziler kurup, bunu terbiye sınırlarını aşarak söyleyen insanlar oldu. Ve en çok yorum aldığım feed bu feed'di sanırım. Bakın, inceleyin en çok yorum yapılan konular ya ''aşk'' temalı olanlar ya da ''cinsellik'' ile ilgili olanlardır. Neden? Çünkü; toplumumuzdaki insanlar hala bu konularda bastırılmış duyguların esirleri. Kimisi kendi cinsel kimliğini kabullenememenin ezikliğiyle saldırılarda bulunuyor, kimisi ise hayattaki başına gelebilecek en kötü şeyin, 'aşk acısı' olduğuna inanıyor. Ve bunların temelinde de her zamanki gibi eğitimsizlik ya da 'kendini bir şekilde geliştirememe' yatıyor. Bir espri yapıldığında dahi, insanlar ''ciddi'' olarak algılayabiliyor. Neden? Çünkü; toplum olarak o kadar ''alıngan'' olmuşuz ki. Neden? Çünkü; kendimize güvenmiyoruz. Neden? Çünkü; bilmiyoruz.. Bilmeden konuşuyoruz..

Yazıma son verirken iki tane şarkı paylaşmak istiyorum sizinle..
Pamela Spance - Şuna da Bak
Vitamin - Aşkın Gözyaşları
Evet çok duygusal bir kadınım ben! Haha (:

Not:Söylemeyi unutmuşum.. Geçenlerde last fm'ime bir mesaj geldi... Hatunun biri yeni hesap açmış, açtığı anda bana mesaj atmış.
Mesaj şu idi: Tamar - Zede
Okudum ve ? oldum. Sonra biraz düşününce ne olduğunu anladım. Meğer hanımkızımız kendi kafasında benim çok sevdiğim arkadaşım Hakan Tamar'ın ''zede'' si olduğumu düşünmüş, Hakan'ın shoutbox'ına iki ay önce attığım mesajdan dolayı. Ve bloguma girip depresyon yazımı görmüş, kendi kafasında bu ikisini birleştirmiş..
E be kızım e be kızım yani ne diyeyim ben sana şimdi?
Üç dört gün önce de bir arkadaşımdan hoşlanan hanımkızımız aralarının bozulunca tesadüf benim bloguma rastlamış benim yine ''depresyon'' yazımı okuyunca kendi hoşlandığı çocuğa aşık olduğumu düşünmüş.
Ben de kendimi adeta magazin habercilerine kameralar önünde bir basın açıklaması yapma ihtiyacı duydum:p
Sevgili kadınlar, biraz gurur yahu. Bu kadar kıskanç ve paranoyak olmaya lüzum yok. Özgüveni olmayan bir kadını erkek olsam istemezdim!

*Cinselliği şaka ya da ciddi insanlar önünde ya da arkasında konuşanlara değil, konuşanlara saçma sapan tepkiler verenlere şaşırıyorum ben. Lütfen ''özel'' olmalı mantığından kurtulun artık. Kime göre özel? İstemiyorsanız okumazsınız.




12/17/09

2009 Friendfeed En'leri =)

FF'nin
1)En yardımsever kişi: Alev

2)En çok like atan kişiler: MrKoray ve Ramazan Çekiç

3)En seksi kadın: PuCCa

4)En yakışıklı zeki sorosçusu: Arthur Cravan(Rakibi yok! :p)

5)En sorosçu erkek: Saldıray

6)En sorosçu kadın: -

7)En yeni tanıyıpta kanımın ısındığı kişi: -

8)En mütevazı kişi: Selçuk Erdem

9)En güzel fotograf gönderen kişi: Redrospect

10)En güzel avatara sahip olan kişiler: Jormungand, M. Serdar Kuzuloğlu, Üstün Üzüm, Burce, ilya(eski resim), Erdal Kaplanseren(eski resim), hafif abi, aethewulf, Barış Mert Gezer, Arthur Cravan, Akay Perker, Sokoprens, eva

11)En tatlı, iyilik meleği insan: Zeynep Mengi

12)En feedlerini okumaktan zevk aldığım ve takip ettiğim kişiler:Arthur Cravan, 5 Posta, Shere Khan, Jormungand, zajebiscie, M. Serdar Kuzuloglu, s1m0ne, Hasan Yalcin, hbba, Ozgur Demir, Özer Dölekoğlu(kesinlikle!:)

13)En deli: Delininbiri

14)En fırlaması: Meriç(Sürekli ismini değiştirdiği için ben ona kısaca ''Meriç'' diyorum:p)

15)En sabırlısı: aethewulf

16)En twitterı güzel kullanan kişiler: Erhan Kayakuş, Sami Hazinses

17)En çok gezen kişi: Kutup Zencisi

18)En sinir olduğum kişiler: Hazır mısınız? :P Sebnem Yaldızlı(hatırlamıyorum öyle miydi?), Deryavanderbilmemne

19)En güzel youtube kullanan kişi: Birinci ben:p İkinci Emre Yılmaz

20)En güzel çifti: Alev ve Erkin

21)En starwars'u: Özgür Duru ve Hasan Yalçın

22)En fanı olduğum kişi: -

23)En uzun ve dolu konuşanı: aethewulf

24)En her boku bilen adamı: Hbba

25)En güzel nicknameliler: ruhöküzü, pudra, 5 Posta, 3delikedi, eva, biyolokum, siminya, ucanpastırma, taşınabilirpsikolog, birfincankahveicin1penny, barfilozofu

26)En futbol manyağı: El burrito, Özgür Yaman, Zoban

27)En çok içenleri: Milena, Nif

28)En bitkisi: Sevcan Yıldız

İşte en önemli 3 maddeye geldik!!!

29)En film zevkine güvendigim kişiler: Üstün Üzüm, Onur Cengiz, Aycan Çevik, Deniz Gür

30)En müzik zevkine güvendigim kişiler: Okan Vardarova, Erhan Kayakuş, Tolga D., Sami Hazinses, Aycan Çevik, Deniz Gür, Arthur Cravan, Yagız ve tabii ki erkan :)

31)En karizmatik erkeği.. Veee oscar goeees tooooo : Arthur Cravan, Üstün Üzüm, Özgür Yaman
(Avatara göre söylenmemiştir. Ben bu yakışıklı karizmatik erkeklerin birsürü resmini gördüm :)

(Resmini bana bi türlü göstertmeyen erkan da çok karizmatik geliyor bana resmini görmedigim halde ama somut verilere dayanarak yaptım bu çalışmayı:P)

Not:Unutmuş olabileceğim isimler var ya da görmediğim ya da tanımadıgım o yüzden hakkınızı helal edin canlarım:P

---Mesela: Murat Kücükosman.. Hem karizmatik hem sempatik hem de çok iyi kalpli biri:) En düzgün insanlar arasına girer Murat da:)

Arthur, Murat, MSK, Deniz, Erhan, Emre, Aras,.. Seviyorum sizi çok. Yanımda oldugunuz ve dertlerimi paylaştıgınız, beni anlayabildiginiz için binlerce teşekkürler..


12/2/09

SPOILER!

1-Frank Oz'u çok seviyorum.
2-Kevin Kline'a ise hastayım.

Küçük bir kasabada sayılıp sevilen bir öğretmen olan ve evlenme arifesindeki Howard(Kevin Kline)'ın hayatı bir gecede okula gelen eski mezunlardan Cameron Drake(Matt Dillon)'in konuşmasıyla değişir. Nasıl mı? Şöyle ki; Cameron holivudda yaşayan ünlü bir oyuncudur artık. Ve homoseksüel bir askeri canlandırdığı bir filmde Academy ödülünü almıştır. Konuşmasında şöyle der:

''Maybe I should thank someone else. Someone who's really been there, someone who taught me alot, about poetry and Shakespeare, and just, y'know, stayin' awake, man. Someone who's just an overall great guy, a great teacher... to Howard Brackett from Greenleaf, Indiana! And he's gay. Y'know, I've been thinking alot about this night, and I've decided to dedicate this whole night to a great, gay teacher. Mr. Brackett, WE WON!''

------------------ Howard artık kendi kendine sormaktadır, ''gay miyim acaba ben?'' diye:)
Şimdi karşınızdaa benim ''en'' film listeme giren ''In & Out'' filminin en iyi sahnesi:
(Bu bir ''gay'' testidir ya da "How to be a man" diyelim :) Siz de deneyin bakalım sonuç ne olacak? :)))

Koptuğum an budur işte,
Voice on tape: Now, repeat after me: "Yo!"
Howard Brackett: Yo!
Voice on tape: Hot damn!
Howard Brackett: Hot damn!
Voice on tape: What a fabulous window treatment!
Howard Brackett: What a fabu...
Voice on tape: That was a trick!

Voice on Tape: For God's sake, don't shake that booty!
Voice on Tape: Think about John Wayne, Arnold Schwarzenegger. Arnold doesn't dance, he can barely walk.
Voice on Tape: Truly manly men do NOT dance.

*Denediniz mi? Dans ettiniz siz de değil mi? Hahahah üzgünüm :P